• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam613
Toplam Ziyaret891732

Cumhura ‘’Başkan’’ seçerken!

Cumhura ‘’Başkan’’ seçerken!

Osman AYDOĞAN, 22 Haziran 2014

Roma İmparatoru Julius Sezar senatoya gelirken, yolunu kesen bir kâhin “Ağustos’un 10’undan- pardon - Mart’ın15’inden sakın!” diye bağırır. Eşi de o gün Sezar’a senatoya gitmemesi için yalvarır. Sezar her iki uyarıyı da dinlemez… 

Sezar 15 Mart’ta senatoya gelirken, bazı senatörler bıçaklarla saldırırlar. Aralarında kimilerine göre “evlatlığı” kimilerine göre “öz oğlu” ve Mersin’de Roma Valiliği yapmış olan Marcus Junius Brütüs de vardır. 

Brütüs, Sezar’ı arkadan bıçaklar. Sezar “ihaneti” yansıtan ünlü sözü  “Sen de mi Brütüs?” diyerek can verir. “İhanet” Roma sikkelerinde simgeleşir.

Marcus Antonius saldırganlara karşı harekete geçmeden önce, Sezar’ın cenaze törenindeki “Ben buraya Sezar’ı övmeye değil, gömmeye geldim!’’ sözleri Villiam Shakespeare’in oyununda devleşir. (William Shakespeare, Julius Caesar, Ve Edebiyat Yayınları, 2003)

Bilindiği gibi Shakespeare'in oyunlarından en ünlüsü ‘’Julius Caesar’`dır. Bu oyunda dürüst ve erdemli bir kişiliği olan Brutus, Jül Sezar'ın kendisini Roma imparatoru ilan etmesini önlemek amacıyla, arkadaşlarıyla birlik olup çok sevdiği Jül Sezar'ı özgürlük adına öldürür. Ama bunun cumhuriyetin yok olmasını önleyememesi üzerine de kendi canına kıyar.

Anlıyor musunuz? Düşünen, hisseden, aydın insan için ‘’seçim’’ karanlık ‘’mağmum’’, boş, bilinçsiz bir ‘’ihanet’’ten ve Brütüs’le özdeşleşmekten ayırt edilemez. Bazen sandığa; gönülden geçeni ‘’övmek’’ üzere değil,  gönülden geçmeyeni ‘’gömmek’’ için, bazen de birisinin kendisini Roma imparatoru –pardon Türk imparatoru- ilan etmesini önlemek amacıyla gidilir. Zaten stratejide temel ilkedir: ‘’Eğer gücünüz amaçlarınızı gerçekleştirmeye yetmiyorsa, rakibinizin amacını gerçekleştirmesini engelleyin. Siz kazanamasanız da en azından rakibiniz kaybetmiş olur.’’ Takınılan tavrın, yapılan seçimin cumhuriyetin yok olmasını önleyememesi üzerine de kendi canına kıyma ihtimali de vardır! Siyaset uğruna her şey feda edilir, kimselere yaranılmaz, derken ‘’yetmez ama evet’’ deneyimiyle sonsuz bir pişmanlıkla ezilip kalır insan.

***
Bir Türkan Şoray filminde geçerdi; Türkan Şoray’ın canlandırdığı bir kadın bir barda birisini beklemektedir. Bekleme esnasında kadın düzgün birisiyle tanışır. Sohbete koyulurlar. Sohbet esnasında geri dönüşler vardır. Sonunda kadının beklediği adam gelir ve kadını alır götürür. Adam kaba saba birisidir. Giderken kadın mırıldanırken film de biter: ‘’Hayatta her insanın beklediği biri ve karşılaştığı birisi vardır, acı olan bunların farklı farklı kişiler olmasıdır.’’

Hayat hep böyledir. İdeal aday, sevgili, eş, patron, toplum gerçek hayatta yoktur; yalnızca kafalarda vardır. Her seçimin bir alternatif maliyeti vardır. Hayatta her insanın beklediği biri ve seçtiği birisi vardır, acı olan bunların farklı farklı kişiler olmasıdır.

Anlıyor musunuz? Düşünen, hisseden, aydın insan için ‘’seçim’’ karanlık ‘’mağmum’’, boş, bilinçsiz bir maliyetten ayırt edilemez. Siyaset uğruna her şey feda edilir, kimselere yaranılmaz, derken seçimin alternatif maliyetinin altında sonsuz bir pişmanlıkla ezilip kalır insan.

