• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam138
Toplam Ziyaret630481

Seçime doğru…

Seçime doğru…

14 Mayıs 2018

Ülkede politik tansiyon bir hayli yükselmişken, sizlere epeydir börtü, böcek, şiir, çiçek, edebiyat, şarkı, sanat gibi suya sabuna dokunmayan yazılar yazdım her ne kadar içinde ince ince politik mesajları olsa da…

Önümüzde neredeyse beş-altı hafta sonra seçim var... Hem de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olmadığı kadar önemli bir seçim!.. Bu sefer börtü, böcek, şiir, çiçek, müzik konulu bir yazı değil de doğrudan gündeme dair politik bir yazı yazmak istiyorum… O zaman gelelim sadede:

Önce cumhurbaşkanlığı seçimleri:

Malum Kılıçdaroğlu’nun çatı adayı eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül idi… CHP tabanı bu adaydan pek hazzetmese de Kılıçdaroğlu’nu anlamaya çalışmak lazım diye düşünüyorum… Büyük bir ihtimalle Kılıçdaroğlu şöyle düşünmüştür diye değerlendiriyorum:

Türkiye özellikle 1980 darbesinden sonra tektonik bir şekilde sağa kaymıştır… CHP’nin mevcut oy oranı %25 -26 arasındadır. Seçimde ise baraj %50 +1’dir… Dolayısı ile CHP adayı öyle bir kimse olmalıdır ki CHP oylarının yanı sıra da sağ seçmenden, özellikle AKP’den de oy almalıdır… Abdullah Gül AKP’nin kurucu kadrosundandır, sağ seçmenden, özellikle AKP’den oy alma potansiyeli yüksektir. Abdullah Gül’ün AKP içerisinde %15 gibi bir kişisel oy oranı olduğu düşünülmektedir.  Abdullah Gül, bu ülkede dış işleri bakanlığı, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmıştır. Seçildiğinde ülkenin her iktidar değişikliğinde yaşadığı rövanşist politikalardan uzak kalacaktır. Seçildiğinde sahip olacağı gücü kullanmayacak bu gücü ülkenin en kısa sürede demokratikleşmesini sağlamada harcayacaktır. Abdullah Gül her ne kadar kurucusu olduğu AKP’yi doğrudan eleştirmese de gidişatın iyi bir gidiş olmadığını de her fırsatta dile getirmiştir. Cumhurbaşkanlığının son günlerinde kendisine karşı AKP üst yönetimi tarafından yapılan nezaketsizlikler nedeniyle AKP üst yönetimine de kırgındır…

Abdullah Gül de çatı adayı teklifine sıcak bakmıştır. Kamuoyundaki bilginin aksine Meral Akşener de bu teklife sıcak bakmıştır. Yapılan müzakerelerde Meral Akşener, Abdullah Gül üzerinde çatı adayı olarak uzlaşma sağlandığı takdirde adaylıktan çekilebileceğini beyan etmiştir. Hatta Abdullah Gül iki büyük muhalefet partisinin bile olsa ortak adaylığına sıcak bakmıştır. Ancak her ne olduysa olmuş sonuçta Abdullah Gül son anda aday olmayacağını sitemkâr bir dille açıklamıştır. 

Genelkurmay Başkanlığı'nın 27 Nisan 2007 tarihinde Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda yaptığı "e-muhtıra" (post modern muhtıra) Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına engel olamamıştır. Ancak bu "e-muhtıra"dan 11 yıl sonra bir başka genelkurmay başkanının Abdullah Gül’e helikopterle yaptığı ziyaretin (dost modern muhtıra) muhtemel ki bu kararda etkili olduğu değerlendirilmektedir. 

Abdullah Gül’den başka da çatı adayı olmayınca her parti kendi adayını açıklamak zorunda kalmıştır. Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül’ün çatı adaylığı konusunda gerçekten samimi bir çaba göstermiştir.

Parlamento seçimleri:

Çatı adayı çıkaramayan muhalefet, ‘’İttifak yasası’’ çerçevesinde yine Kılıçdaroğlu’nun samimi çabaları sonunda ‘’Millet İttifakı’’nı kurmuşlardır. Bu gelişmeler esnasında YSK seçime girecek partileri açıklama sürecinde, YSK 23 Nisan 2018 pazartesi günü açıklayacağı listede İYİ Partinin listede olmadığı istihbaratını İstanbul’da iken alan Kılıçdaroğlu 21 Nisan Cumartesi günü Ankara CHP Genel Merkezine telefon açarak 15 milletvekilinin partiden istifa ederek İYİ Partiye geçmesini sağlamıştır. Bu şekilde Kılıçdaroğlu İYİ Parti’nin gurup kurarak seçime girme yeterliliğini sağlamıştır… Bu hareket, talimatla hareket etme gibi bir kültürü olmayan CHP’de Kılıçdaroplu’nun partiye olan hâkimiyetinin de bir kanıtı olduğu değerlendirilmektedir. CHP’nin bu kararında ne Akşener’den ne de İYİ Partiden CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na herhangi bir talep ve istek gelmemiştir. İYİ Parti’nin seçime girebilecek olması iktidar kanadının hesaplarını ve kimyasını bozmuştur.

Kılıçdaroğlu ‘’Millet İttifakı’’ içerisinde HDP’nin de bulunması için ciddi çaba harcamışsa da HDP kendisi ile yapılan görüşmelerde bu konuda ‘’fazla ısrarcı olmayın’’ anlamında mesaj vererek biraz lakayt davranmıştır. HDP’nin bu davranışının kökeninde kamuoyu önünde dışlanmış, mağdur algısını yaratmak isteği ile kendi yaptıkları anketlerde de zaten barajı geçtikleri, ittifaka gerek kalmadığı inancı yatmakta olduğu değerlendirilmektedir.

24 Haziran 2018 gecesi nasıl bir tablo ile karşılaşacağız?

Önce meclisteki tablo:

HDP barajı geçtiği takdirde (ki kendi anketleri %13 üzeri bir oy alacaklarını iddia etmektedir) ‘’Millet İttifakı’’ ile bu seçimlerde baraj sıfırlanmaktadır. Bu durumdan ise en fazla iktidar partisi negatif olarak etkilenecektir. Çünkü daha önceki seçimlerde %10 barajı nedeniyle barajı geçemeyen partilerin oyları iktidar partisi lehine sonuç veriyordu. Bu seçimde artık bu olmayacaktır. HDP de barajı geçtiği takdirde mecliste her halükarda çoğunluğu muhalefetin oluşturacağı değerlendirilmektedir.

Bu kanaate iktidar partisi de sahip ki Bakanlar Kurulu’nun TBMM’ye sevk ettiği üç maddelik yetki yasa tasarısına eklenen fıkraya göre yeni Cumhurbaşkanı yemin edip göreve başlayana kadar Bakanlar Kurulu’na Meclis’i by-pass ederek “uyum yasaları” yerine “Kanun Hükmünde Kararname” çıkarma yetkisi veriyorlar. Madde Meclis Genel Kurul’unda kabul edildiğinde Bakanlar Kurulu’na Meclis’i by-pass ederek keyfinin istediği her şeyi yapması için sonsuz yetki verilecektir. Yani muhalefetin çoğunluğunu oluşturacağı Meclis’in yasama yetkisi, şimdiden Meclis eliyle tasfiye edilmiş olacaktır... 

