• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam505
Toplam Ziyaret578494

Safi bir şair: Cemal Safi

Safi bir şair: Cemal Safi

12 Haziran 2019

Bir yazımın başlığı ‘’Ruhumuzun gıdası kelimeler’’ idi... Bu yazımda ne kadar da kıt kelimelerle konuştuğumuzdan dem vurmuş, müşteki olmuştum… Bir bilge kişileri öldüğünde Afrika yerlileri ‘’kütüphanemiz yandı’’ diye ağıt yakarlarmış… Ben de bir şairimizi kaybettiğimizde ‘’bir sözlüğümüz daha yandı’’ diye ağıt yakıyorum…  

Yok o şairimiz solcu diye dışladık, yok bu şairimiz de sağcı diye dışladık… O şairimizin özel hayatını beğenmedik, bu şairimizin de siyasi düşüncesini beğenmedik… İyi halt ettik!

Burada da kalmadık… Hece vezni diye takıldık… Aruz vezni diye takıldık… Şiirde biçime takıldık şiirdeki anlam ve duyguyu kaçırdık… Yok o şair Osmanlıca yazmış dedik, yok bu şair öz Türkçe kullanmış dedik…  Ettik de iyi halt ettik: Aşkı, sevgiyi, duyguyu anlatacak kelimelerimiz kalmadı…

Sonunda susuz bahçelerde, gübresiz havuzlarda, çorak tarlalarda, sarı bozkırlarda aç, susuz, gıdasız, aşksız, sevgisiz, duygusuz, sonuçta nefessiz ve kelimesiz kaldık!

Bunlar da yetmedi, dönülmez yollara giden şairlerimizi de gittiği ile bıraktık... Onları anmayı, zihinlerde yaşatmayı unuttuk... Sözcükler hem öksüz hem de yetim kalıyor şairler gittikçe... Dünkü yazımda Özdemir Asaf'ı doğum gününde anarken; bizi biz yapan değerlerimizin ''doğum gününü'', ''vefat yıldönümünü'' vesile yaparak neden anmayız diye hayıflandığımdan bahsetmiştim... Bakın demiştim boyalı boyalı ceridelere, renkli renkli ekranlara.... Hiç anan var mı diye yazmıştım...

Sonra fark ettim ki bu hataya ben de düşmüşüm... 

‘’Şu karşı yaylada göç katar katar’’ derdi Karacaoğlan… Son zamanlarda katar katar göç etti şairlerimiz… Son zamanlarda o kadar şairimiz, yazarımız göç etti ki, ben de anmayı unutmuşum işte... Bu göç kervanına geçen sene 17 Nisan 2018 tarihinde Cemal Safi de katılmıştı... Ve bende bu sene bu tarihte sade, sevimli, naif, adı gibi safi olan bu şairimiz Cemal Safi'iyi anmayı unutmuşum...

Ama olsun... Geç anmak, hiç anmamaktan iyidir...

Geçen hafta 07 Haziran 2019 günü vefat yıldönümü nedeniyle Şair Abdurrahim Karakoç'u anmıştım ya... Girişte bahsettiğim kafiye, ölçü, şekil kaygıları nedeniyle eleştirilere neden olan Cemal Safi kendisi gibi hece vezniyle yazan Abdurrahim Karakoç'un ardında şu dizeleri yazmıştı: 

“Nasıl ağıt yakalım dinlerken ‘Mihriban’ ı 
Derdimizi dökecek kafiye mi bıraktın? 
Hece veznine âşık ettiğin garibanı 
Teselli etsin diye Safi’ye mi bıraktın’’ 

Bu dörtlük; Abdurrahim Karakoç’un tabutuna tutturulmuş, Cemal Safi’ye ait bir şiirdi!

Yahya Kemal; "Duygusuz şairler redife tıpkı cankurtarana sarılır gibi sarılır, duyguluları ise şevkin en yüksek zirvesine fırlamak için basarlar." sözünü sanki duygularını şevkin en yüksek zirvesine fırlatan Cemal Safi için söylemiştir. Çünkü anlamsız bir tartışma; kafiye/redif anlamın içinde erimelidir aslında…

‘’Tek hece’’ şiirinde olduğu gibi herkesin tarif etmeye çalıştığı aşkı konuşturmuştu:

‘’Benimle bir dünya dar geldi sana,
seviyorum demek ar geldi sana,
kara toprak daha yâr geldi bana,
göçerim sevgilim kal sağlıcakla…’’

Kara toprak yâr geldi ona ve o da göçtü gitti işte…

‘’Sersefilim sevgilinin uğruna
Abdal oldum göç eyledim giderim
Hançer vurdum gençliğimin bağrına
Telafisiz suç eyledim giderim..’’

Telafisiz bir suç işledi ve o da çekip gitti işte… 

"Kamil iken cahil ettim âlimi
vahşi iken yahşi ettim zalimi
Yavuz iken zebun ettim selimi
her oyunu bozan gizli zor benim.
benim adım aşk! "

Yavuz’u Selim iken zebun eden aşka kavuştu gitti işte...

"Ya evde yoksan" da söylediği gibi:

‘’Ya yolu kaybettim, ya ben kayboldum, 
ne olur bir yerden karşıma çıksan, 
tepeden tırnağa sırılsıklamım, 
içim ürperiyor, ya evde yoksan.’’

Artık evde yoktu, çekip gitti işte…

''Bin bir yalan temin edip ikrarından emin edip
Safi'ye bin yemin edip Cemal'imden caymak niye''

Safi'ye bin yemin edip Cemal’inden caydı gitti işte...

1938 yılında başladığı yolculuğu o da 17 Nisan 2018 günü tamamlayarak bu dünyadan çekip gitti işte...

Bir ömürlük duyguyu, bir mısraıyla anlatırdı… Şiir kitapları vardı ama kitaplara sığmazdı… Aşkı şiirleriyle yaşatırdı, ağlatırdı hatta kızdırırdı…

Şiirlerinde aşka şöyle hitap ederdi Cemal safi:

 ‘’Sarhoşunum, nasıl ayık kalayım?
Aşk şarabın doldu gönül testime.
Sen İran ol ben de şahın olayım;
Varsın Sultan Selim gelsin üstüme…’’

(Sen İran ol)

‘’Tahliyem çıktı sanma, sanma ki azâdeyim,
Dilimi çöz de bari halimi arz edeyim,
Sadakât sembôlüyüm diye büstüm dikildi,
Müstesna müzedeyim, karasevda-zedeyim…’’

(Ben Cengizhanzâdeyim)

‘’Sebep bazı Leyla, bazı Şirin’di.
Hatrım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim…’’

(Benim adım aşk – Tek hece aşk)

‘’Her şeyin sonrası, evveli sensin
Gönlümün biricik emeli sensin
İnan ki çökerim çekemem dersen
Çünki canevimin temeli sensin... ‘’

(Sensin)

‘’Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! 
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!’’

(Git)

‘’Seninle cehennem ödüldür bana
Sensiz cennet bile sürgün sayılır…’

(Vurgun)

‘’İdam mahkumunun söz hakkı vardır
Bari son arzumu sor da öyle git
Arının çiçekte göz hakkı vardır
Bir buse için dur da öyle git…’’

(Vur da öyle git)

Hep böyle yüceltmezdi aşkı Cemal Safi… ‘’Hicran cehennemi' adlı şiirinde de yerden yer vururdu aşkı:

‘’Kâbemin sanemiydin saltanat döneminde
Kalmadı gözlerimde nemin de önemin de.
Yüce Tanrım seni de zalime zebun etsin
Sen de benim kadar yan hicran cehenneminde…’

Sadece şiir yazmazdı Cemal Safi... Aforizma niteliğinde sözleri de vardı... Şu sözler de Cemal Safi’ye aittir:

‘’ ‘Seni seviyorum’ 1 cümle, 2 kelime, 13 harf, 2 insan ve bir aptal…’’

‘’Aşk zordu senin için, basit olanı seçtin ve gittin. ZamanIa anladım ki; zor oIan ben değildim, basit oIan sendin…’’

‘’Erken yatana tavuk, çok çalışana inek, akIını kuIIanana çakaI, kıskanmayana domuz denilen bir ülkede insan oImak çok zor…’’

‘’Sevgisiz evlilik hatadır bence; ya hekime ya hakime götürür. Bir kez daha düşün imzadan önce; aşksız nikah nikahsız aşk getirir!...’’

‘’Bazıları alışmış durmadan sevgili değiştirmeye. Haklısınız, çünkü biz alışkın değiliz sevmediğimiz adama seviyorum demeye…’’

‘’AI götür eskici ne resmi kaIsın ne yüzü, ne izi, ne ismi kaIsın onsuz da gülmeye değer bu dünya onsuz da görmeye değer her rüya…’’

‘’MasaI kitapIarına benzedi artık zamane aşkIarı. Okuması çok güzel ve zevkli; ama inanması bir o kadar zor…’’

‘’Henüz Iayık değilken tomurcuk kadar aşka, sana gül bahçesini kim acar benden başka!..’’

"Gerçek aşk şans oyunları gibi. Hayali bile mutlu edebiliyor insanı; fakat tutturabilene 'aşk' olsun…’’

"Erkekler gördüklerine, kadınlar duyduklarına âşık olur. Bu yüzden erkekler yalan söyler, kadınlar da makyaj yapar…"

"Ne sıradan bir sevgiyi yaşayacak kadar basit biriyim. Ne de seni sıradan bir sevgiye malzeme yapacak kadar herhangi biri..." 

Kelimelere hayat veren, Türk şiirinin güçlü sesi, büyük bir şairdir Cemal Safi… ‘’Kâinatın Ulu İmparatoru’’ ve ‘’Senden Sonrası’’ şiirleri ile de aynı zamanda bir tasavvuf ehli olduğunu da gösterir…

1938 yılında Samsun’da doğar.  38 yaşından sonra şiirlerini yazmaya başlar.  Şiirlerini ilk defa Orhan Gencebay besteler. 1989 Yılında Zekai Tunca’ nın bestelediği "Rüyalarım Olmasa", 1990 yılında Selçuk Tekay’ın bestelemiş olduğu ''Vurgun''un güftekârı olarak Hürriyet Gazetesi’nin Altın Kelebek, Milliyet Gazetesi’nin Yılın En Sevilen On Şarkısı birincilik ödüllerini alır. 1991 yılında yine Zekai Tunca’nın bestelediği "Gözüm Kesmiyor" şarkısıyla Milliyet Gazetesi‘nin, 1991 yılında TRT’nin açmış olduğu yarışmada yine "İmkânsız" şarkısıyla En İyi Türk Sanat Müziği ödülünü alır.

1993 yılına kadar yazdığı şiirleri,’’ Vurgun’’ adlı ilk kitabında yayınlanır. 2000 yılında "Sende Kalmış", 2002 yılında "Kıyamete Kırk Kala" ve 2008 yılında da "Ya Evde Yoksan" şiir kitapları yayımlanır…

Cemal Safi’nin bu güne kadar 40 tanesi Orhan Gencebay tarafından olmak üzere Zekai Tunca, Selçuk Tekay, Onur Akay ve Candan Erçetin gibi ünlü sanatçı ve besteciler tarafından 150 civarında şiiri bestelenir…

Safi, Türk Dil Kurumu tarafından, 2003 yılında yapılan Dil bayramında Türkçeyi en etkin ve güzel kullanan şair olarak ödüllendirilir.  2004 yılında Mihai Eminescu adına düzenlenen Eminescu madalyası alır. Şiirleri İtalyanca, Rumence ve Arnavutça'ya çevrilir..

Şair, yaz aylarını geçirmekte olduğu Akçay’da 1992 yılından beri her yıl, Ağustos ayının son üç günü gerçekleşen ‘’Akçay Şairler ve Bestekârlar Festivali’'ni organize ederdi…

‘’Ahu gözlüm’’, ‘’Ayşen’’, ‘’Dön’’, ‘’Eskici’’, ‘’Giderim’’, ‘’İç benim için’’, ‘’İlah gözlerin’’, ‘’Klavuzum karga çıktı neyleyim’’, ‘’Ya evde yoksan’’, ‘’Bakırköy den mektup var’’, ‘’Benekli kuş’’, ‘’Neredesin Firuze’’ ve daha birçok şiirin yazarıdır.. Bunların çoğu bestelenip şarkı yapılmıştır… Candan Erçetin ‘’Git’’ isimli şiirini şarkıya çevirmiştir.

Gelmiş geçmiş en özel aşk ve ayrılık dizelerini yazan şairlerden birisiydi Cemal Safi... Sözcüklerimiz o gideli beri boynu bükük, hem öksüz hem de yetim kalmışlardır...

Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun…

Osman AYDOĞAN

Cemal Safi'nin sesinden Cemal safi'nin şiirleri:
https://www.youtube.com/watch?v=MA7yyv5xoH4

Cemal Safi’nin şiirlerinden seçtiklerim:

Vurgun

Gözlerim uykuyla barıştı sanma
Sen gittin gideli dargın sayılır
Ben de bir zamanlar sevildim amma
Seninki düpedüz vurgun sayılır

Yalan mı söyledin göz göre göre
Ne zaman dolacak verdiğin süre
Gönülden gördüğüm takvime göre
Aldığım her nefes birgün sayılır

Armağan ettiğin kutsal mendile
Akarken içimi dağlayan çile
Manavgat denilen çağlayan bile
Benim gözyaşımdan durgun sayılır

Ne kadar zulmetsen ah etmem sana
Her iki cihanda gül kana kana
Seninle cehennem ödüldür bana
Sensiz cennet bile sürgün sayılır

Tek hece aşk

Var mı beni içinizde tanıyan
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim
Kalmasa da şöhretimi duymayan
Kimliğimi tarif etmek zor benim

Bülbül benim lisanımla ötüştü
Bir gül için can evinden tutuştu
Yüreğine Toroslar’ dan çığ düştü
Yangınımı söndürmedi kar benim

Niceler sultandı, kraldı, şahtı
Benimle değişti talihi, bahtı
Yerle bir eyledim taç ile tahtı
Akıl almaz hünerlerim var benim

Kamil iken cahil ettim âlimi
Vahşi iken yahşi ettim zalimi
Yavuz iken zebun ettim Selimi
Her oyunu bozan gizli zor benim

Yeryüzünde ben ürettim veremi
Lokman Hekim bulamadı çaremi
Aslı için kül eyledim Keremi
İbrahim’in atıldığı kor benim

Sebep bazı Leyla bazı Şirin’di
Hatırım için yüce dağlar delindi
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim

İlahimle Mevlana’yı döndürdüm
Yunusumla öfkeleri dindirdim
Günahımla çok ocaklar söndürdüm
Mevla’danım hayır benim, şer benim

Benim için yaratıldı Muhammed
Benim için yağdırıldı o rahmet
Evliyanın sözündeki muhabbet
Enbiyanın yüzündeki nur benim

Kimsesizim hısmım da yok hasmımda
Görünmezim cismimde yok resmimde
Dil üzmezim tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim
Benim adım aşk!

Vur da öyle git

İdam mahkûmunun söz hakkı vardır
Bari son arzumu sor da öyle git
Arının çiçekte göz hakkı vardır
Bir buse için dur da öyle git

Madem gidiyorsun bura son durak
Ne adres, ne mektup, ne resim bırak
Kendinden bir parça bir cisim bırak
Saçından birkaç tel ver de öyle git

Ardımdan bir damla yaş dökeceksen 
Adımı andıkça ah ah çekeceksen
Kabrime bir gonca gül dikeceksen 
Ne olur yaşatma vur da öyle git

Hem yıllarca oyna gönül sahnemde
Hem perdeyi kapat en mutlu demde
Sitem oklarına hedef sinemde
Açtığın yarayı sar da öyle git

Pişmanlık duyarda dönersen geri
Gel de gör aşkından kalan eseri
Seyret ateşinin düştüğü yeri
Hasretin zulmünü gör de öyle git

Ayrılık nikâhı

Seni bilmem ama ben kararlıyım 
Su garip sevdadan cayalım gitsin 
Bu askta senden çok ben zararlıyım 
Bir kumar oynadık diyelim gitsin 

İçimde bir his var benden pes diyor 
Olmayan duadan ümit kes diyor 
Madem ki bahtımız böyle istiyor 
Kaderin emrine uyalım gitsin 

Seninle burcumuz tutsaydı keşke 
Aslanlar bir başka yengeç bir başka 
Yarını olmayan hayırsız aşka 
Ayrılık nikâhı kıyalım gitsin 

Farzet ki bir rüya gördük ikimiz 
Gerçekte bu hissi tanımadık biz 
Böyle bir masalı yasamadık biz 
Bir varmış bir yokmuş sayalım gitsin 

Marifet feleğin elinden çıkmış 
Dünyada başka bir terzisi yokmuş 
Keremi Asliyi narına yakmış 
Ateşten gömleği giyelim gitsin 

Tiryaki gönlümde olmasın kuskun 
Tek sana müptela tek sana düşkün 
Ardından bir ağıt yakalım aşkın 
Adını elveda koyalım gitsin 

İçtim

Yakılacak yara bu
Yandırır diye içtim
Dudakların şarabı
Andırır diye içtim..
    
Kahroldum gidişine
İçtim peşi peşine
Gönlüm senin işine
Son verir diye içtim..
    
Vurduğun günden beri
Sormadın derbederi
Ateş ettiğin yeri
Söndürür diye içtim..
    
Ne hal bildin ne hatır
Yazmadın tek bir satır
Senin gibi aldatır
Kandırır diye içtim..
    
Yokluğun hışım gibi
Bastırdı kışım gibi
Seni de başım gibi
Döndürür diye içtim...

Satılır diye

Adını kâğıda yazamıyorum,
Gün olur yerlere atılır diye.
Ellerim tutmuyor çizemiyorum,
Resmini görenler tutulur diye...

Gençliğim aksa da ömür çeşmemden,
İçemem, korkarım dile düşmenden! 
Yaşını gizlerim dosttan düşmandan,
Duyanlar gülmekten katılır diye...

Uğrunda kaç kalbi kırık bıraktım! 
Kırk yıllık dostları nârına yaktım! 
Tek senin incinip küsmenden korktum; 
O hilâl kaşların çatılır diye...

Aşkın bedelliyse peşin öderim.
Sen infaz edersen ipe giderim.
Kapında bir ömür kulluk ederim; 
Bastığın yerlerde yatılır diye...

Önceden kölenin suçunu göster,
Sonra'da al götür pazarla ister,
Kaç para derlerse saçını göster; 
Bunun bir teline satılır diye! ...

İlah gözlerin

Medet bekliyorum vurduğu yerde
Oralı olmuyor siyah gözlerin.
Gönlümü dağlıyor gördüğü yerde 
Kanıma susamış silah gözlerin.

Her yalan sözüne iftira ekler
Sayısız suçunu sırtıma yükler
Cenneti müjdeler ibadet bekler
Şeytanın taptığı ilah gözlerin.

Feryadım asılsız şikayet değil
Laf değil söz değil rivayet değil
Yetim hakkı değil cinayet değil
Korktuğum en büyük günah gözlerin

Fark eyledim!

