• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam280
Toplam Ziyaret628155

İran kıpırdarken

İran kıpırdarken

21 Kasım 2019

İran’da gösteriler

İran’da ekonomik kriz, ABD’nin Tahran’la imzaladığı uluslararası nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilip ABD’nin İran’a karşı ekonomik yaptırımlarını ağırlaştırmasıyla son bir yıldır daha da derinleşmiş durumdadır. İki sene önce 28 Aralık 2017 tarihinde başlayıp bir hafta süren ekonomik gerekçeli protestolara sahne olan İran’da şimdi de devletin sübvanse ettiği benzine zam yapmasıyla İran halkı bir kez daha sokaklara dökülüyor.

İran'da benzin fiyatlarına zam kararı başkent Tahran başta olmak üzere Tebriz, Meşhed, Ahvaz, Sircan, İsfahan, Şiraz, Kum, Yezd, Kirmanşah ve Kereç gibi kentlerde protesto gösterilerine yol açıyor… Gösteriler sırasında birçok kentte petrol istasyonları ve polis araçları ateşe verildi. Tahran yönetimi, protestoların büyümesi üzerine ülke genelinde internet erişimini kesti.

Uluslararası Af Örgütü 15 Kasım 2019 Cuma günü başlayan olaylardan bu güne en az 106 göstericinin  yaşamını yitirdiğini, olaylarda binlerce kişinin gözaltına alındığı iddia ediyor…

İran’da olaylar şimdilik bu şekilde…

Günah keçisi ‘’Dış Güçler’’

Albert Camus’un Kafka’ya söylediği bir söz vardı; ‘’her şeyi sunuyor, fakat hiçbir şeyi doğrulamıyorsun.’’ İran’da olanlardan ziyade Türkiye’de İran’da olanlar üzerine yapılan yorumlar bana bu sözü anımsattı… Sağdan sola bütün yazarlar çok yazdılar, Camus’un Kafka’ya söylediği gibi her şeyi sundular fakat hiçbir şeyi doğrulamadılar…

İbn-i Haldun ünlü Mukaddime’sinin giriş bölümünde tarihin zahiri, açıkça görülen anlamı dışında bir de saklı anlamı olduğuna dikkat çeker ve derdi ki: “Tarihin içinde saklanan mana ise incelemek, düşünmek, araştırmak (...) hadiselerin vuku ve cereyanın sebep ve tertibini inceleyip bilmekten ibarettir.” İşte ne yazık ki İran konusunda yapılan yorumlarda İbn-i Haldun’un söylediği bu hususlar eksik kaldı, yani; incelemek, düşünmek, araştırmak (...) hadiselerin vuku ve cereyanın sebep ve tertibini inceleyip bilmek… Hoş bunlar bile yeterli değil... Onu da yazımın sonunda belirteyim…

İran’daki protesto olayları hakkında; ‘’İran, ABD ve İsrail’in hedefi, halk isyanı İran’ı zayıflatıyor, öyleyse bu isyan (veya gösteriler) ABD ve İsrail’e hizmet ediyor’’ diye yorumlar yapılıyor…

Bu tarz bakış açısı geçmişte emperyalist ülkelerin isyanları örgütlemeye çalışmaları, “renkli devrimleri” rengârenk yapmaya kalkmaları, “Arap baharları’’, yazları ve kışlarını örgütlediklerini hatırlayınca hak vermemek mümkün değil…

Tarih baba bize, hele hele ABD’nin bir biçimde müdahil olduğu siyasi hareketlerde ve bizatihi İran’ın kendi tarihinde; Muhammed Musaddık’tan, işbirlikçisi olduğu Şah’tan, Paris’te iken İran’a dönmesi izni karşılığı kendisiyle petrol ve Rusya pazarlığı yaptığı Humeyni’den Nikaragua’ya, Kolombiya’ya kadar örneklerde olduğu gibi temkinli olmamızın gerektiğini söylüyor… Hele hele ABD Başkanı Trump’ın daha düne kadar “terörist” diye diş bilediği, “vize yasağı’’ uyguladığı İranlıları iki sene önceki gösterilerde “özgürlüklere susamış büyük İran halkı, İran için değişim zamanı”  sözleriyle pohpohlamışken… Şimdiki gösterilerde de ABD yönetiminin ‘’İran rejimine karşı protestoları destekliyoruz’’, Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun göstericilere hitaben yazdığı "ABD sizin yanınızda" diye mesajları havalarda uçuşurken…

Hele hele İsrail’in güvenliği için tehdit olan Saddam’lı Irak,  Kaddafi’li Libya ve Esad’lı Suriye bölgedeki eşbaşkanlarıyla beraber tarumar edilmiş, dikensiz kalan bahçede Kudüs başkent, Golan tepeleri ilhak, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimi uluslararası hukuka aykırı olmadığı ilan edilmişken… Ve sıra bölgede İsrail’e tek tehdit olarak kalan İran’a gelmişken…

Aralık 2017 tarihindeki gösterilerde Cumhurbaşkanı Ruhani protestoların “meşru sebepleri” olduğunu söyleyerek “halkın eleştiri ve protesto hakkı vardır”, “ekonomi, yolsuzluk, şeffaflık konularında yöneltilen eleştirilerin dayanaksız olmadığı’’na dikkat çekmişti. Ancak dini lider Hamaney, Ruhani’yi yalanlarcasına, “fitnenin sebebinin dış güçler olduğunu’’ söylemişti. Hamaney’e göre “para, silah, siyaset ve istihbarat organlarını kullanarak” dış parmak İran’a nifak sokmuş, ülkeyi karıştırmıştır.

Şimdiki protestocuların gerekçesi olan benzin fiyatlarına zam kararının uzman görüşlerine dayanarak alındığını söyleyen Hamaney, “Sabotaj ve kundaklama eylemleri bizim halkımız tarafından değil, devrim karşıtları ve İran düşmanları tarafından yapılıyor” diye açıklamada bulundu…

İran’ın dini lideri Hamaney’e yakınlığıyla bilinen Keyhan gazetesi ise “protestolarda şiddete liderlik edenlerin idamla cezalandırılacağını” iddia etti.

Tabii bu tepiklerde ABD’de Trump’ın, İsrail ve Suudi yöneticilerin söylemleri de etkili olmadı değil…

Gösterilerin gerçek nedeni

İran’daki bu huzursuzluğun en başta gelen nedeni ekonomidir! Bunun birinci nedeni; İran’ın Ortadoğu’nun lideri olmak için yaptığı hesapsız harcamaları, ikinci nedeni de yolsuzluktur… Diğer ikinci bir neden de mollaların baskısıdır…

Birinci nedeni, İran’ın Ortadoğu’nun lideri olmak için yaptığı hesapsız harcamaları detaylandırmak istiyorum. Çünkü hırsları kapasitelerinin çoook önünde olan tüm rejimleri bekleyen bir sonuçtur bu.

İran bütçesinin büyük bir kısmını Şii İslam'ın dünya geneline yayılması amaçlı propaganda için kullanılıyor. İran, ekonomik yaptırımlara rağmen Suriye, Irak ve Lübnan'da etkin olmak için milyarlarca dolar harcıyor...  

İran reddetse de Yemen'de Suudi öncülüğündeki koalisyona karşı savaşan Şii Husi milislerine ve Lübnan'daki Şii müttefikleri Hizbullah'a silah temin etmekle de suçlanıyor…

Meşhed'de bazı göstericiler hükümetin bu harcamalarına karşı; "Hayatım Gazze için değil, Lübnan için değil, İran içindir" sözleriyle tepki gösteriyorlar… Göstericilerin sosyal medyalarında paylaşılan bazı videolarda "Suriye'yi bırak bizi düşün" sloganlarının yer aldığı gözüküyor…

Ne tesadüftür İran'ın desteklediği Lübnan ve Irak'ta da günlerdir yolsuzluk ve ekonomik krize karşı gösteriler var. Ve çok daha fazla tesadüftür ki bu gösterilerin hedefinde de İran var...

''Ben yıldızları gösterdim, onlar parmağıma baktı'' derdi Halil Cibran... Ekonomik sıkıntının nedenini sadece ABD ambargosuna bakmanın doğru olmadığını düşünüyorum... Yukarıda anlattığım gibi İran'ın yıllardır kaynaklarını nereye harcadığna bakmak gerekir diye değerlendiryorum...

Gösterilerin nedenleri sizlere bir yerlerden tanıdık geliyor mu?

Tarihte isyanlar, itirazlar, protestolar

Hep tarihten bahsederim ya… Hep tarih bir laboratuvardır derim ya... İsterseniz çok kısa bir tur yaparak tarihteki bilinen, belli başlı protestolara, itirazlara, isyanlara kısaca bir göz atalım… Ancak dünyadaki isyanlarla İran’daki protestoların şimdi ne ilgisi var demeyin!

Osmanlı zamanı Anadolu’da Şeyh Bedrettin’den, Bozoklu Şeyh Celâl’e, Patrona Halil’den Kabakçı Mustafa’ya şimdi saysam sayfalar tutacak isyanlar vardır… Köroğlu’lar, Pir Sultan Abdal’lar vardır…  Bunların karşısında ise Kuyucu Murat Paşalar, Kelleci Mehmet Paşalar vardır… Ama geride acılı sonlar, kan ve gözyaşları vardır…

Dünya tarihi de Spartaküs’tan, Spartaküs Birliği’ne kadar hesapsız başkaldırıların trajedileriyle doludur… (Almanya'da I. Dünya Savaşı'nın ardından 1918 yılında yaşanan devrimden sonra 1919 yılında Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg önderliğinde silahlı ayaklanma düzenleyen ve adı daha sonra Almanya Komünist Partisi olan grubun ilk adı Spartaküs Birliği -Spartakusbund - idi.)

Arkasında on binlerce öldürülmüş köle bıraksa da Spartaküs’in akıbeti hala meçhuldür, Spartaküs Birliği  kurucularından Karl Liebknecht’e, Rosa Luxemburg vahşice katledilmişlerdir. Spartaküs’tan, Spartaküs Birliği’ne geride kalan sadece kan, acı ve gözyaşlarıdır…

Bir de tarihte ‘’Paris Komünü’’ diye bilinen bir olgu vardır…

‘’Paris Komünü’’ (La Commune de Paris) Bismarck Almanya’sının Fransa’yı yenmesinden sonra yenilgiyi hazmedemeyen Paris halkının Fransız hükümetine karşı kurduğu 18 Mart 1871’den 28 Mayıs 1871’e uzanan yerel bir yönetimdi. Paris Komünü, içinde şekillendiği koşullar, tartışmalarla yürüyen kararları ve acılı sonu (Savaşta 20 000 kadar komün devrimcisi ve 700'den fazla Versailles'li öldürülür ) onu zamanının en önemli politik dönemlerinden biri yapar.

Bu yazdıklarım sadece birer örnek... Bütün bu anlattığım ve anlatamadığım protestolar, itirazlar ve isyanlar bana İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair Samuel Backett’in en bilinen eseri ‘’Godot'yu Beklerken'’ (Kabalcı Yayınevi, 2000)’i hatırlatır. Oyunun en önemli sözü hazin bir şekilde kulaklarımızda çın çın çınlar;

‘’Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil, daha iyi yenil.’’

Tarihteki bu protestolardaki, bu itirazlardaki ve bu isyanlardaki her bir yenilgi çok acı bedeller ödetmiş ancak daha bir iyi yenilgilerin temellerini atmıştır… Ancak özgürlükler de medeniyet de gelişmeler de ilerlemeler de hep bu bedeller üzerine inşa edilmiştir.

İşte tarih bu şekilde kendi akışı içinde, o zaman denilen büyük nehrin, insandan, doğadan ve daha birçok etkenden oluşan hayhuyu içinde biçimlenmiştir...

Hep yazarım ya; ‘’hayat ileriye doğru yaşanır, ancak geriye doğru anlaşılır, geleceğe ilişkin öngörüler kökleri tarihte olan ve buradan beslenen bitkiler gibidir, tarih insana ne olduğunu öğrettiği gibi, ne olacağını da öğretir’’ diye.

Tarihten alınan dersler

Geçmişin incelenmesi, insanı değişimleri anlamaya hazırlar; daha sonra da değişimlerden kaygı duyulmamasını sağlar. Yaşam hızlı bir şekilde değişir, buna karşın kurumlar, kuruluşlar ve yapılar çok yavaş bir değişim gösterirler. Bu da toplum içindeki çelişkileri derinleştirir, sosyal patlamalara yol açar.

Tarih bize her şeyin tümden değişmesini engellemenin tek yolunun bazı şeylerin değişmesini kolaylaştırmak olduğunu gösterir. Değiştirilemeyen bir düzen kötü bir düzendir.

Batı bedeller de ödeyerek biçimlenen bu sürecin bilincinde olarak protestoların ve itirazların demokratik bir hak olduğunu öğrenmiş, bu hakkın kullanılması için her türlü ortamı hazırlamış ve protestolardan ve itirazlardan da mesajları alarak, gerekli dersleri çıkartarak, toplum içindeki çelişkileri derinleşmeden, sosyal patlamalara yol açmadan gerekli değişimleri yapmışlar ve yapmaktadırlar…

Ancak Doğulu toplumlarda bir itiraz kültürü ve bir protesto kültürü yoktur.  Doğulu toplumlarda yönetimler devletle özdeşleştikleri için yönetime yapılan her türlü itirazı, eleştiriyi ve protestoyu devleti âliye yapılmış gibi algılayarak gaddarca bastırmışlar ve bastırmaktadırlar…

İran’da protestoların geleceği

İran da Doğulu bir toplum değil midir? Sonunda ne olmuştur İran’da? Aralık 2017’deki gösteriler karşısında İktidar yanlıları (!) da sokağa inmişler ve olayları sona erdirmişlerdir. İran Devrim Muhafızları Komutanı Tümgeneral Muhammed Ali Caferi bu sonucu (!) şöyle açıklamıştı: ‘’Fitne bitmiştir!’’ Bu kadar işte!

Aralık 2017’deki gösteriler Devrim Muhafızları’nın daha da ileri gitmelerine gerek kalmadan, sokağa dökülenlerin yenilgisiyle sonuçlanmış, 2017’de 2009’da yaşananların benzeri bir kez daha tekrarlanmıştır. (2009’da sandığa hile karıştırdığı gerekçesiyle patlak veren gösterilerde de Ahmedinejad’ı kurtaran yine sokağı gaddarca bastıran Devrim Muhafızları olmuştu...)

Bu seneki gösteriler için de İran Yargı Erki Sözcüsü Gulam Hüseyin İsmaili, Devrim Muhafızları Ordusu’nca “ciddi önlemler (!) alınacağı” uyarısı yapmıştır.

Bundan dolayı İran gibi bir toplumda böylesi bir huzursuzluktan ve protestolardan bir Ekim Devrimi veya bir Anadolu ihtilali beklemek, hele hele bir Atatürk beklemek ve illaki de arkasında bir dış güç aramak ham hayal olur, hayalperestlik olur…

Her hareket bir Ekim Devrimi, her isyan da bir Anadolu İhtilali, her lider bir Atatürk değildir. Her bir huzursuzluğun arkasında da illaki yabancı güçler de yoktur. İran’daki ufacık bir kıpırdanmadan görüldüğü gibi bir şeycikler çıkmaz… Olan dökülen kanlara, yiten canlara olur… Ancak yönetimler gereken dersi almazlarsa gelecekteki daha büyük bir sosyal patlamanın da temellerini atmış olurlar.

Sonuç

Tarih, bir sistem oluşturmak için İbn-i Haldun’un başta da söylediğim sözünü de aşarak sadece düşünmenin ve kafa yormanın da yeterli olmadığını öğretir; tek bir mantığa dayanan akıl yürütmelerin pek çoğu, genellikle ‘’insanoğlunu yok saydıkları’’ için, yaşamın kendisiyle de çelişmektedirler.

Sonuçta İran’da toplumunun da kendi iç çelişkileri vardır ve bu iç çelişkilerin çözümü için mücadele eden insanoğlu da vardır. Ve bu mücadeleyi çalmak için pusuda bekleyen çakallar da vardır elbet… Tarih bize yaşam koşullarına itirazın evirilerek sonuçta siyasi bir nitelik haline geldiğini ve bu şekilde oluşmuş siyasi hareketlerin de kolaylıkla dışarıdan manipüle edilebileceğini gösterir… Olayın esası da budur…

Tarih bize her şeyin tümden değişmesini engellemenin tek yolunun bazı şeylerin değişmesini kolaylaştırmak olduğunu gösterir.

Değiştirilemeyen bir düzen kötü bir düzendir.

Osman AYDOĞAN

 


Yorumlar - Yorum Yaz