Gelelim başkanlık seçimlerine:

Burada yazacaklarım moral bozucu olabilir... Ama ne yazık ki görünen köy de kılavuz istememektedir…

Bu noktaya ana muhalefetin (CHP) büyük hataları, büyük ihmalleri ve büyük yanlışları sonucu gelinmiştir. Zaten oldum olası Türkiye’de sol siyaset hiçbir zaman stratejik düşünememiş, pratiğe her zaman için teorik bir sorun olarak bakmışlar ve her zaman pratiğin karşısına teoriyi çıkararak kısır çekişmelerin içinde kaybolmuşlardır. Şöyle ki:

Önce çok gerilere gidelim…

Yıl 1994… Yerel seçimler… Ankara’da ve İstanbul’da sol tandanslı SHP, DSP ve CHP ayrı ayrı adaylar çıkarmışlardır, merkez sağ da ANAP ve DYP diye bölününce her iki şehirde de RF’nin adayları kazanmıştır… Ancak sol bundan ders almamış 1999 seçimlerinde de aynı hayatı tekrarlamışlardır…

Yakın zamana gelecek olursak…

Yargıyı siyasetin emrine veren ve “Yetmez ama ‘Evet’çi” liberal solcular tarafından desteklenen 12 Eylül 2010 halkoylamasında CHP yetersiz kalmıştır…

Belediye meclisi üyelerinin bile seçime girmek için kamu görevlerinden istifa etmeleri gerekirken, o zamanki Başbakan'ın Başbakanlık görevinden ayrılmadan, tüm yetki ve olanaklarıyla, 2014 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimine katılmasında yine CHP yetersiz kalmıştır. (Bu karar sırasında Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven’di.) Yine bu seçimlerdeki CHP’nin Ekmelettin İhsanoğlu vakası tam bir beceriksizlik örneği olmuştur…

7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında çoğunluğu yitiren AKP yönetiminin iktidarı bırakmaması ve ülkeyi 1 Kasım’da tekrar seçime götürmesi sürecinde CHP, AKP’nin ‘’İstikşafı görüşmeler’’ oyalamasıyla yine yetersiz kalmıştır.

15 Temmuz 2016’daki FETÖ darbe kalkışması sonrasında 20 Temmuz’daki AKP iktidarının OHAL sivil darbesinde CHP yine yetersiz kalmış, 7 Ağustos 2016 tarihinde yapılan Yenikapı mitingine figüran olarak katılmıştır.

 “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” diye adlandırılan ve parlamenter demokrasiyi bitiren ve ucube bir rejimi yürürlüğe sokan ve OHAL koşullarında, yoğun bir baskı ortamında, eşitsiz koşullarda, gayri meşru biçimde ve yasalara aykırı uygulamalarla yapılan 16 Nisan 2016 halkoylamasında CHP’nin çok büyük hataları olmuştur. CHP kanunsuz bir seçimi ‘’şaibeli’’ olarak niteleyerek atı alanın çoktan Üsküdar’ı geçmesine vesile olmuştur.  (YSK Başkanı bu sırada da yine Sadi Güven’dir.) 

Bütün bu hataların üzerine Nisan 2018 tarihinde yapılan ‘’Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’’ esnasındaki CHP yine yetersiz kalmıştır. 18 Nisan 2018 tarihinde TBMM’inde alınan OHAL’in üç ay daha uzatılması ile 24 Haziran 2018’deki erken seçim kararının aynı gün alınması karşısındaki CHP’nin tepkisizliği aslında 24 Haziran 2018 seçim sonuçlarını çoktan belirlemiştir.

Geçen süreçte CHP’nin birinci önceliği OHAL şartlarında ve bu YSK kadroları ile bir seçime gitmemek olmalıydı… Siyasetin zaten zemininin kalmadığı bu ortamda bu yasa ile bu şartlarda artık ne sandığa giren oylar demokratik sayılabilinecek, ne de oradan çıkacak sonuç demokratik kabul edilebilinecektir!

Sonuç şudur:

Bugün için yapılan anketlerde, başkanlık seçimi için AKP ile MHP’nin oylarının %46 civarında olduğunu göstermektedir. Ancak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki sandıklarda ise;  bölgedeki hâkim parti HDP’nin belediyelerinin yönetimi kayyumda, parti genel başkanları ve milletvekilleri hapiste iken, OHAL şartlarında, korucu, ağa ve jandarma baskısı altında, taşınacak sandıklar ve mühürsüz olup da geçerli sayılacak oylarla AKP adayının %6 civarında bir oy alacağı kıymetlendirilmektedir... Sonuç olarak da toplamda %52 ile başkanlık seçiminin ilk turda AKP lehine sonuçlanacağı değerlendirilmektedir.

Sonuç ikinci tura kalsa bile ve ‘’Millet İttifakı’’nı oluşturan parti liderlerinin ikinci tura kalması muhtemel CHP adayını destekleyecekleri mesajını verseler bile CHP dışındaki ittifak parti tabanlarının oylarını CHP adayına verecekleri de şüphelidir.

Şimdi daha iyi anlıyorsunuz değil mi; Kılıçdaroğlu’nun neden Abdullah Gül’de çatı adayı olarak ısrarcı olduğunu? Ve Abdullah Gül adı geçtiğinde muktedirlerin görevdeki bir genelkurmay başkanını Gül’ün evine gönderecek kadar neden paniklediklerini?

Baştan söylemiştim, moral bozucu bir yazım olacak diye ama bana kızmadan önce bir düşünün;

Nisan 2018 tarihinde seçim kanunu durduk yerde neden değiştirilmiştir?

Yine 18 Nisan 2018’de OHAL’in üç ay daha uzatıldığı gün (aynı gün) OHAL süresi içinde, OHAL şartlarında erken seçim kararı neden alınmıştır?

Şaibeli YSK’nın aynı kadrosu ile neden seçime gidilmektedir? (Biliyorsunuz FETÖ, ülkede iki kuruma sızmamıştır; birincisi siyasete, ikincisi ise YSK’na!!!)

HDP’nin genel başkanı, milletvekilleri ve belediye başkanları hapiste, Güneydoğudaki şehirlerin yönetimi kayyumların elinde iken neden seçimlere gidilmektedir?

Geçen süre içinde muhtarlar grup grup, Doğu’daki köy ağaları, aşiret reisleri teker teker Saray’a neden davet edilmişlerdir?

Milyarlarca lirayı bulan, haddi, hududu, hesabı olmayan örtülü ödenekler nerelere harcanmıştır?

Bütün bunların seçimde bir kıymeti harbiyesinin olmadığını düşünüyorsanız siz rahat rahat İnce, İnce uyumaya devam edin derim...

İktidar yandaşları her türlü imkânı kullanarak seçimleri kaybetmeyi kamuoyuna  ‘’biz gidersek kıyamet kopar, ülke batar” anlayışını yerleştirirken bu yazım karşısında “kesin olumsuz yargılara şimdiden varmayalım, moralleri bozmayalım” anlayışı ülkesi için kaygı duyan seçmenleri rehavete sürüklemesin istiyorum… Çünkü aşırı iyimserlik elma şekeri gibidir; yalarsınız, yalarsınız, yalarsınız sapı kalır elinizde!

Çiçeksiz, böceksiz, şiirsiz, şarkısız yazı yazmayacağım dedim ama duramadım!... Sözleri Lale Müldür’e ait Yeni Türkü’nün seslendirdiği ‘’Destina’’ isimli bir şarkı vardı ‘’dün gece sen uyurken’’ diye başlayan… Ve şarkı şöyle biterdi:

‘’Sen öyle umarsız, uyusan da bir köşede 
İste bu yüzden sırf bu yüzden işte 
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğum için 
Seni bu denli yıktıkları için 
Yaşamımın gizini vereceğim sana’’ 

Umarsız uyuyanların nasıl bir 25 Haziran 2018 sabahına uyanacağının gizini vermek istedim sizlere…

Son söz: Gelecek kısmet olarak gelmez insana, insan geleceğe gelir, kendinde olanla girer onun içine…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz