• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam610
Toplam Ziyaret734778

Çingeneler Zamanı

Çingeneler Zamanı

18 Kasım 2019

‘’Çingeneler Zamanı’’ 1988 yapımı, müziklerini Goran Bregoviç’in yaptığı kült bir Emir Kustirica filmidir. Filmde hep korkulan ve beklenen olur. Çünkü hayat basittir.

Şimdi filmi burada bırakalım, mutat olduğu üzere kısa bir tarih turu yapalım…

İbn-i Haldun (1332 – 1406), modern historiyografinin, sosyolojinin ve iktisatın öncülerinden kabul edilen 14. yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçisidir. Arnold Toynbee, aradan geçen yüzyıllardan sonra onun için şöyle der: "Herhangi bir zamanda, herhangi bir ülkede, herhangi bir zihin tarafından yaratılmış en büyük tarih felsefesinin sahibi."

Mukaddime ise İbn-i Haldun'un en ünlü eseridir. (Dergâh Yayınları, 2013) İbn-i Haldun, Mukaddime'yi büyük tarih kitabı yedi ciltlik ‘’Kitâbu’l-İber’'in birinci cildi olarak tasarlar. Ancak bu yedi ciltlik kitabın birinci cildi olarak planlanan "Kitab-ı Evvel", İbn-i Haldun henüz hayatta iken ‘’Mukaddime’’ adıyla sanki ayrı bir esermiş gibi anılmaya başlanır ve Haldun'un kendisi de bunu benimser.

İbn-i Haldun, Mukaddime’de şöyle bir tez ortaya atar:

Devletler de tıpkı insanlar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler. İslam coğrafyasında kurulan devletler ortalama 120 yıl yaşarlar. Bir devlet kurulduğunda, şehirleşmiş medeni unsurlar yönetir, onun dışındaki bedeviler devlete karşıdır. Şehirleşenler zamanla mücadele etmeyi bırakır ve bedevilere yenilirler. Devlet yönetimine gelen bedeviler zamanla medenileşir, onların dışında yeni bedevi gruplar oluşur. Sonra yönetime yeniler gelir. Bu döngü her 20-25 yılda bir tekrarlanır. En çok dört ya da beş kez sürer, devamında devlet çöker.

İbn-i Haldun bu süreci teorik kavramlarla bir sistem oluşturduğu tarihselci devlet kuramında detaylı şekilde anlatır ve devleti kuruluştan çöküş aşamasına kadar beş safhada inceler ve son safhasını da; sefahat, israf ve çöküş safhası olarak niteler. 

Benzer şekilde Thomas Hobbes de ünlü eseri Leviathan’da (Yapı Kredi Yayınları, 1993) bir devletin çöküşünü kısaca şu şekilde tarif ederdi:

‘’Yönetim ilkeleri zaman içinde değişebilir, hükumetler değişebilir, bakanlar değişebilir, insanların karakterini değiştiren gelişmeler olabilir, insanların tutkuları, düşünceleri, yaşları, sağlıkları değişebilir, egemenleri ve bakanları hep değişebilir. Bir yönetim bu değişimlerle, kimi zaman gururlu ve güçlü, kimi zaman ise zayıf, bazen aydınların, bazen ise cahillerin elinde olabilir; bir yükselir, bir alçalır, yeniden yükselir, baş aşağı gider ve bütün bu düzensiz git-gellerden sonra atılım gücünü kaybeder, duraklar, sonunda da dağılır ve biter.’’

Gelin isterseniz Osmanlıyı, Cumhuriyeti, 1950, 1960, 1971, 1980, 2002 ve 2015 yıllarını ve yaşadığımız olayları tarihin bu diyalektik sarkacı içerisinde düşünelim. 2023 ise Cumhuriyet’in yüzüncü yılıdır. Bahsettiğim bu tezler ve dünyadaki ve bölgemizdeki yaşanan siyasi ve sosyal gelişmeler ışığında 2023’de Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’ten bambaşka bir Cumhuriyet ile ve bambaşka sınırlar ile karşılaşmamız olasıdır. Ve bu bir şaka ve basit bir öngörü de değildir.

Bir başka açıdan da değerlendirme yaparsak sosyal ve siyasi olayları ve olguları fizik bilimi açısından değerlendirmek zor ise de bir benzeşim kurmakta yarar vardır.

Fizikte Entropi, bir sistemin mekanik işe çevrilemeyecek termal enerjisini temsil eden termodinamik terimidir. Çoğunlukla bir sistemdeki rastgelelik ve düzensizlik olarak tanımlanır ve istatistikten teolojiye birçok alanda yararlanılır. Sembolü S'dir. Termodinamiğin 2. yasasıdır.

