• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam689
Toplam Ziyaret627874

La Casa de Papel

La Casa de Papel 

29 Eylül 2018

Netflix film-dizi yapımcılığı ve dağıtımı alanında faaliyet gösteren 1997 tarihinde kurulmuş ABD’li bir şirkettir. Adı, İngilizce internet anlamına gelen "net" ve Amerika'da günlük konuşma dilinde "filmler" anlamına gelen "flicks" kelimesinden gelir. Başlangıçta İnternet üzerinden gerçek zamanlı veri akışı ve video-on-demand ile posta yoluyla DVD dağıtımı alanlarında uzmanlaşır.

Netflix 2007’de akışkan medya aracılığıyla internet üzerinden film izleme olanağı sunarak iş alanını genişletir. 2010’da ilk olarak Kanada’ya açılır ve zaman içinde veri akışı servisi büyümeye devam eder. Ocak 2016 itibarıyla Netflix 190’dan fazla ülkede hizmet vermeye başlar.

Netflix, 2013’te ‘’House of Cards’’ adlı ilk dizisiyle içerik üretmeye de başlar. O günden bu yana film ve televizyon dizisi üretimlerini hızla artırır. Şirket, 2016’da 126 orijinal dizi ve film yayımlar. Bu rakam, ücretli Amerikan televizyon kanallarının tümünün daha fazladır.

Günümüzde 190 ülkede 125 milyon aboneye ulaşan Netflix, Kanada’dan sonra diğer kıtalara ve ülkelere de açılır. Avrupa’nın yanı sıra Orta Doğu ve Afrika pazarına da girer. Bunu da bölge ülkelerinin dizileriyle gerçekleştirir. Örneğin ülkemizde Çağatay Ulusoy ve İpek Gökdel’in ‘’Karakalem’’ adlı romanından uyarlanan ‘’The Protector’’ Netflix’in ilk dizisidir. Bu dizide ‘’Hakan’’ karakterini Çağatay Ulusoy canlandırır. İtalya’da ‘’Luna Nera’’ dizisinin hikâyesi, 17’nci yüzyılda geçen şeytan oldukları iddia edilen yedi kadının öyküsünü anlatıyor. Bir başka örnek ise Polonya’dan; Ruslar, Polonya’yı işgal ediyorlar.

Bu projelere bir başka örnek de İspanyol dizisi ‘’La Casa de Papel’’dir. ‘’La Casa de Papel’’ (Money Heist, Türkçesi: Kâğıt Ev) İspanyol yapımcı Álex Pina tarafından İspanya'daki Antena 3 kanalı için yapılan ve 2 parça halinde yayınlanan tek sezonluk bir soygun dizisidir. 2 Mayıs 2017'de ilk kez yayınlanır ve 23 Kasım 2017'de sona erer. İki sezondan oluşan dizinin ilk sezonunun süreleri yeniden düzenlenerek 9 bölümden 13 bölüme çıkartılır ve 25 Aralık 2017'de de Netflix'e eklenir.

'’La Casa de Papel’’ dizisi bahsedildiği gibi bir soygun dizisidir. ‘’La Casa De Papel’’ soygun girişiminde bulunan 9 hırsızdan oluşan bir çeteyi anlatır. Soyguncuların amacı İspanyol Kraliyet Darphanesini soymaktır. Ama bunu gerçekleştirirken halkın parasını değil de olmayan parayı çalmayı planlarlar.

Çete lideri hariç bu sekiz kişi kod adı olarak, Berlin, Tokyo, Denver, Moskova, Nairobi, Rio, Helsinki, Oslo gibi şehir adlarını alırlar. Dizideki her bir karakterin farklı bir kişilik ve farklı bir hayat hikâyesi var.

Dizideki tüm süreci planlayan ve soyguncuları seçen kişi ve soygunun beyni olan kişi Profesör’dür.  Çete Madrid’de İspanyol Kraliyet Darphanesini basıp, 67 kişiyi de rehin alarak karşılıksız gerçek para basarlar.

Bizler genellikle pek dikkat etmeyiz ama çağımız semboller çağıdır. Ve semboller filmlerde ve dizilerde sıkça kullanılır. Örneğin başlı başına Yahudiliği anlatan meşhur Hollywood yapımı ''Matrix'' filmi baştan sona kadar sembollerle donatılmış bir filmdir. İçinde saklanmış semboller, fark edilmeden ve bunların tekabül ettiği şeyler düşünülmeden seyredilirse, ancak bir sürü saçmalıkla doldurulmuş Hong Kong malı kung-fu filmlerinden bir tanesi daha seyredilmiş gibi olur. Öte yandan semboller tespit edilip, üzerlerinde kafa yorulmaya başlanırsa, filmin aslında anlatmaya çalıştığı pek çok şey olduğu fark edilir. Benzer şekilde ''La Casa de Papel'' dizisi de sembollerle ve simgelerle donatılmıştır. 

Dizinin ‘'Profesör’' karakterini canlandıran Alvaro Morte soygun ekibini motive etmek için ‘‘ekonomik ve finansal sistemi reddetmek’’ mesajını verir. Dizide de bu ret olayı birçok sembollerle ve simgelerle işlenir. Mesela İtalyan devrimci şarkısı ‘‘Ciao Bella’’nın sürekli çalınması, soyguncuların kıyafetlerinin Guantanamo esirlerininkiyle benzerliği, askerlerinin Anonymous ve Salvador Dali’nin yüz ifadesini çağrıştırması ve kıyafetlerinin kırmızı olması gibi...

Tabii ki soygunda kullanılan bu semboller ve simgeler bilinçli olarak kullanılmıştır. Salvador Dali Katalonya doğumlu bir ressamdır. Dali, yaşamı boyunca her türlü dayatmayı, yanlışı kabul etmemiş, çizgilerin dışında yaşamış anarşist ruhlu, protest bir ressamdır. Katalonya ise İspanya’da özgürlük hareketinin merkezidir. Kırmızı rengin kullanılması ise Kızıl Ordu’yu çağrıştırır. Kızıl Ordu ise işçilerin ve ezilenlerin ordusu olarak bilinir. ''Ciao Bella'' ise malum; sosyalist düşüncenin, devrimci hareketlerin milli marşı gibidir. Dolaysıyla bu simgelerle hırsızlar halkın ezilenlerden yana protest yüzünü temsil ederler. 

Dizide bunların dışında toplumda elitlere ayrımcılık yapıldığına ve polisin ve hükümetin çürümüşlüğüne vurgu yapılır. Profesör de her yıl Avrupa’da karşılığı olmayan para basımına karşılık bu sefer halkın Darphaneden para çekme hakkı olduğunu savunur.

Dizide bu soygun bir tür isyana dönüştürülür ve dünyadaki eşitsizliklere, kapitalist düzene karşı isyanı kara mizahla verilir. Bu şekilde de Ciao Bella, Dali, Kızıl Ordu ve biraz da çok basit ve tatlı bir sosyalizm manifestosuyla soygun meşru hale getirilir. Bu şekilde de izleyiciler soyguncuların tarafına geçirilir. Ancak yine de soyguncular soyguncudurlar; Darphanede bastıkları paraları alıp giderler!

Ve sonuçta dizide sol ideoloji bir araç olarak kullanılarak, kapitalist düzene, dünyadaki eşitsizliklere, ekonomik ve finansal sisteme karşı olan izleyicilerin gazı alınır, ABD ve uzantısı film endüstrisinin her zaman yaptığı gibi. Bir vakitler ülkemizde de ''Kurtlar Vadisi Irak'' filmiyle ABD'nin Irak işgaline, TSK'nın seçme birliklerinin başına çuval geçirilmesine ve Irak'taki Türkmen katliamlarına karşı ABD'den sanal bir intikam alınarak Türk insanın gazının alınması gibi. 

Dizide böylesine büyük bir soygun bu şekilde sadece meşrulaştırılmakla, izleyicilerin soygunlara karşı tepkilerini yumuşatmakla da kalmaz, kapitalist sistemde benzer soygunlara, vurgunlara karşı da izleyenlerin tepkileri şimdiden etkisiz hale getirilir. 

Dizide ilginç mesajlar da veriliyor. Buna bir örnek: "İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla."

Her şey bir tarafa ama ''La Casa de Papel'' dizisinin çok güzel bir tarafı var. O da bu dizinin jenerik müziği olarak İspanyol caz sanatçısı Cecilia Krull‘un seslendirdiği ‘’My life is going on’’ şarkısıdır.

Bu şarkıyı bir dinleyince bir daha dinlemek istersiniz. Sırf bu müzik yüzünden diziyi tekrar tekrar izlemek istersiniz. İnsanın ruhuna dokunan, insanın içini ısıtan yumuşacık, kadife bir ses ve naif bir müziktir ‘’My life is going on’’ şarkısı.

Ve şarkıda geçen şu söze de takılıp kalırsınız: "Seninle kalıp, yanlış olanı seçiyorsam, umurumda bile değil. " (If ı stay with you, if ı'm choosing wrong, ı don't care at all.)

Bu şarkının adı da aynı zamanda benden uzun zamandır haber alamayan arkadaşlarıma beni de anlatır: My life ıs going on.

Sizlere güzel, sıcak, sımsıcak ve güneşli bir hafta sonu diliyorum. 

Osman AYDOĞAN

Cecilia Krull, ‘’My Life Is Going On’’:
https://www.youtube.com/watch?v=F1oHBcTdKL4

(Şarkıyı dinlerken aynı zamanda görsel olarak diziden de parçalar izleyebilirsiniz.)

Dizide farklı bir yorumla verilen İtalyan devrimci şarkısı ‘‘Ciao Bella’’.
https://www.youtube.com/watch?v=EBKdrzaVmVk

 


Yorumlar - Yorum Yaz