• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam133
Toplam Ziyaret630476

Şimdi Kerkük’te gelinen nokta!

Şimdi Kerkük’te gelinen nokta!

Dünkü yazımda Birinci Dünya Harbinde Kerkük’ün nasıl kaybedildiğini yazmıştım… Daha önceki günkü yazımda da ‘’Atatürk'ten sonra da Türkiye’nin hiç ama hiç ilgilenmediği, ilgilenemediği, arkasını döndüğü Kerkük diye, bir zamanlar Antep kadar, Erzurum kadar, Sivas kadar Türk olan Kerkük diye, önce Arap’ın, Saddam’ın, sonra da Peşmerge'nin, Barzani’nin vurduğu, talan ettiği, yağmaladığı, tecavüz ettiği Kerkük diye, Türkiye'nin bir zamanlar kırmızı çizgisi olan ama zamanla sararan, solan, unutulan, bir mezhep sevdasına Barzani'ye peşkeş çekilen Kerkük’’ diye yazmıştım…

 Üst üste Kerkük’ü yazınca bugün de bugünkü Kerkük’ü yazmak elzem oldu diye düşünüyorum... Çünkü Kerkük Barzani’den kurtuldu diye bazı ayran ağızlı ve ayran gönüllü dünyadan bir haber bir kısım zevat kendi kendine bayram yapıyor...

Bugün, günümüzde Kerkük’te satrancın en zoru olan dış politikayı tavla oyununa döndürenlerin anlayamayacağı bir sonuç var…

Önce kısa bir geçmişe, bu yılın Nisan ayına gidelim;

Türkmen kenti Kerkük’ün Kürt Valisi Necmeddin Kerim’in girişimiyle, Irak'ın Kerkük İl Meclisi'nin 2017 başında yaptığı bir düzenleme ile Kerkük’te resmi binalara Irak bayrağının yanına Kürt bayrağının asılması kararı verdi. Aynı meclis kentin Irak'taki Bölgesel Kürt Yönetimine bağlanması için oylama yapmaya da karar verdi. Ve bu haber Türkiye’deki onca kavga, atışma ve hır gür arasında dikkati çekmeyip kaynadı gitti.

Ancak İran Dışişleri Bakanlığı uyumadı, hemen tepki vererek, Irak'ın Kerkük kentinde kamu binalarına Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bayrağı asılmasının "kaygı verici" ve "gerginlik yaratacak" bir hareket olduğunu açıkladı.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Kerkük diye bir davası olmadığı için (hani hatırlarsınız Kerkük kırmızı çizgimizdi ya, sarardı, morardı ve sonunda bu çizgi yok olup gitti) Kerkük’e Kürt Yönetimi bayrağı asılmasına Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinden hiç kimse o zamanlar iktidarın baş dostu Barzani’ye laf edemediler.

Yine 2017 başında Barzani Türkiye’ye geldiğinde göndere “Kürdistan bayrağı” çekildi. Başbakan Binali Yıldırım; “Kuzey Kürdistan Bölgesel Yönetimi, özerk bir yapıdır. Ayrı bayrağı vardır ve dünyada da bu şekilde tanınır.” dedi..

Yine birkaç yıl daha geriye gidelim;

Türkmen şehri Kerkük resmi olarak Bağdat yönetimine bağlı bir kentti. IŞİD, 2014’te girdiği Kerkük’ten üç beş gün sonra çekilirken, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı peşmergeler tek kurşun atmadan Kerkük’ü ele geçirdiler ve peşmerge, IŞİD’le mücadele bahanesi ile Kerkük’te yönetime “fiilen” el koydu. O vakitler, peşmerge yetkilileri, “Bağdat’ın sekiz senedir vermediği Kerkük’ü IŞİD bize iki haftada verdi” demişlerdi.

Ancak Kürt grupları, uzun bir dönem boyunca Türkmen kenti ve petrol zengini Kerkük’te varlığını göstermek için nüfus ve tapu dairesine saldırarak, yakıp yıkıp yağmaladılar. Bir anlamda, bunu yaparak, kentin tarihini/hafızasını yok etmek istediler. Daha sonra hızla bölgeye/Kerkük´e göç etmeye başladılar (Kerkük’e 700 bin Kürt ithal edildi). Aslında, bu göçler bir anlamda Kürt partileri ve dış güçler tarafından teşvik edildi ve desteklendi. Kürt grupları, Türkmenlere ve devlete ait arazilere ev yaptılar ve yerleştiler. Kerkük’ün demografik yapısı bu gruplar tarafından hızlı bir şekilde değiştirilmeye çalışıldı. Hedefleri Kerkük’ü de Kürt bölgesine dâhil etmekti.

Kerkük petrolleri de elde kalmadı, 2015’te Türkiye üzerinden dünyaya pazarlandı. (Türkiye, Kuzey Irak petrolünü alıp, Yumurtalık’tan tankerlere doldurup dünyaya satmaya çalışırken, diğer ülkeler petrol Irak’ın petrolü diye petrol tankerlerini Meksika Körfezi’nden geri çeviriyorlardı.)

İktidara yakın bir akademisyen Kerkük’te resmî kurumlara Kürt bayrağı asılması konusunda şöyle bir Twitter mesajı atmıştı o zaman; “Kerkük Türk yurdudur diyorsunuz ancak Irak’taki Türklerin Şii olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bırakın Şii Türklerdense Sünni Kürtler alsın.” 

Dışarıda kalmış vatan olan, ata toprağı, Türkmen şehri Kerkük anlattığım gibi yağmalanırken, Türkmenler katledilirken, tapu kayıtları imha edilirken, gönderine Kürt bayrağı çekilirken seyredenlerin, sesiz kalanların mezhep  aşkı bu kadar da değildi..

İsterseniz biraz daha geriye gidelim.. Fazla değil, tarihe değil, düne gidelim düne;

Turgut Özal, Cumhurbaşkanı iken, Barzani’yi Türkiye’ye çağırdı. Eline, Türkiye Cumhuriyeti’ne ait kırmızı pasaport verdi. Barzani, 2001’de “Irak Kürdistan Demokrat Partisi” Genel Başkanı olarak Ankara’da ağırlandığında Bülent Ecevit Başbakan, Mesut Yılmaz ile Devlet Bahçeli de başbakan yardımcısıydı. 

Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı olarak 2009’da “Kuzey Irak Yönetimi’’ yerine ‘’Kürdistan Bölgesel Yönetimi” demeyi uygun buldu. Ahmet Davutoğlu 2010’da Dışişleri Bakanı olarak Irak’ın kuzeyini “Kürdistan” olarak niteledi. Ardından da Erbil Başkonsolosluğu’nda “Kürdistan bayrağı” protokole girdi. 

Recep Tayyip Erdoğan 2013’te Başbakan iken, Barzani ile el ele, Diyarbakır’da birlikte mitinge çıktı; toplu nikâh törenine katıldı. 

CHP’li Öztürk Yılmaz da “Bütün halklar gibi Kürt halkının da bağımsızlık özlemi ve hakkı olduğunu” açıkladı. 

29 Haziran 2014’de dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Financial Times’a verdiği röportajda aynen şöyle diyordu; “Eskiden bağımsız bir Kürt devleti mevzuu Türkiye için savaş nedeni sayılıyordu. Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulması ihtimali devlet erkini artık eskiden olduğu gibi rahatsız etmiyor. Bazı şeyler değişti. Eğer Irak bölünürse ki bu kaçınılmaz görünüyor, onlar bizim kardeşimizdir.”

Başbakan Binali Yıldırım 2016 yılı AKP’nin Afyon Toplantısı’nda da şöyle konuşuyordu; “Irak Kürdistan Bölgesi Yönetimi (IKBY) bölgesinde yapılacak her türlü işbirliğini merkezi hükümetle değil, o bölgenin esas sahibi olan Barzani’yle yapacağız.”

Bu şekilde zat-ı muhteremleri Irak’ın Kuzeyine Kürdistan, Barzani’yi de onun başkanı muamelesi yaptılar… Ne Kerkük akıllarına geldi ne de Türkmenler... Ne zamanki Barzani Irak’ın kuzeyinde “bağımsızlık” ilan etmeye kalkıştı, zat-ı muhteremler kıyameti kopardılar… Daha dün ‘’İbadi (Irak Başbakanı Haydar İbadi) bizim muhatabımız olamaz’’ diyenler bugün ‘’tek muhatabımız İbadi’dir’’ demeye başladılar.

Ama ben yine biraz, çok değil bir yıl daha geriye gitmek istiyorum;

Daha dün, 2016 yılında Türkiye, çok heveslendiği Musul’u IŞİD’den temizleme harekâtı kendisinin de neden katılması gerektiğini anlatırken Haşdi Şabi’nin IŞİD bahanesiyle Sünni Arap ve Türkmenlere zarar vereceklerini öne sürerek Irak ordusuyla Haşdi Şabi milislerinin Musul’u IŞİD’den temizleme operasyonuna girişmesine itiraz ediyordu. Haşdi Şabi’nin Musul’a girmesi Türkiye’nin kırmızı çizgisiydi.  Türkiye; Şii milisler, Sünni Arap ve Sünni Türkmenlerden intikam almaya kalkarsa o ateşin bütün bölgeye yayılacağını iddia ediyordu.

Hatta Türkiye, Kasım 2016’da Haşdi Şabi’nin Telafer’i alma riskine karşı bölgeye 190 km uzaklıktaki Silopi’ye tank sevkiyatı yapıyordu. Aralık 2016’da aynı Haşdi Şabi’nin Sincar’da varlığı tehlikeye düşen PKK’ya nasıl destek verdiğini yazıyordu gazeteler.

2017’nin Ocak ayına gelindiğinde Haşdi Şabi bünyesinde faaliyet gösteren dört büyük örgütün (Bedr Örgütü, Asaib Ehli Hak, HizbullahTugayları ve Seraya Es Selam) Sünni Araplara uyguladığı sistematik saldırılar artık uluslararası izleme örgütlerinin bile gündemindeydi. Af Örgütü, “Irak: Haşdi Şabi milislerinin silahlandırılmasına göz yummak” başlığıyla yayımladığı raporda Haşdi Şabi’nin binlerce genci kaçırdığını ya da onlara işkence yaptığını, hiçbir yargı ve infaz yetkisi olmamasına rağmen idam ettiğini raporluyor, ölü bulunan tutukluları belgeliyor ve Bağdat yönetimini mezhepçiliği körükleyen tüm bu ihlallere göz yumarak milislere silah sağlamakla suçluyordu…

Yani kısaca Türkiye daha düne kadar Haşdi Şabi milislerini Musul’a bırak sokmayı, yaklaştırmamak için kıyameti koparıyordu, Haşdi Şabi için ‘‘vahşi bir cinayet şebekesidir, katil sürüsüdür’’ diyordu…

İşte şimdi anlatmak istediğim ise Kerkük’te gelinen nokta:

Tahran’ın desteklediği  ve bizim de ‘‘vahşi bir cinayet şebekesidir, katil sürüsüdür’’ dediğimiz Haşdi Şabi milisleri ile Irak ordusu Kerkük’ten peşmergeleri kovaladılar ve Kerkük’ü ele geçirdiler… Yazımın başında verdiğim gibi Kerkük Barzani’den kurtuldu diye bazı ayran ağızlı ve ayran gönüllü dünyadan bir haber bir kısım zevat kendi kendine bayram yapıyor... Barzani’ye gününü gördü diye seviniyorlar.  

Şu an Kerkük’te Irak ordusuyla Haşdi Şabi milisleri var.. Tahran, Irak ve Haşdi Şabi milislerinin ittifak içinde oldukları bir sır değil… Aslında bu harekâtla Kerkük Bağdat’a değil, Tahran’a bağlandı, çünkü IKBY’nin (Barzani’nin) Kerkük’ten atılma nedeni, Bağdat merkezi yönetimine bağlı Irak ordusundan gücünden ziyade daha birkaç ay öncesine kadar cinayet şebekesi diye andığımız İran’a bağlı Haşdi Şabi milisleri vesilesiyledir. . Haşdi Şabi milislerinin bu harekâtı Kerkük’le son bulacakmış gibide gözükmemektedir; Kerkük’le beraber Halepçe ve Süleymaniye de İran tesirine girmektedir.

Ayrıca bu harekâtla Barzani güç kaybederken çizgi olarak PKK’ya daha yakın olan Talabani ailesi de güç kazanmıştır.

Yazımın başında Kerkük’ü anlatırken; ‘’önce Arap’ın, Saddam’ın, sonra da Peşmerge'nin, Barzani’nin vurduğu, talan ettiği, yağmaladığı, tecavüz ettiği Kerkük’’ diye söz etmiştim… Bundan sonra da bu sözümü herhalde şöyle değiştireceğimi içim sızım sızım sızlayarak tahmin ediyorum; ‘’önce Arap’ın, Saddam’ın, sonra da Peşmerge'nin, Barzani’nin, daha sonra da Haşdi Şabi’nin, Tahran’ın vurduğu, talan ettiği, yağmaladığı, tecavüz ettiği Kerkük’’

Kerkük üzerine Haşdi Şabi üzerinden Tahran ve Bağdat söz sahibi olurken Türkiye ise olan biteni uzaklardan eli böğründe sadece seyretmektedir. Eğer dış politikanızı bir satranç gibi değil de tavla gibi oynarsanız olacağı da budur zaten…

Osman AYDOĞAN

 


Yorumlar - Yorum Yaz