• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam328
Toplam Ziyaret627513

Neşet Ertaş; Bozkırın Tezenesi

Neşet Ertaş; Bozkırın Tezenesi

Tezene, bağlama çalarken yöreden yöreye değişen, tellere vurulma şekline verilen addır. Her parçanın da yöresine göre bir tezenesi olur, yani parçalar hem nota olarak ayrılır hem de tezeneleri olarak... .İşte bu nedenle Yaşar Kemal, Neşet Ertaş'ı "Bozkırın Tezenesi" olarak adlandırır.

Dünya çapında bir sanatçıyken TRT’nin siyah beyaz ekranlarında hala  ‘'Kırşehirli mahalli Sanatçı’sı” payesindeydi o. O abdallık geleneğinin son büyük temsilcisiydi, bozkırdaki mücevherdi o.

Bitmeyen bir gurbetti, bir sılaydı, uçsuz bucaksız bozkırdı o… Ruhun derinliğine yol bulan ırmaktı o... Kelimeler asla kifayetsiz kalmazdı onun dilinde, anlatılması imkânsız duyguları, su gibi anlatan efsaneydi o… Türkçe’nin tarih içinde yolculuğunun özetiydi o… Derdini anlatabilecek kadar Türkçe bilen tek kişiydi o... Bu coğrafyanın bağrı en yanık, gözünden yaş, gönlünden aşk eksik olmayan bir garip adamıydı o...

Bağlamanın göğsüne değil, Anadolu insanının bağrına bağrına vururdu o… Sözleri ve müziğiyle insanı dünyanın en derin yalınlığına çekerdi o.

Selda'yı Selda yapan "mahpushaneye güneş doğmuyor" türküsünün kaynağıydı o…

1960'lardan itibaren binlerce yıllık sazımız bağlama ile birlikte anılan Neşet Ertaş'ı Can Dündar belgeselinde konuşturuyordu. Bütün o yoksulluğunu kendi üslubunca bir iki satırla anlatıverdi Neşet Ertaş: ''Öyle sap saman nirdeeee, tavuk cücük nirdeeee.. Ekmaanan (ekmek ile) geçinirdik. Dedi bana birisi ki, bubanın sazınla gel. Bubamın sazınla dilenmeğe gittik, köy köy…’’ Eşek sırtında Yozgat- Yerköy’e uzanan bu yolda bir kere olsun eşeğin sırtından babasını indirmediğini de şu sözleriyle diyiverdi öyle hamiyetperver edâ ile hiç de gururlanmayarak: ‘’Babam yürürken ben nasıl bineyim ki eşeğe?’’ Kendi demesiyle 13 -14 yaşına kadar hem kerem olmuştur, hem abdal… Doğuştan âşıktır… ‘’Alaacaan başını, gideceeen benim gibi, bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm gibi…’’

Sazın ve sözün büyük ustasıydı o…  

Bir türkü meclisinde yine istek üzerinde ‘’Zahidem'’’i söyler. Türküyü bu kadar içten söylemesi üzerine eşraftan biri, bu aşk hikâyesine atfen, "aslı var mıdır?" diye bir sual sorar. Usta şöyle cevap verir: "Aslı olmasaydı Kerem bunca yanar mıydı?"

Selda Bagcan'a hitaben: ‘’Siz insansınız, biz insanoğlu’’ der.

Hiç bir eserinde ismini geçirmemiştir. Hani olur ya; "Neşet der ki" der insan değil mi? Ama o dememiştir işte. Halkına söylemiş her sözünü, onlara bırakmış kelamlarını. "Hiç bir türkümün içinde Neşet veya Ertaş adını duydunuz mu? Çünkü onlar halka ait, ben de halkın sanatçısıyım..." der usta. Olağanüstü denilebilecek yeteneği, geleneğe hâkimiyetiyle bütün yollardan türkü söyleyerek geçen Ertaş, babasının ‘’bize garip derler’’ şiarını bir amentü belleyerek sadece bu mahlası kullanmıştır: ‘’Garip’’

NTV’de katıldığı bir canlı yayında "hepimiz gardaşız aslında, ayıran kendini ayırır" diyen kişidir o.

Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanı olduğu dönemde devlet sanatçılığı teklifini "devlet sanatçılığı ayrımcılık yaratır. Ben halkın sanatçısı olarak kalmayı tercih ederim" diyerek geri çeviren, ''kimse kimsenin önünde eğilmesin’’ diyerek el öptürmeyen, alçakgönüllü, karşısındaki insanları yücelten, mütevazı bir cevher, değeri biçilemeyen türden bir sanatçıdır, bir insanlık ustasıdır o…

Uzun süre kaldığı Almanya’dan Türkiye’ye döndüğü vakit çok lüks bir otelde misafir edildiğinde oteldeki en sıradan sandalyeyi bulup odasına koyar. O bile şatafatlı geldiği için ucuna oturur sandalyenin. Koltuğa davet edildiğinde orada rahat edemediğini söyler. Bu dünyaya da ucundan kıyısından ilişmişti zaten o. Osmanlının yüzlerce yıllık deneyimiyle imbikten süzercesine özetlediği “şeref-ül mekân, bi’l-mekîn” düsturunu hoyratça “şeref-ül mekîn, bi’l-mekân”a çevirenlere ders verircesine dünya malı bir adım ötesindeyken gidip tahta bir sandalyenin kenarına ilişmişti o.

Ömrünün son on, onbeş yılı hariç hep geçim sıkıntısı içinde yaşadı. Telif hakları ödenmedi, eserleri talan edildi. Sadece ''Kalan Müzik'' sahip çıktı haklarına... 

17 Mayıs 2002 günü vefat eden Âşık Mahzuni Şerif kendisine şiir yazmıştır. Mahzuni Şerif vefat ettikten sonra halefi tek o kalmıştı. Abdal geleneğinini son temsilcisiydi o...

O da 1938’de Çiçekdağı’nda geldiği her şeyin sahte olduğu bu ''yalan dünya''nın ne kadar yalan olduğunu ispatlarcasına 25 Eylül 2012 yılında "şu yalan dünya"dan terk-i diyar etmiştir. Zaten bu çirkef dünyaya yakışmayacak derecede insandı o…

Bu toplumun gittikçe azalan ortak değerlerinden biriydi o.

Böylesine anlattığıma aldanmayın. Aslında çok zalım bir adamdı Neşet Ertaş. Zira kimsenin türküleriyle, sazı ve sözüyle bu toplumu bu kadar çok ağlatmaya hakkı yoktu.

"Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Sevdasız bahçenin gülü dirilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle gider yol gizli gizli..."

Allah rahmet eylesin.

Osman AYDOĞAN

Neşet Ertaş, ‘’Cahildim dünyanın rengine kandım’’:
https://www.youtube.com/watch?v=J5eLFREBpIA

Azeri sanatçı Elnare Abdullayeva’dan Neşet Ertaş’ın ‘’Gönül Dağı’’ türküsü:
https://www.youtube.com/watch?v=6z86H7lVAlQ

Aşağıdaki belgeselleri de izlenmelidir diye değerlendiririm:

Can Dündar, Garip: Neşet Ertaş Belgeseli, Kalan Müzik
TRT İç Yapım, Bozkırın Tezenesi, TRT
Cine5 İç Yapım, Portreler Neşet Ertaş belgeseli, Cine5


Yorumlar - Yorum Yaz