Fen Bilimlerinin en önemli yasası her şeyin yıprandığını söyleyen yasadır. Canlılar yaşlanır ve ölür, otomobiller paslanır ve evrendeki düzensizlik artar.

Bilim adamları düzensizliği Entropi adı verilen nicelik ile ölçerler. Sistemlerdeki düzensizlik arttıkça, entropi de artar. Bu durum da faydalı (iş yapabilir) enerji miktarını azaltır. Faydasız enerjiyi (entropi) arttırır. Özet olarak “Entropi”, öngörülebilirlik yokluğu; düzensizliğe, kaosa düşme eğilimi olarak tanımlanabilir.

Entropi kanunu belki de insanların yeryüzünde keşfettikleri en büyük kanunlardan biridir. Bu kanun en güzel tariflerinden bir tanesi "Kâinatta her şey, kendini minimum enerji ile maksimum düzensizliğe çekmek ister." şeklindedir. Bu kanun kâinatın her yanında o kadar çok gözümüz önündedir ki örnekleri saymakla bitmez.

Birkaç örnek:

* Yukarıdan bırakılan bir taş, aşağı düşmek ister. Çünkü aşağı dediğimiz nokta, yukarı dediğimiz noktadan daha düşük bir enerji seviyesine sahiptir.

* Demir bir kaba sıkıştırılan bir gaz kendini dışarı atmak ister. Çünkü dış ortamdaki gazlar daha düzensizdir.

* Baskı ile kontrol altına alınan toplumlar o baskıyı kırmak isterler. Çünkü baskı onları bir düzene sokmak ister ancak toplum daha düzensiz olmak ister.

Bir “sistem” bir denge “noktası” etrafında dalgalanma durumundan çıkıp entropi içine girdiğinde yoluna devam eder. Bu olguyu “istikrarsızlığın istikrarı” (“denge” noktası etrafında dalgalanma) denir.

Sosyal ve siyasi olayları ve olguları fizik bilimi açısından değerlendirmek zor diye konuya başlamıştım... Ancak günümüzde toplumun yaşadığı politik, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik olaylara bakıldığında bir politik sistem olarak Türkiye’nin bu aşamayı (istikrarsızlığın istikrarı) çoktan geçip “istikrarsızlığın istikrarsızlığı” (bu dalgalanmadan çıkarak dağılmaya başlama) aşamasına yönelmiş olduğu söylenebilir. İşte ülkeyi bekleyen gerçek tehlike budur.

Yaşadığımız bu dalgalanmayı son günlerde ve yıllarda yaşadıklarımızla örnekleyecek olursak:

* Açlık nedeniyle; 5 Kasım 2019, İstanbul Fatih’te dört kardeş, 8 Kasım 2019,  Antalya’da karıkoca ve iki çocuk dört kişilik bir aile, 15 Kasım 2019, İstanbul Bakırköy’de karıkoca ve bir çocuk üç kişilik bir aile siyanürle intihar ediyorlar...

* Sayıştay denetçisi incelemelerini yapabilmek için Sağlık Bakanlığından Şehir Hastaneleri ile ilgili sözleşmeleri istiyor. Aldığı cevap:  “Veremeyiz!” Kime veremiyorlar? Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan denetim elemanlarına...

* 13 Ekim 2015, Türkiye ile İzlanda arasında Konya’da oynanan 2016 Avrupa Şampiyonası grup elemeleri maçı öncesinde Ankara’daki patlamada hayatını kaybeden 102 kişi anısına yapılan saygı duruşunda tribünlerden ıslık ve yuhalama sesleri yükseliyor..

* 14 Mart 2014, AKP Gaziantep Mitingi, Başbakan Erdoğan, bu mitingde Gezi olaylarında hayatını kaybeden 15 yaşındaki Elvin Berkan’ın annesi Gülsüm Elvan’ı yuhalatıyor…

* Soma'da 301 madencinin hayatını kaybettiği faciadan sonra Başbakanlık Müşaviri polisin yere yatırdığı bir madenciyi tekmeliyor…

* Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na Ankara'nın Çubuk ilçesi Akkuzulu Köyü’nde katıldığı şehit cenazesinde linç girişiminde bulunanların tamamı serbest bırakılıyor…

* ABD istedi diye Rahip Brunson serbest bırakılıyor…

* Habur rezaleti sırasında Diyarbakır Başsavcısı olan Durdu Kavak “Hükümet, savcıların sınır kapısına giderek teröristlerin ifadelerinin orada kurulacak bir mekanda alınmasını ve serbest bırakılmalarını talep etti” diye konuşuyor…

* O zamanki Başbakan Erdoğan, çözüm süreci boyunca operasyon yapılmaması için valilere talimat verildiğini söylüyor…

* Ankara’da kırmızı halıyla karşılanan PYD/YPG lideri Salih Müslim’in bugün Türkiye tarafından kırmızı bültenle aranıyor…

* 2009 yılında Türkiye Suriye ortak kabine toplantısı yapılırken bugün Suriye düşmanlığı yapılıyor… Suriye'ye yapılacak mahdut hedefli askerî bir operasyon ‘’cihat’’, ‘’fetih’’, ‘’kızılelma’’ vb. söylemleriyle ''topyekün bir savaş'' izlenimi verilerek dış politika iç politikaya alet ediliyor...

* Suriye'de siyasi hedefi, askerî hedefi, zamanı, süresi ve sonu belirsiz bir askerî harekâta girişiliyor... 

* Yanlış Suriye politikası nedeniyle ülkeye sığınan dört milyon civarındaki Suriyeli ile ülke başbaşa kalıyor...

* FETÖ ile mücadelede erler, askerî öğrenciler, marabalar içerdeyken FETÖ’nün ağababaları ve FETÖ’nün siyasi hamileri babalar gibi dışarıda geziniyor…  

* Seçimlerde kanunlar uygulanmıyor, beğenilmeyen seçimler hukuksuz bir şekilde tekrarlatılıyor, belediyelere seçilmiş başkanların yerine kayyumlar atanarak seçimler yok sayılıyor.... 

* Eğitimden Emniyete, Diyanetten Sağlığa T.C.’nin tüm kurumları tarikatlara teslim ediliyor..

* Türkiye; BOP esbaşkanlığından ABD düşmanlığına, Patriot’dan S-400’e, ABD’den Rusya’ya, AB’den Avrasya’ya doğru savruluyor…

* Kadın cinayetleri, kadın ve çocuk tecavüzleri, hayvanlara yapılan eziyetler, özellikle kurban kesim esnasında yaşanan vahşetler…

Sakın ola ki bütün bunları ayrı ayrı değerlendirmeyin. Bütün bu saydıklarım bir bütünün, tek bir tanımın parçalarıdır: O da sosyal entropidir…

Bu tehlikeden çıkışın acil yolu ülkeyi yönetenlerin en kısa zamanda ülke içinde sosyal ve siyasal bir uzlaşmaya varması ve bunu da psikolojik olarak desteklemesi, ülke dışında ise bütün komşu ülkelerle dostluk ilişkilerini ve büyük güçlerle ittifak ilişkilerini gerçekleştirmesidir. Uzun vadede ise ülkeyi boğmakta olan dışlayıcı, ayırımcı, kinci, mezhep ve etnik söylemlerden uzaklaşarak toplumun tüm kesimlerini kucaklayıcı politikalarla tekrar çağdaş, laik, sosyal ve hukuk devletine geri dönmektir. Aksi takdirde sürekli öykündükleri Osmanlı cihangirâne bir devlet çıkarırken bir aşiretten, bunlar çağdaş bir devleti bu gidişle bir aşirete dönüştüreceklerdir.   

Savrulan bir sarkacın sağında veya solunda olmanın, daha açık ifade ile bedevi veya medeni olmanın, A partisini veya B partisinin taraftarı olmanın hiçbir değeri ve önemi yoktur. Çünkü Tarihin sarkacı, geçmişte hiç olmadığı kadar insafsızca karanlığa doğru savrulmaktadır.

Zaten haber verirdi geleceği İbn-i Haldun bahsi geçen o muazzam eseri Mukaddime’sinde: “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.” Ve İbn-i Haldun girişte anlattığım gibi devleti kuruluştan çöküş aşamasına kadar beş safhada inceler ve son safhasını da; sefahat, israf ve çöküş safhası olarak nitelerdi. 

Girişte bahsettiğim ‘’Çingeneler Zamanı’’ filminde film kahramanı Perhan: "Kendime yalan söylediğimden bu yana artık kimseye inanmaz oldum" derdi… Biz de kendimize yalan söyleyeli beri biz kimseye inanmıyoruz, kimse de bize inanmıyor, dışarıda hiçbir dostumuz kalmıyor... 

Yine filmde halası Perhan’a şöyle derdi: "Oğlum, sana diyeceğim; hayat bir hiledir. Yarın sabah, kader seni dibe batırabilir."

Hep korkulan ve beklenenlerin olması sadece filmlerde olmaz… Gerçek hayatta da olur... Ve ülke asırlık bir çınar ağacı gibi birdenbire yıkılıp gidebilir...

Zaman Çingeneler zamanı değildir. Zaman düşünme ve aklıselimle hareket etme zamanıdır...

Ülkesi için kaygı duyanlara ve bu ülke yönetiminden sorumlu olanlara duyurulur…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz