• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam142
Toplam Ziyaret630485

S-400, Patriot ve F-35

S-400, Patriot ve F-35

24 Mayıs 2019

Son bir kaç yıldır Türkiye'nin gündemini satın alacağı S-400, Patriot ve F-35 silah sistemleri oluşturmaktadır... S-400, Patriot ve F-35 konusunda ne olacağı konusunda fikir yürütebilmek için bu konudaki gelişmeleri kısaca özetlememiz gerekir diye düşünüyorum.

S-400 ve Patriot silah sistemleri ‘’uzun menzilli füzesavar silah sistemleridir’’. S-400, Patriot silah sisteminden farklı olarak; Patriot sadece uzun menzilli füzesavar füzesi iken S-400 hem uzun menzilli uçaksavar hem de uzun menzilli füzesavar silah sistemidir.  F-35 ise ABD’nin geliştirdiği yeni nesil savaş uçağının ismidir. F-35 üretim programına Türkiye de dâhil olmuştur. F-35’lerin üretim programına Türkiye yaklaşık 11 Milyar Dolarlık bir üretimle katkı sağlayacaktır.  

ABD’nin Patriot füzelerini Türkiye’ye satmakta sorun çıkarması üzerine Ankara, 2017 yılının sonlarında iki ülke arasında iki buçuk milyar dolarlık bir anlaşmayla Rusların S-400 hava savunma sistemini almaya karar verdi…

Bunların yanında Türkiye, S-400 ve Patriot sistemlerine benzer İtalyan-Fransız ortaklığı SAMP/T hava savunma sistemini, bu silahlara alternatif olarak satın alma, teknoloji transferi ve ortak üretim konusunda da bir çalışma başlattı.

Türkiye’nin Rusya ile S-400 füzelerinin satın alınması anlaşması üzerine ABD Türkiye’nin Rus S-400 füzelerini almaması için Türkiye’ye baskı yapmaya başladı. Hatta ABD Türkiye’nin S-400 aldığı takdirde F-35 uçakları programından çıkarılacağı tehdidini öne sürdü.

ABD bu tehditlerini somutlaştırarak ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu tarafından 10 Mayıs 2019 tarihinde sunulan ve Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alması halinde F-35 programından çıkarılması çağrısı yapan karar tasarısını onaylayarak kabul etti. Bu karar tasarısında Türkiye’ye S-400 silah sistemi alımını iptal etmesi çağrısı yapıldı.

Metinde Amerika’nın ‘’Düşmanlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası’’ (CAATSA)’nın Başkan’a Rus savunma ya da istihbarat sektörüyle önemli işlemler yapan birey ya da kuruluşlara yaptırım uygulamasını şart koştuğu da hatırlatıldı.

Ayrıca karar metninde Türkiye’nin S-400 sistemi almasının Amerika ve NATO müttefiklerinin güvenliğine ve Türk-Amerikan ilişkilerine zarar verdiği ve bu alımın Türkiye’nin F-35 üretimine katılma ve bu uçakları filosuna alma planıyla uyumsuz olduğu belirtiliyor.

Karar metninde ayrıca; F-35 programı dışında olası yaptırımlardan etkilenebilecek savunma teçhizatı programları arasında Patriot hava ve füze savunma sistemi, CH-47F Chinook helikopterleri, UH-60 Black Hawk helikopterleri ve F-16 uçakları da var.

ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu tarafından onaylanan bu karar üzerine Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, önümüzdeki aylarda S-400’ün gelmesinin ardından ABD’nin CAATSA yaptırımlarının devreye girmesi halinde neler yapabileceğinin hesabını yaptıklarını belirterek, “Türkiye CAATSA yaptırımlarının hayata geçmesine yönelik de hazırlık yapıyor” diye açıklamada bulundu…

Bütün bu haberler, bu son gelişmeler kamuoyunca bilinen konular… Sorun bundan sonrasının ne olacağı üzerinedir. Türkiye S-400 alacak mı? Türkiye S-400 alırsa Türkiye-ABD ilişkileri, almazsa Türkiye –Rusya ilişkileri nasıl etkilenir. Şimdi gerek Türkiye’de gerekse de ABD, Rusya ve AB’de bütün thing teng kuruluşları bu soru üzerine kafa yormaktadır. Dolayıyla kamuoyu da bu sorunun cevabını beklemektedir.

Hafızamız zayıftır. Bu nedenle yakın bir geçmişe gidelim…

Türkiye geçmişte ABD’den dört adet Awacs Radar uçağı satın aldı. Awacs’ın Türkçe açılımı ise ‘’Havadan Erken İhbar ve Kontrol’’ anlamına gelmektedir. Bu uçaklar Boeing 737 tipi uçakların gerekli modernizasyonu sonrası bir ‘’Uçan Radar’’ haline getirilmiş halidir... Awacs uçaklarını Türkiye 2004 yılında ABD’den sipariş etmişti.  Sipariş tarihimiz 2004 yılı olmasına rağmen uçaklarımız planlanan zamandan 5 – 6 yıl gecikmeli olarak 21 Şubat 2015 tarihinde hizmete girebilmişlerdir. Türkiye bu uçaklar için toplam 1,5 milyar Dolar para ödemiştir.

Awacs 30.000 feet irtifada görev yaparken yaklaşık 500 km ötedeki, uçak 30.000 feet’in üzerine çıktığı zaman yaklaşık olarak 800 km uzaklıktaki hedefleri görüp tespit ve teşhisini yapabilmektedir. Ancak Awacs’ın en büyük özelliği Patriot füzelerinin bir parçası olarak hava radarı görevini yapmasıdır. Bu nedenle Türkiye o zamanlar muhtemel satın alacağı Patriot füzesavar silah sisteminin bir parçası olan radarlarını 1,5 milyar Dolar para ödeyerek zaten envanterine almıştı.

Türkiye’nin S-400’ler için ödeyeceği para yaklaşık 2,5 milyar Dolar’dır. Türkiye’ye ilkbahar yağmurları gibi göklerden Dolar’lar yağdığı için bu silahların maliyetini şimdilik bir kenara bırakalım..

Bu silahlar (S-400 ve Patriot veya SAMP/T bataryaları) uzun menzilli füzesavar silah sistemleridir. Uzun menzilli füzeler ise her ülkenin elinde bulunmamaktadır. Bu silahlar Suriye’de yoktur, Irak’ta yoktur, Yunanistan, Bulgaristan ve İngiltere ve Fransa hariç tüm bir Avrupa’da yoktur. Bölgemizde sadece İran ve Rusya’da bulunmaktadır. Daha uzaklarda Çin, Kore ve ABD elinde bulunmaktadır. Bu silahlarla Türkiye’yi tehdit edecek bölgede iki ülke vardır: İran ve Rusya. İran’ın Rusya’nın hemen hemen müttefiki olması, genellikle Rus teknolojisi kullanması nedeniyle tehdidi aynı değerlendirmek gerekmektedir.

Bu durumda şu soru sorulmalıdır: Türkiye Rusya’dan alacağı S-400’leri Rusya’ya karşı mı kullanacaktır? Bu durumda silah sistemlerindeki gizli ve gömülü kodlarla Rusya buna izin mi verecektir?

Bir başka konu da S-400 diye bilinen sadece füzesavar sistemidir. Bu sistemin 600 km uzaktaki hedefleri algıladığı ifade edilmektedir. Ancak bu yetenek için hangi kara ve hava radarlarını kullanacağı ve bunların maliyet ve kullanım, Türkiye’nin hava savunma sistemine entegresi konusunda şüpheler vardır. Ayrıca S-400 sisteminin kullanılması, yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi konusunda da belirsizlikler vardır.

Tüm silah sistemlerinin belirli bir yönetimi vardır. Kaynak, idame, bakım, standart, uyumluluk, eğitim, kod gibi… Yıllardır Batı silah sistemlerini ve teknolojisini kullanan Türkiye’nin böylesi gelişmiş bir teknolojiyi mevcut altyapısına ve sistemine nasıl entegre ve idame edeceği konuşu da belirsizdir.

Türkiye’nin S-400 alımı karşısında ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu tarafından anılan kararı ve ABD’nin CAATSA yaptırımlarının devreye girmesi konusu hiç de hafife alınacak gibi değildir. En azından Türkiye’nin F-35 programından dışlanması halinde kazanacağı teknoloji ve üretim yeteneği hariç kaybedeceği 11 milyar Dolar vardır. Gerçi yazımın girişinde bahsettiğim gibi Türkiye’ye ilkbahar yağmurları gibi gökyüzünden Dolar yağdığı için bu parasal konular sorun değildir. Ayrıca Türkiye'nin F-35 programından dışlanması halinde artık ömürleri dolan F-16'ların yerine hangi savaş uçağını ikame edeceği konusu da belirsizliğe girecektir.  

Özellikle CAATSA yaptırımlarının devreye girmesi Türkiye’yi ekonomik olarak oldukça büyük bir sıkıntıya sokacağı beklenmelidir. ABD’de devam eden Halkbank davası, Zarraf davası henüz sonuçlanmamıştır.

Türkiye’nin S-400 alımı Türkiye – NATO ilişkilerine de zarar vermesi muhtemeldir. Günümüzde Türkiye’nin tam üye olduğu, mutlak söz hakkı olduğu tek Batı kurumu NATO’dur. Bu Türkiye’nin kolayca vazgeçebileceği bir hak ve imkân değildir.

Türkiye’de 17 yıldır iktidarda bulunan partinin ideolojik olarak Batı ve NATO aleyhtarı olduğu bilinmeyen bir konu değildir. Bu nedenle S-400 konusunda Türkiye’nin vereceği karar askerî, güvenlik ve teknik bir karar değil siyasi bir karar olacağı değerlendirilmelidir.

Eğer bu nedenle Türkiye S-400 alımını gerçekleştirişe Türkiye –ABD, Türkiye – NATO ve Türkiye – Batı ilişkileri büyük zarar görecek, bundan da bu ilişkilere vereceği zarardan dolayı ellerini ovuşturarak sevinen de Rusya olacaktır.

Türkiye ise Batı, ABD ve NATO ilişkilerini bozan, üstelik 2.5 milyar Dolar da ödeyerek ideolojik nedenlerle alacağı ancak faydasını görmeyeceği bir silah sistemine sahip olacaktır.

Ancak S-400 anlaşması imzalanmıştır. Türk hükumet sözcüleri her fırsatta bu silahları alacaklarını ifade etmektedir. Son tahlilde Türkiye’nin aklıselimle hareket ederek bu alımdan vaz geçeceği, karşılığında da Rusya’ya bazı ekonomik ve siyasi tavizler verebileceği değerlendirilmektedir.

Diğer taraftan her yabancı menşeli silah tedariki kaynak ülkeye siyasi bağımlılığı da beraberinde getirmektedir. Prof. Dr. Jehuda L. Wallach Yahudi kökenli bir Alman askerî tarihçidir. Bu tarihçinin de güzel bir kitabı var:  ‘’Bir Askeri Yardımın Anatomisi, Türkiye'de Prusya-Alman Askeri Heyetleri 1835-1919’’ (Genelkurmay Harp Tarihi Yayınları, 1977) (Orjinali:  ‘’Anatomie einer Militaerhilfe, Die preussisch- deutschen Militaermissionen in der Türkei’’, Droste Verlag Düsseldorf, 1976) Yazar çalışmasına doktora tezi olarak Mısır’a yapılan Rusya askerî yardımlarını inceler…  Sonra da ABD yardımlarını inceler. Daha sonra yazar Osmanlıya yapılan Alman askerî yardımları incelemeye başlar ve sonuçta da bu kitap ortaya çıkar. Yazar kitabında şu tezi ortaya atar: Silah yardımı alan veya silah satın alan ülkeler süreç içerisinde kaynak ülkenin siyasi ve askerî hegemonyası altına girmektedirler.

Rusya’nın veya Doğu Blokunun (Şangay beşlisi gibi) Türkiye’ye sunacağı hiçbir siyasi ve kültürel gelecek yoktur. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmanın, kovboydan kaçarken ayıyla karşılaşmanın, iki kötüden birisini seçmenin hiçbir anlam ve amacı yoktur.

Sorunun özüne bakıldığında Türkiye'nin, kendisine muhtemel bir uzun menzilli füze saldırısı yapabilecek İran ve Rusya ile ilişkilerini düzelttiğinde böylesi bir silaha ihtiyacı da kalmayacaktır. Siyaset zaten sorunları güç (silah) kullanmadan çözme sanatıdır. Böylesi bir güvenlik ihtiyacını zaten Mustafa Kemal Atatürk; Batı'da Balkan Paktı ile, Güney'de Sadabad Paktı ile, Kuzey'de ise Sovyetlerle ''Dostluk, Komşuluk ve İşbirliği Anlaşması'' ile sağlamıştı... Ülkede ve bölgemizde sükûnetin tek adresi yine Mustafa Kemal Atatürk'tür: ''Yurtta Barış, Cihanda Barış''

Bütün silahlar kötülük kaynağıdır.

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz