• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam200
Toplam Ziyaret738329

Kral Lear

Kral Lear

04 Ocak 2020

Dün, 03 Ocak 2020 tarihinde saat 21.00’da TRT2’de İngiliz yönetmen Richard Eyre’nin 2018 yılı yapımı ‘’King Lear’’ (Kral Lear) isminde güzel bir filmi vardı. Filmimde Kral Lear’ı Anthony Hopkins canlandırıyordu. Film, Shakespeare’in aynı isimli oyunundan (Kral Lear, Remzi Kitabevi, 1986. Çev. Özdemir Nutku) günümüze adapte edilen çok güzel bir uyarlamasıydı.

Bu sitemde geçen yıllarda William Shakespeare’in ‘’Hamlet’’, ‘’Machbeth’’, ‘’Othello’’, ‘’Julius Caesar’’ ve ‘’66. Sone’’ isimli eserlerini anlatmıştım. Bir ütopya; ben Milli Eğitim Bakanı olsam liseyi bitirmeden tüm öğrencilerin Shakespeare’in bütün eserlerini anlayacak ve içselleştirecek şekilde okumalarını sağlardım. Çünkü Shakespeare’in bütün eserlerinde siyaset vardır, siyasetin şifreleri vardır, sınıflı toplumların güç ilişkilerinin, çatışmalarının ana kodları vardır… Shakespeare’i anladığımızda bugün Ortadoğu’yu daha iyi anlayabiliriz... Shakespeare’i anladığımızda bugün ülke içindeki siyasetin kodlarını, güç ve çıkar ilişkilerini, güç ve etkinlik kavgalarını, entrikaları, kumpasları, çatışmaları daha iyi kavrayabiliriz... 

Fazla uzatmayayım… Ve biz gelelim Shakespeare’in ‘’King Lear’’ (Kral Lear) oyununa…

‘’Kral Lear’’ Shakespeare'in en iyi trajedilerinden biri olsa da Hamlet ve Machbeth gibi oyunların yanında karmaşıklığı ve zor anlaşılması nedenleriyle geri planda kalmış bir oyundur.

Shakespeare'in bütün oyunlarında şiddet, umutsuzluk, delilik ve ölüm vardır. Perde kapanırken sahnede kan gölü oluşur. Shakespeare'in oyunlarında ölüm bir çözümdür. Kötü karakterler ile trajedinin başkahramanları oyunun sonunda genellikle ölürler ve trajik sonlarla adalet yerini bulur.  ‘’Kral Lear’’ oyununda ise bütün bu özelliklerin daha fazlası vardır. 

‘’Kral Lear’’ oyunu (İngilizce ’’True Chronicle History of the Life and Death of King Lear anf His Three Daughters’’ veya ‘’The Tragedy of King Lear’’ olarak adlandırılır) 1600’lerde  yazıldığı tahmin edilmektedir. Shakespeare'in diğer birçok oyununda olduğu gibi ‘’Kral Lear'’ın hikâyesi de daha önceden anlatılan halk masallarından alınmadır.

Shakespeare, ‘’Kral Lear’’ oyununda karakter analizlerini, insan ilişkilerini ve özellikle de çıkar ilişkileri çok iyi ele alır. Bu konularda ‘’Kral Lear’’ bir başyapıt niteliğindedir. Her Shakespeare yapıtında olduğu gibi bu oyunu da hakkıyla anlayabilmek için önce oyun kitaptan okunmalı sonra da sahne de seyredilmeli diye düşünüyorum.

Oyunun hikâyesi özetle şu şekildedir:

Yaşlı Kral Lear, çöküş sürecine giren imparatorluğun yönetimini ve kendi mülkiyetini üç kızı arasında paylaştırmak ister. Bu paylaşımın eşit ve adil olması için kızlarını da denemek isteyen Kral Lear, kızlarını toplar ve kızlarına kendisini ne kadar çok sevdiklerini sorar. Kızlarından Goneril ve Regan sahte ve süslü sözcük ve cümlelerle babalarını ne kadar çok sevdiklerini anlatırlar. Fakat gerçek sevginin süslü laflarla anlatılamayacağına inanan kızların en küçüğü olan Cordelia ise dürüstçe ve sahici sözlerle babasına olan saygı ve sevgisini dile getirir.

Yaşlı Kral idrak ve izan yoksunudur, Cordelia’nın sevgi cümlelerine inanmaz ve onu evlatlıktan reddederek sürgüne gönderir ve hükümranlığını ve topraklarını diğer kızları Goneril ile Regan arasında paylaştırır. Kral, Cordelia'yı savunmaya kalkan Kent Kontu'nu da sürgüne gönderir.

Babalarından hükümranlığını ve topraklarını alan Regan ve Gonoril mutlak hâkimiyeti elde etmek için babalarına bunak muamelesi yaparak Kral Lear'ın askerî ve idari gücünü kısıtlarlar. İki kızı tarafından kapı dışarı edilen Kral Lear sonunda gerçekten bunar, aklını kaçırır...

Kral Lear’in  bu aymazlık ve budalalıkla verdiği karar, oyunun temel çatışma ekseni oluşturur. Oyunun ilerleyen aşamalarında idareyi elinde bulunduran Kral Lear’in entrikacı kızları, fitne, kumpas ve dalaverelerle imparatorluğu ve kendilerini  trajik bir biçimde tehlikeye atarlar. Oyunun ilerleyen aşamalarında güç  paylaşımı ve iktidar hırsı adına öldürme ve ölümler başlar.

Oyunda Kral Lear'ın trajedisine paralel olarak Gloucester Kontu'nun da hikâyesi bulunur. İki hikâyenin de teması evlatlarından kötü olanların etkisiyle, iyi evlatlarını haksız yere cezalandıran babaların kendilerini düşürdükleri zor durum ve trajik sonları anlatılır.

Oyunun anlatımını burada kesiyim çünkü oyun bundan sonraki bölümü özetle anlatamayacağım kadar karmaşıklaşır. Oyunun sonunda da başta da söylediğim ve her Shakespeare oyununun sonunda olduğu gibi sahne kan gölüne döner ve hemen hemen herkes ölür.

Ancak oyunun sonunu söyleyeyim: Kral Lear iki kez cezasını bulur. Önce haksızlık ettiği ve sarayından kovduğu Cordelia'sıyla yüzleşir ve ardından da ölür.

Özetle bu oyunuyla Shakespeare demek ister ki; çok konuşanlardan, övgüleriyle ikiyüzlülüğün en tiksindirici örneklerini verenlerden, kalp parayı ağız kalabalığıyla altın sikkesi olarak göstermek isteyenlerden kaçının. Krallar çoğunlukla dalkavukluğu severler ve yutarlar. İltifata alışmış olanların gözleri gerçeğe kapalıdır.

Shakespeare oyunlarının özelliği oyun içinde geçen sözlerdir. Bu sözleri okuyunca sanırsınız ki dört yüzyıl önceki bir dünyadan değil de günümüz dünyasında geçen ve sizlere tanıdık gelen sözlerdir.

Şimdi gelelim oyunda geçen ve sizlere tanıdık gelen, her zaman taze ve her zaman güncel olan bu sözlere:

"Evlat nankörlüğü, zehirli bir yılan dişinden bile daha keskindir."

‘’Beterin beteri olduğu sürece umut etmek gerekir."

"Gerekli ihtiyaçları sağlanamamış insan, zavallı, çıplak ve oklanmış bir hayvandan farksızdır." 

"Lime lime giysiler, en ufak, en önemsiz hataları bile gösterir. Ama günahını altın kaplat da gör, adaletin güçlü, uzun kılıcı nasıl da kırılır."

"Göze iyi görünür kötü kişiler, daha kötüleri varsa eğer. En kötü olmamak da bir bakıma övgüye değer."

"Ne tatlı olmalı ki yaşamak, sürekli ölüm korkusu çekmeyi, ölümün kendisine yeğliyoruz."

‘’Zamanımızın laneti bu, körlere gösteriyor deliler yolu!’’

" ‘Daha beteri olamaz’ diyebiliyorsak hala, en kötüyü tatmamışız demektir.’’

‘’Kendi başına acı çeken, ruhunda acıyı daha fazla duyar.’’

‘’Kendini çekip koparan dal kurumaya mahkûmdur.’’

‘’Akıllanmadan yaşlanmayacaktın.’’

‘’En iyiyi bulmak için uğraşırken iyiyi kaybediyorsunuz.’’

‘’Pislik ancak pislikten tat alır.’’

‘’İnsan, en dipsiz yarayla kanadı mı bir defa, acıtmıyor canını artık ne gelse başına.’’

‘’Kısık sesi yankı yapmıyor diye kalbi boş sanma kimseyi.’’

‘’Akıl ve erdem iğrenç olana iğrenç gelir.’’

‘’İnsan, bu dünyaya ağlayarak gelir, yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider.’’

" ‘En beter yerdeyim’ diyebildiğin müddetçe, değilsin demektir en beter yerde.’’

“Konuşacaksak eğer, hissettiklerimizi söyleyelim, gerekenleri değil.”

Böylesine önemli ve her daim güncel olan bu oyuna sinema yönetmenleri de ilgisiz kalamazlar.

Sinema tarihinin en önemli ve etkileyici yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Japon yönetmen Akira Kurosawa ‘’Ran’’ isimli filminde Kral Lear’ın konusunu işler. Ancak bu filmde üç kızın yerini üç oğul alır.

İngiliz yönetmen Don Boyd'un ‘’Krallığım’’ (My Kingdom ) filminde de bu konu işlenir Ancak bu filmde Kral Lear'ın yerini Liverpool suç örgütünün babası Sandeman alır. Bu filmde de Sandeman karısı Mandy'nin öldürülmesi üzerine, intikamını üç kızına havale eder.

Sovyet sinema yönetmeni Grigori Kozintsev tarafından 1971 yılında Kral Lear’ın bir Sovyet uyarlaması da yapılır ‘’Korol Lir’’ adında... 

Kral Lear İngiliz tiyatro ve sinema yönetmeni, oyuncusu ve yapımcı Laurence Olivier'in başrolünü oynadığı bir de televizyon dizisi vardır.

Son olarak da girişte bahsettiğim gibi İngiliz yönetmen Richard Eyre’nin 2018 yılı yapımı ‘’King Lear’’ filmi günümüze uyarlanır... 

Ayrıca Turgenyev'in "Bozkırda bir Kral Lear" (Kırmızı Kedi Yayınları, 2015) isimli romanında da Shakespeare'in bu yapıtı konusu Rusya’da geçecek şekilde Rus derebeylerine özgü bir uyarlaması yapılır…

Shakespeare eserlerinde bu oyunda da olduğu gibi adaleti hiç ihmal etmez. Shakespeare eserlerinde adaleti hep oyununun sonuna bırakır. Tıpkı ilahi adalette de Allah'ın adaleti ihmal etmeyip imhal ettiği (*) gibi!

Ancak zamanımızın laneti bu işte; körlere gösteriyor deliler yolu!

Osman AYDOĞAN

(*) İmhal etmek: Zamana bırakmak...

 


Yorumlar - Yorum Yaz