• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam401
Toplam Ziyaret891520

Bir yer olacak orada; adı Kerkük!

Bir yer olacak orada; adı Kerkük!

22 Ağustos 2020

Geçen haftaki yazımda Birinci Dünya Harbinde Musul ve Kerkük’ün nasıl kaybedildiğini anlatmıştım… Daha sonraki yazımda da ''Altun hızmav mülayim'' isimli Kerkük türküsünü anlatırkan, ‘’Atatürk'ten sonra Türkiye’nin hiç ama hiç ilgilenmediği, ilgilenemediği, arkasını döndüğü Kerkük, bir zamanlar Antep kadar, Erzurum kadar, Sivas kadar Türk olan Kerkük, önce Arap’ın, Saddam’ın, sonra da Peşmerge'nin, Barzani’nin vurduğu, talan ettiği, yağmaladığı, tecavüz ettiği Kerkük, Türkiye'nin bir zamanlar kırmızı, kıpkırmızı çizgisi olan ama zamanla sararan, solan, unutulan, bir mezhep sevdasına Barzani'ye peşkeş çekilen Kerkük’’ diye yazmıştım…

Üst üste tarihteki Kerkük’ü yazınca bugünkü Kerkük’ü de yazmak elzem oldu diye düşündüm… Herkes ‘’Mavi Vatan’’ diye Doğu Akdeniz’e, ''Gaz'' diye Karadeniz'e odaklanmışken Kerkük’te neler oluyor aktarmak istedim…

Dünkü yazımda Tevfik Fikret'i anlatmıştım. Tevfik Fikret tahsil için Halûk'u Glasgow'a gönderirken ''Halûk'un Veda'ı'' şiirinde ''Bize bol bol ziya kucakla getir / Düşmek etrafı görmemektendir...'' derdi... Fikret'in söylediği gibi düşmemek için etrafı görmek gerekir... 

Bugün, satrancın en zoru olan dış politikayı tavla oyununa döndürenlerin, ''Rabia, Rabia'' diye diye bir Arap kadının peşine düşenlerin, öz be öz Türk olan Kerkük'te anlayamayacağı bir sonuç vardır ki bu da etrafı görmediklerini gösterir...

Kerkük’ün bir cümle ile kısa hazin tarihi:

Kerkük’ün yakın geçmişi yazmadan önce bir cümle ile Kerkük’ün kısa hazin tarihini vermek istiyorum: Türkiye ilgilenmeyince, Türkiye Kerkük’e arkasını dönünce, Kerkük’te; 1918 yılından 2003 yılına kadar Araplaştırma politikaları, 2003 yılından 2017 yılına kadar da Kürtleştirme politikaları uygulandı… Bu yazımda Kerkük’ün yakın tarihteki Kürtleştirilme politikalarını anlatacağım… Ancak çok çok uzaklara gitmeden hemen yakın bir tarihten başlayacağım…

Turgut Özal, Cumhurbaşkanı iken, Barzani’yi Türkiye’ye çağırmış ve Barzani'nin eline, Türkiye Cumhuriyeti’ne ait kırmızı pasaport vermişti... 

2001 yılı

Barzani, 2001’de “Irak Kürdistan Demokrat Partisi” Genel Başkanı olarak Ankara’da ağırlandığında Bülent Ecevit Başbakan, Mesut Yılmaz ile Devlet Bahçeli de başbakan yardımcısıydı. 

Ankara’da bunlar olurken ben naçizâne de saf saf o tarihte (2001) Avusturya Savunma Bakanlığınca resmi olarak ''geleceğin dışişleri bakanı'' gizli sıfatı ile Viyana’ya davet edilen Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) Türkiye Temsilcisi olan Safin Dizayi’nin Avusturya’ya olan bu davetini Avusturya Savunma Bakanlığında girişimlerde bulunarak ''olmayan hangi ülkenin dışişleri bakanını davet ediyorsunuz'' diyerek iptal ettirmiştim…  

2009-2013 yılları arası

Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı olarak 2009’da “Kuzey Irak Yönetimi’’ yerine ‘’Kürdistan Bölgesel Yönetimi” demeyi uygun buldu. Ahmet Davutoğlu 2010’da Dışişleri Bakanı olarak Irak’ın kuzeyini “Kürdistan” olarak niteledi. Ardından da Erbil Başkonsolosluğu’nda “Kürdistan Bayrağı” protokole girdi. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2013’te, Barzani ile el ele,  Diyarbakır’da birlikte mitinge çıktı; toplu nikâh törenine katıldı. 

O zamanki CHP’li Öztürk Yılmaz da “Bütün halklar gibi Kürt halkının da bağımsızlık özlemi ve hakkı olduğunu” açıkladı. 

2014 yılı

Türkmen şehri Kerkük resmi olarak Bağdat yönetimine bağlı bir kentti. IŞİD, 2014’te girdiği Kerkük’ten üç beş gün sonra çekilirken, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı peşmergeler tek kurşun atmadan Kerkük’ü ele geçirdiler ve peşmerge, IŞİD’le mücadele bahanesi ile Kerkük’te yönetime “fiilen” el koydu, şehir yönetimi de merkezi hükümetten alınarak Peşmerge kuvvetlerine teslim edildi… O vakitler, peşmerge yetkilileri, “Bağdat’ın sekiz senedir vermediği Kerkük’ü IŞİD bize iki haftada verdi” demişlerdi.

Ancak Kürt grupları, uzun bir dönem boyunca Türkmen kenti ve petrol zengini Kerkük’te varlığını göstermek için nüfus ve tapu dairesine saldırarak, yakıp yıkıp yağmaladılar. Bir anlamda, bunu yaparak, kentin tarihini / hafızasını yok etmek istediler. Daha sonra hızla bölgeye (Kerkük´e) göç etmeye başladılar (2003 yılından 2017 yılına kadar nüfus kaydırmaları ile Kerkük nüfusu 700 binden, bir milyon 400 bine çıkarıldı, yani Kerkük’e 700 bin Kürt nüfus ithal edildi!). Aslında, bu göçler bir anlamda Kürt partileri tarafından teşvik edildi ve desteklendi. Kürt grupları, Türkmenlere ve devlete ait arazilere ev yaptılar ve yerleştiler. Kerkük’ün demografik yapısı bu gruplar tarafından hızlı bir şekilde değiştirilmeye çalışıldı. Hemen hemen bütün devlet dairelerindeki makamlar Türklerden alınıp Kürtlere verildi… Hedefleri de Kerkük’ü Kürt bölgesine dâhil etmekti.

29 Haziran 2014’de dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Financial Times’a verdiği röportajda aynen şöyle diyordu; “Eskiden bağımsız bir Kürt devleti mevzuu Türkiye için savaş nedeni sayılıyordu. Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulması ihtimali devlet erkini artık eskiden olduğu gibi rahatsız etmiyor. Bazı şeyler değişti. Eğer Irak bölünürse ki bu kaçınılmaz görünüyor, onlar bizim kardeşimizdir.”

2015 yılı

Irak Merkezi Hükumetine ait olan Kerkük petrolleri de, 2015’te Türkiye üzerinden Barzani adına dünyaya pazarlandı. (Türkiye, Kuzey Irak petrolünü alıp, Yumurtalık’tan tankerlere doldurup dünyaya satmaya çalışırken, diğer ülkeler petrol Irak’ın petrolü diye petrol tankerlerini Meksika Körfezi’nden geri çeviriyorlardı.)

Dışarıda kalmış vatan olan, ata toprağı, Türkmen şehri Kerkük anlattığım gibi yağmalanırken, Türkmenler katledilirken, tapu kayıtları imha edilirken, gönderine Kürt bayrağı çekilirken seyredenlerin, sesiz kalanların mezhep aşkı bu kadar da değildi...

2016 yılı

Başbakan Binali Yıldırım 2016 yılı AKP’nin Afyon Toplantısı’nda da şöyle konuşuyordu; ''Irak Kürdistan Bölgesi Yönetimi (IKBY) bölgesinde yapılacak her türlü işbirliğini merkezi hükümetle değil, o bölgenin esas sahibi olan Barzani’yle yapacağız.”

Bu şekilde zat-ı muhteremleri yıllar içerisinde Irak’ın Kuzeyine Kürdistan, Barzani’yi de onun başkanı muamelesi yaptılar… Ne Kerkük akıllarına geldi ne de Türkmenler...

Bu sürede Barzani zat-ı muhteremlerin en yakın dostu iken merkezi Irak Hükümetine hep cephe aldılar… Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak'taki Türk askeri varlığına yönelik açıklamalar yapan Irak Başbakanı İbadi'yi sert sözlerle eleştirerek, "Şahsıma hakaretler ediyor. Sen benim zaten muhatabım değilsin, seviyemde değilsin, kıratımda değilsin, kalitemde değilsin. Biz bildiğimizi okuyacağız, bunu böyle bilesin. Önce haddini bil" diyerek İbadi’ye şöyle söylüyordu: "Türkiye Cumhuriyeti'nin ordusu sizlerden talimat alacak kadar kalitesini kaybetmiş değildir." (11 Ekim 2016)

2017 yılı

Türkmen kenti Kerkük’ün Kürt Valisi Necmeddin Kerim’in girişimiyle, Irak'ın Kerkük İl Meclisi'nin 2017 başında yaptığı bir düzenleme ile Kerkük’te resmi binalara Irak bayrağının yanına Kürt bayrağının da asılması kararı verildi. Aynı meclis kentin Irak Bölgesel Kürt Yönetimine (IKBY) bağlanması için de oylama yapmaya karar verdi. Ve bu iki haber Türkiye’de iç politikadaki onca kavga, atışma ve hır gür arasında dikkati çekmeyip kaynadı gitti.

Ancak İran Dışişleri Bakanlığı uyumadı, hemen tepki vererek, Irak'ın Kerkük kentinde kamu binalarına Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bayrağı asılmasının "kaygı verici" ve "gerginlik yaratacak" bir hareket olduğunu açıkladı.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Kerkük diye bir davası olmadığı için (hani hatırlarsınız Kerkük kırmızı, kıpkırmızı çizgimizdi ya, sarardı, morardı ve sonunda bu çizgi yok olup gitti) Kerkük’e Kürt Yönetimi bayrağı asılmasına Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinden hiç kimse, o zamanlar iktidarın baş dostu Barzani’ye bir laf bile olsun edemediler.

İktidara yakın bir akademisyen Kerkük’te resmî kurumlara Kürt bayrağı asılması konusunda şöyle bir Twitter mesajı atmıştı o zaman; “Kerkük Türk yurdudur diyorsunuz ancak Irak’taki Türklerin Şii olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bırakın Şii Türklerdense Sünni Kürtler alsın.” 

Yine 2017 başında Barzani Türkiye’ye geldiğinde göndere “Kürdistan bayrağı” çekildi. Başbakan Binali Yıldırım; “Kuzey Kürdistan Bölgesel Yönetimi, özerk bir yapıdır. Ayrı bayrağı vardır ve dünyada da bu şekilde tanınır” diye demeç verdi… .

Eylül 2017

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından 25 Eylül 2017 tarihinde bir bağımsızlık referandumu yapıldı…

IKBY'nin düzenlediği bu referandumda oy kullananların yüzde 92,7'si bağımsızlığa destek verdi. Referandumun Kerkük'te de düzenlenmesine tepki gösteren Bağdat yönetimi de Kerkük’ün kontrolünün IKBY'nin elinden alınacağını ifade etti... Referandum öncesinde de IKBY Başkanı Mesud Barzani "Kerkük için her bir Kürt savaşmaya hazır" diye beyanda bulunmuştu… 

Ekim 2017

Referandumdan sonra IKBY ile Irak Merkezi Yönetimi arasındaki gerilim iyice arttı. Bağdat yönetimi, petrol zengini Kerkük'ün IKBY kontrolü altında olmadığını, anayasal statüsünün farklı olduğunu savunuyordu.

Irak Başbakanı İbadi, Erbil yönetimine 15 Ekim 2017 Pazar gününe kadar Peşmerge güçlerini Kerkük'ten çekmesi için süre verdi. Sürenin dolmasının ardından Pazar gecesi Irak ordusu ile müttefikleri Kerkük'e yönelik askerî harekâta başladılar…

Bu harekâtta Tahran’ın desteklediği  ve bizim de ‘‘vahşi bir cinayet şebekesidir, katil sürüsüdür’’ dediğimiz Haşdi Şabi milisleri ile Irak ordusu Kerkük’ten Peşmergeleri çıkardılar ve Kerkük’ü ele geçirdiler…

Ancak bu durum, etrafı görenler için hiç de ‘’Kerkük Barzani’den kurtuldu’’ diye sevinilecek bir durum değildi... Aslında Kerkük, yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştu...  

Şu an Kerkük’te Irak ordusuyla Haşdi Şabi milisleri var... Tahran, Irak ve Haşdi Şabi milislerinin ittifak içinde oldukları bir sır değil… Aslında bu harekâtla Kerkük Bağdat’a değil, Tahran’a bağlandı, çünkü IKBY’nin (Barzani’nin) Kerkük’ten atılma nedeni, Bağdat merkezi yönetimine bağlı Irak ordusundan gücünden ziyade daha o günler cinayet şebekesi diye andığımız İran’a bağlı Haşdi Şabi milisleri vesilesiyledir... Haşdi Şabi milislerinin bu harekâtı Kerkük’le son bulacakmış gibi de gözükmemektedir; Kerkük’le beraber Halepçe ve Süleymaniye de İran tesirine girmektedir.

Ayrıca bu harekâtla Barzani güç kaybederken çizgi olarak PKK’ya daha yakın olan Talabani ailesi de güç kazanmıştır... 

Bu harekât esnasında zimmete para geçirmek ve ihalelere fesat karıştırma suçundan İnterpol tarafından aranan Kerkük’ün Kürt Valisi Necmeddin Kerim Kerkük’ten ve Irak’tan kaçtı. Irak Merkezi Hükümeti, ülkeden kaçan Kerkük’ün Kürt Valisi Necmeddin Kerim’in yerine Arap bir valiyi vekâleten atadı…

Kürt Parlamentosunda Neçirvan Barzani, Federasyon Başkanı olarak seçildikten sonra yerel parlamentoda yemin törenine KYB temsilcilerinin katılması için Kerkük valiliğinin kendilerine verilmesi şartı koştu… Görüyorsunuz ya; kimin valisini kime veriyorlar?

Yazımın başında Kerkük’ü anlatırken; ‘’önce Arap’ın, Saddam’ın, sonra da Peşmerge'nin, Barzani’nin vurduğu, talan ettiği, yağmaladığı, tecavüz ettiği Kerkük’’ diye söz etmiştim… Bundan sonra da bu sözümü herhalde şöyle değiştireceğimi içim sızım sızım sızlayarak tahmin ediyorum; ‘’önce Arap’ın, Saddam’ın, sonra da Peşmerge'nin, Barzani’nin, daha sonra da Haşdi Şabi’nin, Tahran’ın vurduğu, talan ettiği, yağmaladığı, tecavüz ettiği Kerkük...’’

Kerkük üzerine Haşdi Şabi üzerinden bu sefer de Tahran ve Bağdat söz sahibi olurken Türkiye ise olan biteni uzaklardan eli böğründe sadece seyretmektedir. Bunu da doğal karşılamak lazımdır... Türkiye'nin ''Rabia'' diye bir derdi, bir kaygısı, bir tasası vardır... Arap ''Rabia'' ile ilgilenmek dururken Kerkük Türküne de ne oluyor değil mi?…

2018

Daha iki yıl önce Irak merkezi Hükümet Başbakanı İbadi için ‘’Sen benim zaten muhatabım değilsin, seviyemde değilsin, kıratımda değilsin, kalitemde değilsin. Önce haddini bil" diyenler tam iki yıl sonra 14 Ağustos 2018 tarihinde İbadi’nin altına kırmızı halılar sererek karşılayıp selama durdular… Ne stratejik derinlikli dış politika değil mi?

2020

Kerkük’te halen Arap Vali Vekili göreve devam etmekle birlikte geleceği belirsizdir. Barzani yönetimi, bir yandan Peşmerge güçlerinin tekrar Kerkük’e dönmesi için ortam yaratmaya çalışırken diğer yandan da Irak Merkezi Hükumetle petrol pazarlıkları yürütmektedir… 

Yukarıda bahsettiğim gibi Kerkük’te ve Musul’da Haşdi Şabi üzerinden İran’ın etkisi çok büyüktür. İran, bağımsız bir Kürdistan’a karşı olmasına rağmen IBKY’de faaliyet gösteren Goran Hareketi ile Kürdistan Yurtsever Birliği’yle (KYB) yakın ilişki içinde bulunmaktadır. İran’ın amaçlarından biri Bağdat’ta bulunan Şii topluluklarını, nüfusunun dörtte biri Şii Türkmeni olan Telafer’e bağlamaktır. İran’ın buradaki bir başka hedefi de Musul’un bir Sünni cihatçı merkeze dönüşmesini engellemektir… Bunu sağlamak için de İran yerel Şii politikacılarla sıkı işbirliğini sürdürüyor. 03 Ocak 2020 tarihinde Bağdat’ta ABD tarafından öldürülen Şii milis güç Kasım Süleymani’nin bu bölgede at koşturduğunu da hatırlatmak isityorum...

Türkiye’yi bekleyen tehlike

Türkiye’nin Türkmenlere arkasını dönmesi, ilgilenmemesi neticesinde günümüzde ne Suriye’de, ne Lübnan’da ve ne de Irak’ta Türkmen kalmıştır… Yüzyılın başında Halep; Antep kadar, Erzurum kadar Türk iken bugün tamamıyla Araptır. Bunun bir nedeni Araplaştırma politikası iken diğer bir nedeni ise Türkiye’nin teşviki sonucu Türkmenlerin Türkiye’ye olan göçleridir.

Türkiye’de yabancıların 250 bin dolar tutarında gayrimenkul almaları halinde vatandaşlık verilmesi kolaylığı en fazla Türkmenleri etkileyerek Türkmenlerin Türkiye’ye göçünü teşvik etmektedir. Kerkük'ten Türkiye'ye göç eden Türkmenler de Kerkük'te kalıp mücadele edebilecek en eğitimli Türkmenlerdir. Bu şekilde Kerkük’te Türk varlığı giderek erimektedir. Bu erime, hem Kürtlerin hem de Arapların işine gelmektedir… 

Günümüzde bile hala Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Beyrut'taki patlamanın ardından 08 Ağustos 2020 tarihinde gittiği Lübnan'da Beyrut'ta Türklerin yaşadığı mahalleye ziyaretinde yaptığı açıklamada, "Ben Türk'üm, ben Türkmen'im diyen soydaşlarımızı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı vereceğiz. Bu, Cumhurbaşkanımızın bizlere talimatıdır" diyebiliyor… Bu davet kulağa hoş gelse de Türkiye’nin bölgedeki gelişmelerden ne kadar bi haber olduğunu, Türkiye’nin ne kadar sığ bir politika izlediğini gösteriyor. (*)

Bugün için Suriye’de ve Lübnan’da hemen hemen hiç Türkmen kalmamıştır. Irak’ta Telafer’de, Kerkük’te, Tuzhurmatu’daki Türkmen varlığı kan kaybetse de Türkmenler var olmak için direnmektedirler. Kerkük’te Türkmenlerin sayısı azaldıkça Kerkük’ün IKBY’nin (Barzani’ye) bağlanması kolaylaşacaktır.

Kerkük’ün IKBY’nin (Barzani’ye) bağlanması halinde etkisini en önce Suriye’nin kuzeyinde sonra da tüm Ortadoğu'da gösterir... Biz dış politikamızı satranç gibi oynamıyoruz ki zaten. Tavla bizim nemize yetmez, değil mi?

Yazımı Arif Nihat Asya'nın şiirinin bir dizesiyle bitireyim:

‘’Perdeleri örtük
Lambaları sönük
Sırtında yıllar yük
Hatıraları kırık dökük
Bir yer olacak orada
Adı Kerkük’’

Osman AYDOĞAN

(*) Aynı sığ politika geçmişte Balkan Türklerinde özellikle Bulgaristan Türklerinde yaşanmıştır... Aynı sığ politika günümüzde KKTC'inde de yaşanmaktadır... Özellikle İngiltere başta olmak üzere AB ülkelerine yapılan Kıbrıslı Türklerin göçleriyle KKTC'de gerçek Kıbrıs Türk'ü kalmamaktadır...
Füruzan’ın ‘’Balkan Yolcusu’’ (Yapı Kredi Yayınları, 2016) isimli güzel bir kitabı vardı. Füruzan bu kitabında eski Yugoslav topraklarında kalmış yaşlı bir nine ile sohbet eder… Yaşlı nineye sorar Füruzan; ‘’teyzem’’ der ‘’sen neden göç etmedin?’’ Yaşlı nine cevap verir; ‘’evladım'' der, ''bir vakitler burada bir umman vardı, o umman çekildi gitti. Bırak da bari buralarda o ummanın hatırası bu küçücük göletler kalsın.’’ Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra devlet aklı ne yazık ki Füruzan'ın romanında konuşturduğu ninenin ferasetinin çok ama çok gerisinde kalmıştır. Konu uzun, hazin ve derindir. Ayri bir yazı konusudur...


Yorumlar - Yorum Yaz