***
Fransız ozanlarının en önemlilerinden biri olarak bilinen Louis Aragon  (1897 -1982)’un Türkçeye ‘’Mutlu Aşk Yoktur’’ adıyla çevrilen güzel bir şiiri vardı. Şiirden bir dize:

‘’Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye 
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek 
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek 
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek 
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine 
Mutlu aşk yoktur.’’

Şiirde olduğu gibi gerçek hayatımızda da vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye, en küçük bir reddiye için nice mutsuzluk gerek, bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek, nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine, mutlu seçim yoktur.

Anlıyor musunuz? Düşünen, hisseden, aydın insan için ‘’seçim’’ karanlık, ‘’mağmum’’, boş, bilinçsiz bir reddiyeden ayırt edilemez. Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye.  Siyaset uğruna her şey feda edilir, kimselere yaranılmaz, derken bir ürperişi nice bir maliyetle ödemenin sonsuz bir pişmanlığıyla ezilip kalır insan.

***
Ludwig Wittgenstein (26 Nisan 1889-29 Nisan 1951, Avusturya), dili felsefenin merkezine oturtan 20. yüzyılın en önemli filozoflarındandır. Kişinin ve toplumun düşünce ufkunu dilin sınırları ile belirlediğini iddia eden tek filozoftur. Mantık ve dil felsefesi konularında yaptığı çalışmalarla modern felsefeye önemli katkılarda bulunmuştur. 

Ölümünden sonra, defterlerinden, makalelerinden ve ders notlarından seçilmiş birçok yazısı yayınlanmış olmasına rağmen, hayatı boyunca yayınladığı tek kitap, 1921'de Cambridge'de Bertrand Russell'in gözetimi altında bir öğrenciyken yayınlanan Tractatus logico-philosophicus isimli eserdir. (Türkçede; Tractatus logico-philosophicus, Ludwig Wittgenstein, çeviri: Oruç Aruoba, YKY yayınları, İstanbul 1996) (Tractatus Logico-Philosophicus, Ludwig Wittgenstein, Metis Yayınları, 2008)

Wittgenstein Tractatus’un önsözüne şöyle başlar; ‘’Bu kitabı belki de bir tek, içinde dile gelen düşünceleri – ya da benzer düşünceleri – kendisi de zaten bir kez düşünmüş birisi anlayacak.’’ (Dieses Buch wird vielleicht nur der verstehen, der die Gedanken, die darin ausgedrückt sind – oder doch ähnliche Gedanken – schon selbst einmal gedacht hat.) 

‘’Kitabın bütün anlamı, şuna benzer bir sözde toplanabilir: Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir; üzerine konuşulmayan konusunda da susmalı.’’ (Man könnte den ganzen Sinn des Buches etwa in die Worte fassen: Was sich überhaupt sagen lässt, lässt sich klar sagen; und wovon man nicht reden kann, darüber muss man schweigen.)

Wittgenstein'in tek eseri Tractatus, felsefenin belirli bir dönemine son noktayı koyar; filozofun kendine göre bile, felsefe "tükenmiştir" artık. Çünkü "üzerinde konuşulamayan konusunda ‘’susulmalı"dır. Bu ifade Tractatus'ta son cümledir. 
Tractatus bu cümleyle biter; "üzerinde konuşulamayan konusunda susulmalı."
(Wovon man nicht reden kann, darüber muss man schweigen.)

Anlıyor musunuz? Düşünen, hisseden, aydın insan için ‘’seçim’’ karanlık, ‘’mağmum’’, boş, çorak bir çölden ayırt edilemez. Sadece felsefenin değil edebiyatın, sanatın, psikolojinin, ahlakın, adaletin, hakkın ve hukukun ve daha çok şeyin tükendiği ülkemizde ise "üzerinde konuşulamayan konusunda mutlaka ‘’susulmalı"dır. Siyaset uğruna her şey feda edilir, kimselere yaranılmaz, derken itiraz etmenin dayanılmaz hafifliği ile sonsuz bir pişmanlıkla ezilip kalır insan.

Ülkemizde üzerinde konuşulacak bir şey kalmamıştır artık; ‘’Susulmalıdır.’’

Anlıyor musunuz? Bu ifade Cumhuriyet’tin son cümlesidir!

***
Bir not:

 ‘’Mağmum’’:  Gamlı, tasalı, kederli…

Osman AYDOĞAN

 


Yorumlar - Yorum Yaz