Aşk seliydim sana akan
Gönülleri ark eyledim
Her güzelde sana bakan
Tarafımı fark eyledim…

Salim çıktım her ummandan
Sendin bana tek kumandan
Sığındığım her limandan
Tekrar sana çark eyledim…

Vesileyi at bir yana
Sevişelim kana kana
Değmezleri aşktan yana
Servetleri gark eyledim…

Beni sevmeni istiyorum

Seninle buluşmamız ne kadar zor olsa da, 
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Beş dakika baş başa kalmamız suç olsa da
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.

Çağırsam bile gelme, yorulma ne olursun,
Sen üzülme, incinme, kırılma ne olursun,
Beni yanlış anlama, darılma ne olursun,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.

Bir gün bensiz kalsan da benimle yaşamanı,
Aşkımın değerini sır gibi taşımanı,
Nemli bakışlarınla resmimi okşamanı 
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.

Senden tek dileğim var, özel imtiyaz değil,
Kulun başka bir kula ibadeti farz değil,
Haşa! Yaratan gibi beş vakit namaz değil,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.

Ne yazar

Duydum ki vefasız incinip küsmüş
Darılsa ne yazar darılmasa ne? 
Bir selam yollardı onu da kesmiş
Kırılsa ne yazar kırılmasa ne?

Ben keder üretir dert yaratırım, 
Aleme ibrettir her bir satırım, 
Kırk yılın başında halim hatırım
Sorulsa ne yazar sorulmasa ne?

Benden uzak olsun ersin ahtına
Dilerim sultanlar çıksın bahtına
Layık olmadığı gönül tahtına
Kurulsa ne yazar kurulmasa ne?

Kervanı kırılmış çölden beterim
Hancıya yolcuya hasret giderim
Yüz karası olmuş gönül defterim
Dürülse ne yazar dürülmese ne?

Rücu

Sen benim gözümde bir kifayettin.
İlk değil alçağı yüksek görüşüm.
Sanma ki sen bana ihanet ettin; 
O, senin aslına rücu edişin.

kahrını çektiysem vardır bir neden
sendin bu duyguyu bende üreten
kim kimi kullanmış şöyle bir düşün
o senin aslına rücu edişin

ilk defa başımı vurmadım taşa
yanıla yıkıla geldim bu yaşa
sanma ki sen beni aldattın haşa! 
çoktandır başladı bende bitişin
o senin aslına rücu edişin

Kâinatın Ulu İmparatoru

Cemâline sığındım haşmet i celâlinden
Sana meftun gönlümü fani sevdadan koru
Nar ı hicranla yandım memnu aşk melâlinden
Son olsun kâinatın ulu imparatoru

Şahadet ederim ki tek ALLAH sın ilâh yok
Son resulün Muhammed, cevaplandı ilk soru
Kabir azabı verme, sevap cüz i, günah çok
Gaffarsın kâinatın ulu imparatoru

Sana ait evrenin bu muhteşem imarı
Sema eder yıldızlar senin emrine doğru
Sen sonsuz semavatın sırlarının mimarı
Ahatsın kâinatın ulu imparatoru

Günde bilmem kaç bin kez tıklattırıp durursun
Sol göğsüme koyduğun yürek denen motoru
Ezel sen çalıştırdın ebed sen durdurursun
Amenna kâinatın ulu imparatoru

Ayın, yıldızın şavkı güneşin aks imidir? 
O senin ol dediğin vaktin ilahi nuru
Bu benin inanışım, yanlış mı? Aksi midir? 
Ne dersin! Kâinatın ulu imparatoru

Kıyamete yaklaştık güya ayı keşfettik
Tam kırk milyon metreymiş ölçmüşler ekvatoru
Özenip bezediğin bir cihanı mahvettik! 
Sabrettin kâinatın ulu imparatoru

Varlığını tartıştı; Firavun, Mûsa ile
Rüsva ettin elçine diklenen diktatörü
Koca deniz ikiye bölündü asa ile
Hükmettin kâinatın ulu imparatoru

Nemrut ki ateşlere atmıştı İbrahim i
Gülizara döndürdün yanardağ gibi koru
Habibinden öğrendik biz RAHMANI RAHİMİ
O sensin kâinatın ulu imparatoru

Kim hamile bıraktı Meryem adlı nisayı! 
Âmâya göz, ölüye can bahşeden doktoru! 
Kim vahdetti Ahmet i müjdeleyen İsa yı! 
Sensin sen kâinatın ulu imparatoru

Bir ömür eziyetten işkenceden yorucu
Huzur u mahşerinde ifadenin en zoru
Cümle vebalimizden ibra için orucu
Lütfettin kâinatın ulu imparatoru

Sedası son verecek kulakların pasına
İsrafil in üfleyip çaldığı anda sur u
Günahımızı sildir Firdevs in paspasına
Medet ya kâinatın ulu imparatoru!

Ayşen

İklimler çileme çare bulmuyor. 
Mevsimler halimi sormuyor Ayşen... 
Sakiler derdime derman olmuyor. 
ŞarkIlar yaramI sarmIyor Ayşen...

İlkbahar, yaz derken hazanım soldu. 
Murada ermeden miyadIm doldu. 
Kalb gözüm, ellere bakar kör oldu. 
Senden başkasını görmüyor Ayşen...

Hasretin tüketti bütün varımı, 
Seraba döndürdü hülyalarımı, 
Ne kadar süslesen rüyalarımı, 
Sabahlar hayıra yormuyor Ayşen...

Ağlarsan, matemin yağar geceme, 
Gülersen, mehtabın doğar geceme,; 
Lale devri geldi gönül bahçeme, 
Senden gayri çicek girmiyor Ayşen...

Kapattın gönlümün sevinç yönünü, 
Ümidim görmüyor sensiz önünü, 
Takvimler bilmiyor dönüş gününü, 
Saatler vuslatI vurmuyor, Ayşen...

Feleğe isyanım arttı gitgide, 
Gençliğim su gibi aktı gitti de, 
Ömrümü ellere sebil etti de, 
Bana bir damlanı vermiyor Ayşen...

Ardından çilemem, çağlamam diye, 
Yas tutup karalar bağlamam diye, 
Kaç kez and içtiler ağlamam diye, 
Gözlerim sözünde durmuyor Ayşen...

Ey alev yanaklım, volkan dudaklım, 
Ne bir hilafım var, ne gizlim, ne de saklım, 
Her şeye erdi de zavallı aklım, 
Seni unutmaya ermiyor Ayşen...

DostlarIm namıma Ferhat dese de, 
Ruhum aşk elinden imdat dese de, 
Kör şeytan resmini yırt at dese de, 
Ellerim bir türlü varmıyor Ayşen.

Bilsen

Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Sayende sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

Bağban eyle dedin beni bağrına,
Yanılıp yakılıp uydum çağrına,
Bir demet hercai çiçek uğruna,
Ağlarsın kırdığın gülleri bilsen.

Ateşe su dedim göz göre göre,
Aklım zavallıydı duyguma göre,
Bahtına şükretti mecnun bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen.

Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
Haberdar etmedim sırdaşlarımı,
Gizlemek isterken gözyaşlarımı,
Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

Sefiller gücünü bende sınadı,
Kimi kaçık dedi, kimi bunadı.
Berduş eleştirdi ,sarhoş kınadı,
Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

Felsefe böyledir divanelerde,
Teselli aranır bahanelerde,
Bir kadeh mey için meyhanelerde,
Ağlarsın düştüğüm halleri bilsen.

Sensiz iki gün

Nere gizlendimse aşikâr oldum
Hedefte gördüler sensiz iki gün
Dertler avcı oldu, ben şikâr oldum
İnsafsız vurdular sensiz iki gün.

Gözlerde avcıya yaranmak hazzı
Zevkten dört köşeydi hepsinin ağzı
Üstüme atıldı yüzlerce tazı
Başımda durdular sensiz iki gün.

Ayağıma prangalar taktılar
Gözlerimi dağladılar yaktılar
İki koldan, bir alnımdan çaktılar
Çarmıha gerdiler sensiz iki gün.

Kâle almadılar dileklerimi
Yaraslar emdi iliklerimi
Bükülmez sandığın bileklerimi
Kırk yerden kırdılar sensiz iki gün.

Tenimle bin çeşit dert senli benli
Her yanım kan revan gör ki ne denli
İğneli, çivili, çatal dikenli
Tellere sardılar sensiz iki gün.

Her cevre göğsünü geren kalbime
Eyyub'un sabrına eren kalbime
Cennete sorgusuz giren kalbime
Sırrını sordular sensiz iki gün.

Eseni Efsanem olmasın kuşkun
Ecel âciz kaldı, Azrail şaşkın
Nihayet onlarda ölümsüz aşkın
Farkına vardılar sensiz iki gün.

Ah şu şairliğim

Elimle kuyumu kazdırdı bana, 
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! 
Aklına eseni yazdırdı bana, 
Bütün sırlarımı aleme yaydı; 
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Ona her gün güzel, her hava hoştu, 
Sevgisiz hayatın manası boştu, 
Gördüğü kısrağın peşinden koştu, 
Uslanmak bilmeyen bir deli taydı; 
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Evimden barkımdan çözdürdü beni, 
İşimden gücümden bezdirdi beni, 
Bulutlar üstünde gezdirdi beni, 
Bastığım yıldızlar hüsrana kaydı; 
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Ak yazımı baht-ı siyah eyledi, 
Gençliğime yazık, günah eyledi, 
Nerde akşam, orda sabah eyledi, 
Serseri hayatı marifet saydı; 
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Alnım da açıktı, yüzüm de aktı, 
Kimseye verecek hesabım yoktu, 
Günah kervanımı pazara çekti, 
Yükümde ne varsa, hepsini saydı; 
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Hayal aleminde gezmem dese de, 
Seni bundan böyle üzmem dese de, 
Bu gece, tek hece, yazmam dese de, 
Sabaha çıkmadan sözünden caydı; 
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Hüzün adres değiştirir

Yakışmıyor cepheyi terk edişin,
Mert dayanır, namert kaçar sevdiğim.
Fazla sürmez hatanı fark edişin,
Hüzün eken, hüsran biçer sevdiğim.

Adet ettin aşk dersini asmayı,
Hüner saydın sırra kadem basmayı,
Yetti artık çok denedim susmayı,
İsyan eden bayrak açar sevdiğim.

Nice avcı bende silah sınadı,
Geri tepti,sineleri kanadı,
Kırılsa da yüreğimin kanadı,
Yine açar, yine uçar sevdiğim.

Bir resmimiz bile yoksa başbaşa,
Revamıdır ben yanayım,sen yaşa,
Aşk sunacak sakimi yok sarhoşa,
Yine bulur, yine içer sevdiğim.

Aynaların farkı kalmaz düşmanla,
Tanışırsın doğduğuna pişmanla,
Hüzün adres değiştirir zamanla,
Benden geçer, sana göçer sevdiğim.

Üzerime yar sevdiğin sahi mi? 
Kalp çalmakta senin gibi dahi mi? 
Ağlama der dosta âşık Daimi,
Bu da gelir, bu da geçer sevdiğim.

Senden sonrası

Aşkın hudûdunu aştı muradım, 
Maksûda varıştır senden sonrası; 
Erenler katına belki bir adım, 
Belki bir karıştır senden sonrası.

Farkına varınca olup bitenin,
Kırdım zincirini nefsin, bedenin! 
Beni aşkın ile ıslah edenin,
Lutfuna eriştir senden sonrası...

Bana bu gayreti sağlayan kudret, 
Eyyûb'ün sabrından aldığım ibret.
Ne riya, ne kibir, ne kin, ne nefret; 
Ebedî barıştır senden sonrası.

Bir gonca Bakî'nin gül destesinden, 
Bir yudum sakînin sır testisinden, 
Yüce Mevlâna'nın gel bestesinden, 
Feyz alış veriştir senden sonrası.

Kevser sarhoşuyum meyhane değil,
Hiçbir zevk böylesi şahane değil,
Kays gibi Leyla'yı nefsane değil,
Efsane görüştür senden sonrası...

Yumup gözlerimi yalan dolana; 
Açtım can evimi gerçek olana.
Elifi bırakıp Karac'oğlana, 
Yunûs'la yarıştır senden sonrası

Gıza bak hele . 

Böyledir kısrağın deli çağları
Çalmadan oynuyo kıza bak hele
Ben yarattım diyo alçak dağları
Kafirin verdiği poza bak hele

Bilmem neyin nesi kimin sıpası
Çözüldü göynümün katmerli pası
Göğüs göğüs değil füze rampası
Şafak mı söküyo yüze bak hele

Ten değil mübarek akrın sıcağı
Koynuna girenin söndü ocağı
Bir kalçayı seyret bir de bacağı
Tornada çekilmiş dize bak hele

Üst yanı Asyalı alt yanı Frenk
Her adım atış bir başka ahenk
Ela mı bela mı bilmem ki ne renk
Şu cellat bakışlı göze bak hele

Dedi ki 'Nasibim senmişsin meğer
On bin kez maşallah demeden eğer; 
Koklarsan solarım, nazarın değer'
Ağzından yel alsın söze bak hele

Dedim ki; 'Ne olur tenhaya gidek,
Gidek de feleği perişan edek'
'Say' dedi 'o halde saçımı tek tek'
Haspanın ettiği naza bak hele

Görenler altını ıslatmış derler
Yatağı göl etti döktüğüm terler
Yetişin; yanıyo bastığı yerler
Giderken koyduğu ize bak hele

Git

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar

Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; 
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.

Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; 
Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.

Her darbene tehammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.

Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? 
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!

Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!

Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! 
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum; 
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Giderim

Sersefilim sevgilinin uğruna
Abdal oldum göç eyledim giderim
Hançer vurdum gençliğimin bağrına
Telafisiz suç eyledim giderim

Kalb gözünden aldım olmaz darbeyi
O gün bugün şaşırıyorum kıbleyi
Bilemiyorum medineyi kabeyi
Yar gönlünü hac eyledim giderim

Geçsede ömrümün her anı yasla
Borcumu ödemiş olamam asla
Bahşettiği yüce aşka kıyasla
Koskoca bir hiç eyledim giderim

Cemal'im mürekkep etsen kanını
Yazmakla olmuyor aşkın tanımı
Yar kurban adamış aziz canımı
Al kınalı koç eyledim giderim

Ben Cengizhanzadeyim

Tahliyem çıktı sanma, sanma ki azâdeyim,
Dilimi çöz de bari halimi arz edeyim,
Sadakât sembôlüyüm diye büstüm dikildi,
Müstesna müzedeyim, karasevda-zedeyim…

Beddua ne kelime! Yakışır mı dilime?
‘Gül suyu içtim’ derim kan kussam mendilime,
Aşkımın bâşı için sarıl tunç heykelime,
Vuslâttan söz edeyim kavuştuk farzedeyim…

