• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam258
Toplam Ziyaret895955

Cevap No. 2

Cevap No. 2

06 Ağustos 2020

Bu sayfada 23 Temmuz 2020 Tarihinde Ahmet Hâşim’in Türk şiirinde bir şaheser olan ‘’O Belde’’ isimli şiirini anlatmıştım… Mademki söz Ahmet Hâşim’den açıldı, bu yazımda da Nazım Hikmet'in Ahmet Hâşim'e bir taşlama olarak cevaben yazdığı ''Cevap No. 2'' (Nâzım Hikmet: Portreler, Yeni Kitapçı, İstanbul 1935) isimli şiirini anlatmak istiyorum. 

Ama her iki şair arasındaki bağlantıyı kurmam için önce kısa bir bilgi vermek gerekiyor.

Nâzım Hikmet ve yeni bir şiir

Nâzım Hikmet genç bir şairdir. Geçimini sağlamak için Babıâli'de ‘’Resimli Ay’’ dergisinde müsahhih (düzeltici) olarak çalışmaktadır. Daha sonra dergide şiirler, yazılar yayımlamaya başlar. İlk şiiri 1929 Haziranında “Yarıda Kalan Bir Bahar Yazısı” başlığıyla ve “İmzasız adam” adıyla basılır. Nâzım bu şiir ve yazılarıyla yeni bir şiir, yeni bir sanat anlayışı, yeni bir edebiyat anlayışı ile bütün gözleri üzerinde toplar ve edebiyatta yeniliğin sembolü haline gelir... 

Babıâli’de o zamanlar eskiden de olduğu gibi  bir ‘’‘yeniler’’ ve ‘’eskiler’’ tartışması vardır. Bu tartışma içinde Türk Ocağı da Hamdullah Suphi’nin liderliğinde eskiyi savunanların merkezi halindedir.

Nâzım Hikmet’in ‘’Resimli Ay’’ dergisinde dilden dile dolaşan şiirleri eski edebiyatı savunan edebiyatçıları çileden çıkarmaya başlar. Nâzım Hikmet’in ‘’Resimli Ay’’ dergisinde Haziran 1929 sayısında yayınlanan “Putları Yıkıyoruz” isimli yazı dizisi büyük infial yaratır. Nâzım Hikmet bu yazı dizisinde en çok yüceltilen şairlerden Abdülhak Hâmit ve Mehmet Emin için yazdığı eleştiriler büyük tepki çeker.

Bu yazı üzerine eskilerden Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ahmet Hâşim, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve hatta yenilerden Peyami Safa, Nâzım Hikmet’e açıktan açığa saldırırlar. Gerçekten de Nâzım Hikmet edebiyatta putları yıkıyordur. Bu kadar tepki çekmesi de olağandır.

Nâzım Hikmet 1929 yılında ‘’835 Satır’’ (Yapı Kredi Yayınları, 2016) adlı şiir kitabını yayınlar. Kitap, Türk edebiyat dünyasında bir bomba gibi düşer. Biçimiyle olduğu kadar içeriğiyle de edebiyat dünyasında büyük yankılar uyandırır. Aşırı yergilerle övgüler birbirini kovalar. O kadar ki, o günlerin en gözde şairlerinden Ahmet Hâşim bile yeni akımına karşı olmasına rağmen Nâzım Hikmet’i alkışlamaktan kendini alamaz:

“… Şair müheykel bir şekil halinde semanın maviliğine karşı durmuş, cidden tuhaf; fakat ahengi cidden emsalsiz bir garip aletin tellerini söyletiyor. Bu vezin bildiğimiz vezinlerden değil, bu lisan şiirin bugüne kadar kullandığı lisana benzemiyor… Bu şiirin eskisine nazaran rüçhanı muhakkak... Eskiden şiir bir tek düdükle söylenirdi. Nâzım Hikmet Bey bir tek âlet yerine koca bir orkestra takımı vücuda getirmiş…”

Başlangıçta Nâzım Hikmet için olumlu konuşan, yazılar yazan Ahmet Hâşim, Yakup Kadri eski-yeni kavgası başlatınca eskilerin yanında yer alarak Nâzım'ı alaya alan, suçlayan yazılar yazmaya başlar. Ahmet Hâşim’in Nâzım Hikmet’e olan karşıtlığının özünde Nâzım Hikmet’in Mehmet Emin’in milli şair olamayacağına dair yazdığı makalesinin yattığı düşünülür. 

Ve Ahmet Hâşim

Bu arada Ahmet Hâşim bir mülakatta ("Üç Büyük Üstadla Mülâkat", Kâzım Sevinç, Garba Doğru, 1 Ağustos 1930), Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na Nâzım Hikmet hakkında şunları söyler:

‘’….. . Bir edib, diğer bir edibe benzemeyen adam diye tarif edilmelidir. Binaenaleyh, mademki yeni birtakım imzalar var, o kadar da yeni edebiyatların mevcut olduğuna inanmalıyız. İsimlerini yeni işitmeye başladığımız yeni ediblerin en kabiliyetlisi serbest nazımla şiir yazan bir genç imiş. Bazı şiirlerini okudum. Bana öyle geliyor ki, bu zatın yeniliğine vaktiyle Fecr-i Âti'nin yeniliğine yapılan itirazlar yapılabilir. Onlar Régnier ve Samain'i taklit ederlerdi. Bu genç şair de, geçenlerde intihar eden, Bolşevik şairi Mayakovski'yi taklit ediyor. Mayakovski'den haberdar olmayanlar, bizde, yeri göğü sarsan, emsalsiz bir dâhinin, bir mucizenin dünyaya geldiğini zannettiler. Bunda biraz mübalağa olsa gerek. Külhanbeyi lehçesiyle şiir yazmayı ilk düşünüp yapan Mayakovski'dir. Şiire muhatap olarak efendiyi ihmal edip sokak serserisini intihap eden yine odur. O da kundurasından, çizmesinin çivilerinden bahseder, o da Goethe'ye, Shakespeare'e küfürler savurur, filozoflara sövüp sayar. Onun da bazı kitaplarının serlevhaları rakamlıdır. Bu estetik güzel veya çirkinse şeref veya kusuru münhasıran Mayakovskiy'ye aittir. 

Taklit eden adam dâhi de olsa, ne yazık ki, dâhi bir mukalitten başka bir şey değildir. Nitekim her gün ‘835 Satır’ın (Nâzım Hikmet'in Mayakovski çizgisine yöneldiği şiir kitabının adı) ne mükemmel taklitlerini, mecmualarda görüyoruz. Esasen bu şiirin de taklit olduğu şundan belli ki, bahsettiği şeylerin hiç birini tanımıyoruz. Burjuva, nasıl şeydir? Proletarya ne cins bir kuştur? Kızıl süvarilerden, beyaz süvarilerden bahsediyor. Müthiş bir ‘duvar’a meydan okunuyor. Hangi süvariler, hangi duvar? Bütün bunlar Merih gibi, dünyamıza tamamen yabancı bir âlemin dedikodusudur.’’

Ve Nâzım’ın cevabı

Nâzım Hikmet de cevap vermede gecikmez, cevabını da hemen yapıştırır…  Tabii ki de şiirle... Nâzım Hikmet’in Ahmet Hâşim’e cevap verdiği şiirinin adı: ‘’Cevap No. 2’’dir. Nâzım Hikmet kendisine saldıran edebiyatçılara ‘’Cevap No. 1’’, ‘’Cevap No. 2’’ ve ‘’Cevap No. 3’’ isimleriyle taşlama şiirlerini kaleme alır.  (Yakup Kadriye ‘’Cevap No. 1’’ şiiri ile Ahmet Hâşim’e ‘’Cevap No. 2’’ şiiri ile Hamdullah Suphi’ye ise ‘’Cevap No. 3’’ şiiri ile cevap verir.)

Biraz uzuuun bir bilgi oldu ama bunları anlatmam gerekiyordu Nâzım Hikmet’in Ahmet Hâşim’e cevaben yazdığı ‘’Cevap No. 2’’ şiirini anlamak için. Nâzım Hikmet “Cevap No. 2” adlı bu şiirinde Ahmet Hâşim’i yerden yere vurur, ona hakaretler yağdırır ve edebiyat dünyasında Ahmet Hâşim’in kurtulamayacağı bir sıfat olan “Bağdadî Şaklaban” sıfatını Hâşim’e yapıştırır. Nâzım Hikmet’in cevabını okumadan önce şunu da bilmemiz gerekir: Ahmet Hâşim Bağdatlıdır. Bağdat doğumludur…

Ahmet Hâşim de bu yergi şiirini okuduğu gün yanındakilere hiçbir öfke belirtisi göstermeden, "Uşak ile kuşağı iyi kullanmış" diye söylenerek gayet olgunca karşılar… Kaldı ki şiirinde Nâzım ''uşak'' ile ''kuşak'' sözcüklerini hakaret maksadıyla kullanmıştır…  

Görüyorsunuz ya; eski insanlar (Ahmet Hâşim) ne engin hoşgörülü insanlarmış, eski şairler de (Nâzım Hikmet) ne ileri görüşlü şairlermiş! Bakın etrafınıza, renkli renkli camlara, TV'lere, sözde basına, ceridelere Nazım'ın şiirinde bahsettiği ''İki Serseri''yi her yerde görürsünüz. Alın bu şiiri günümüzdeki istediğiniz kişiye, istediğiniz şekilde uyarlayın! Şiir sanki günümüze, günümüzdeki uşşaklara, şaklabanlara, madrabazlara hitaben yazılmış gibidir!...

Osman AYDOĞAN

Cevap No. 2

İki serseri var:
Birinci serseri
köprü altında yatar,
sularda yıldızları sayar geceleri..
İki serseri var:
İkinci serseri
atlas yakalı sarhoş sofralarında
Bağdatlı bir dilencinin çaldığı sazdır.
Fransız emperyalizminin
idare meclisinde ayvazdır.

Ben:
Ne köprü altında yatan,
ne de atlas yakalı sarhoş sofralarında
saz çalıp Arabistan fıstığı satan-
-ların
şairiyim;

topraktan, ateşten ve demirden
hayatı yaratan-
-ların 
şairiyim
ben.

İki serseri var:
İkinci serseri
yolumun üstünde duruyor
ve soruyor
bana:
"PROLETER
dediğimin
ne biçim kuş
olduğunu?"

Anlaşılan
Bağdadî şaklaban
unutmuş
Mösyö kimle beraber
Adana-Mersin hattında o kuşu yolduğunu...

İki serseri var:
İkinci serseri
pencerelerden bir gölge gibi girer
geceleri..
İki serseri var:
İkinci serseri
halkın alınterinden altın yapanlara
kendi kafatasında hurma rakısı sunar.

Ben hızımı asırlardan almışım,
Bende her mısra bir yanardağ hatırlatır.
Ben ki halkın ne alınterinden on para çalmışım
ne de bir şairin cebinden bir satır...

İki serseri var:
İkinci serseri
meydana dört topaç gibi saldığım dört eseri
sanmış ki yazmışım kendileri
için.
Halbuki benim
bir serseriye hitap eden
ikinci yazım işte budur:
Atlas yakalı sarhoş sofralarının sazı
Fransız sermayesinin hacı ayvazı
bu yazdığım yazı
örse balyoz salanların şimşekli yumruğudur
katmerli yağ yağ ensende
Ve sen o kemik yaladığın
sofranın altına girsen de
-dostun KARAMAÇABEY gibi-
kaldırıp kaldırıp yere çaaal-
mak için
canını burnundan aaal-
mak için,
bulacağım seni..
Koca göbeklerin Russel kuşağı sen,
sen uşşşak murabbaı,
sen uşşşak mik'abı
satılmış uşşakların uşşşağı sen!!!

(Nâzım Hikmet: Portreler, Yeni Kitapçı, İstanbul 1935)


Yorumlar - Yorum Yaz