‘Canım’ de canlanayım karşına sağ çıkayım,
‘Şafak ol’ de sökeyim ufkuna nur dökeyim,
‘Sağnak ol’ de akayım Çin Seddi’ni yıkayım,
Dağları düz edeyim ben Cengizhan-zâdeyim…

Sen İran ol

Sarhoşunum, nasıl ayık kalayım?
Aşk şarabın doldu gönül testime.
Sen İran ol bende şahın olayım;
Varsın Sultan Selim gelsin üstüme…

Öyle bir güç var ki aşkın verdiği;
Deryada damladır aklın erdiği.
Perilerin,meleklerin,gerdiği,
Sipersin,kanatsın,kolsun üstüme…

Ali’nin kılıcı elimde aşkın,
Veli’nin duası dilimde aşkın.
Durmasın karşıma çıkacak şaşkın;
Tekmil orduların salsın üstüme…

Yad el dokunursa kaşına senin,
Ölürüm çıkamam karşına senin.
Zarar getirirsem taşına senin;
Yezid’in vebali kalsın üstüme…

Hicran cehennemi

Kâbemin sanemiydin saltanat döneminde
Kalmadı gözlerimde nemin de önemin de.
Yüce Tanrım seni de zalime zebun etsin
Sen de benim kadar yan hicran cehenneminde.

Sen de bir gece otur başbaşa namerdinle
Öptüğün dudaklardan kuyruklu yalan dinle.
Kıyasla öncekinle, savaşa dur kendinle,
Benden eksik olmasın acın da matemin de.
Sen de benim kadar yan hicran cehenneminde.

Senden besbeterine düşsün ki muhabbetin,
Gözlerinin önünde oynaşsın muhannetin.
Sana dersini versin en rezil ihanetin,
Sen de hüsrana uğra ömrünün her deminde
Sen de benim kadar yan hicran cehenneminde.

Sen de elin bir anlık zevki uğruna satıl,
Sen deryalar bağışla, bir damlaya aldatıl.
Bir iki koklan atıl, yosmagüllere katıl.
Dinmesin gözlerinden elemin de nemin de
Sen de benim kadar yan hicran cehenneminde.

Dostlar başından ırak bir gönül kazasısın
Girdiğim son günahın en ağır cezasısın.
Sebep sensin, âhını aldıysan rızasızın
Oyunusun bahtımın en kara döneminde
Sen de benim kadar yan hicran cehenneminde.

Kırılan gururundan ödün verdiğin için,
Aşağılık gönlünden utanç duy için için.
Hep yanıl, hep aldatıl sorama ama niçin.
Oku intizarımı hem ağla, hem amin de.
Sen de benim kadar yan hicran cehenneminde…

Ya evde yoksan

Aşkınla ne garip hallere düştüm.
Her şeyim tamam da bir sendin noksan,
Yağmur yaş demeden yollara düştüm.
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Elbisem gündelik, pabucum delik,
Haberin olsa da sobayı yaksan.
Yağmur iliğime geçti üstelik,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Sarhoşsan kapıyı çaldığım anda,
Fahişeler gibi açık saçıksan,
Bir de ufak rakı varsa masan da,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Bakkala gitmeme lüzum kalmasa,
Durumu anlardın, takvime baksan,
Allah vere misafirin olmasa,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Kıvırcık marulun vardır inşallah,
Bir salata yapsan, bol limon sıksan,
Senin de iştahın iyi maşallah,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Sabahlara kadar içsek, sevişsek,
Ne ben işe gitsem, ne sen ayıksan,
Derin bir uykunun dibine düşsek,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Ne kadar üşüdüm, nasıl acıktım,
İlk önce sıcacık banyoya soksan,
Sanırsın şu anda denizden çıktım,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Yanlış mı aklım da kalmış acaba? 
Muhabbet sokağı numara doksan,
Boşa mı gidecek, bu kadar çaba,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Ya yolu kaybettim, ya ben kayboldum,
Ne olur bir yerden karşıma çıksan,
Tepeden tırnağa sırsıklam oldum,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

“Ya evde yoksan” şiiri bakın nasıl bir ruh hali ile kaleme alınmış: 

“Yağmurlu bir günde evde yalnızdım. Öyle yağmur yağıyordu ki dışarıda sanki bardaktan boşanırcasına. Bir ara dışarı bakmak geçti içimden. Yağmurdan sulanan camın arkasından baktığımda karşı kaldırımda yağmurdan korunmak için saçak altına sığınmış birine gözüm ilişti. Aslında onca yağmur belli ki üstünden geçmişti. Yine de dinmesini bekler gibi dursa da sanki bir randevusuna geç kalmanın telaşı içinde gibi gördüm. O an yüreğim koptu, içimden şöyle bir dörtlük geldi dilime:

Aşkınla ne garip hallere düştüm. 
Her şeyim tamam da bir sendin noksan, 
Yağmur taş demeden yollara düştüm. 
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.” 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz