• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam732
Toplam Ziyaret889105

Bir dalda iki kiraz

Bir dalda iki kiraz

19 Mart 2020

Önceki gün ‘’Çanakkale Türküsü’’nü anlatırken ‘’Çanakkale Türküsü’’’nün sadece Kastamonu'nun, Çanakkale’nin değil Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e bu coğrafyanın bir türküsü olduğunu yazmıştım. Bu türkünün sadece 1915 yılının değil, son bin yılın türküsü olduğunu, bu türkünün bir milli mutabakat türküsü olduğunu yazmıştım. Anadolu insanının, Anadolu coğrafyasının kaderinin türküsü olduğunu, cepheden cepheye sürülen gencecik insanlarımızın, Mehmetçiğin türküsü olduğunu yazmıştım…

İşte bu nedenle bu türkünün Rumcasının olduğunu, Makedoncasının, Arnavutçasının olduğunu yazmıştım…  Ve bu türkünün ‘’Bir dalda iki kiraz’’ türküsü gibi Osmanlı tebaalarının ortak feryadı ve ortak kültürü olarak yakın coğrafyada yaşamış her millet tarafından sahiplenildiğini, her milletin kendi acısını, harplere gidip de dönmeyen evladının üzüntüsünü bu türkünün bir feryat, bir figan müziğine döktüğünü yazmıştım…

Böyle yazınca ve ismen de zikredince ‘’Bir dalda iki kiraz’’ türküsünü de artık anlatmasam olmazdı…

‘’Bir dalda iki kiraz’’ diye başlar türkü, ‘’eğer beni seversen, mektubunu sıkça yaz’’ diye yalvarılır sevgiliye. Devam eder sonra da ‘’aramız derya deniz, ne bet kaldı ne beniz’’ diye kaderden de şikâyet edilir. Türkünün sonunda da ‘’Kurban olduğum Allah, canım al yârim alma’’ diye Allah’a dua edilir…

Ve nakaratlarda da hep mendilin sallanması istenir. Çünkü o zamanlar gurbete ya da uzun yolculuğa uğurlarken sevgiliye hep mendil sallanır...  Zira o zamanlar dokunmak, sarılıp öpüşmek, koklaşmak ayıptır!

Türkünün sözlerinden de anlıyoruz ki, aranın derya-deniz oluşu, sevgiliye mendil sallanması, ne bet ne beniz kalması vb. bu türkü bu coğrafyanın bir yazgısı olan bir ayrılık türküsüdür…

Eski Yeşilçam filmlerinin bir kısmı bir türkü üzerine kurgulanır veya en azından film içinde bir türküye de yer verilirdi. Başrollerini Emel Sayın ve Engin Çağlar'ın oynadığı ''Hasret'' adlı filmde kötü kadın Suzan Avcı'nın ardından Münir Özkul mandolin eşliğinde ağlaya ağlaya bu türküyü söylerdi.  ‘’Ah nerede’’ filminde ise Adile Naşit evde temizlik yaparken söylerdi kaderine ah, vah ederek… İsmini hatırlayamadığım dizilerde de yer almıştı bu türkü…

Bu türkü aslen ‘’saba’’ makamında bir İstanbul türküsüdür… Ancak!... Hani 1990’lı yıllarda sıkça (ve de çokta erken!) kullandığımız bir deyim vardı ya ‘’Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar'' diye… İşte bu türkü de Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar her toplumun, her milletin dilinde gönlünde yer etmiş, bu bölge insanlarının gönül telini titretmiş bir türküdür. Bu türkü Arnavutlarda var, Yunanlarda var, Kırım Türkünde var, Ermenilerde var, Azerilerde var, İranlılarda var, Türkmenlerde var, Özbeklerde var, herkes de var... Gerçi Anadolu Türklerinde de vardı da onu da bizler unuttuk galiba... Değil mi?

Kırım Tatarlarında; "eki çeşme yan yana, su içtim qana qana, seni doğuran ana, olsun maña qaynana" diye söylenir. Bu Kırım Tatar türküsü söyleyen Susana Memetova ve Leniye İzmaylova'nın türkülerinin bağlantısını yazımın sonunda vereceğim. İran da ‘’naki naki’’ diye, Yunanlarda da ‘’sala sala’’ diye söylenir bu türkü… Farsça ve Yunanca bağlantısını da yine yazımın sonunda vereceğim... Bu bağlantılardaki türkü yorumlarını dinlemenizi isterim…

İşte görüyorsunuz ya; Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar olan bölgede çizilen sınırlar ne kadar da yapay çizgiler değil mi? Mevcut yapay sınırları oluşturanlar da ırk, din, etnisite ve mezhepler değil midir? Öyleyse bu coğrafyada hâlâ neden bir ırkın, bir dinin, bir etnisitenin ve bir mezheplerin peşinden körü körüne gidilir ki? Yoksa emperyalizm böyle emrediyor, böyle istiyor diye mi?

Yazılarımda sürekli vurgu yaparım ya; ''bu coğrafya bizim, bu topraklar bizim, bu ürünler, bu mahsul bizim, bu edebiyat, bu şiirler bizim, bu şarkılar, bu türküler bizim, bu kader bizim…'' diye... Ait olduğumuz bu coğrafyada niye birlik olamayız ki? Bu coğrafyada birlik olamayıp da emperyalizmin teşvikiyle, cehaletin kışkırtmasıyla bir ırkın, bir dinin, bir mezhebin ve bir etnisitenin peşine takılırsak eğer paramparaça olup emperyalizme işte o zaman yem olmaz mıyız? Tıpkı şimdi coğrafyası kan, şehirleri viran, insanları darmadağın olan Ortadoğu'nun yem olduğu gibi! Emperyalizmin eşbaşkanlığında Irak'ın, Libya'nın, Suriye'nin parçalanmasında başrolü oynayanlar neye hizmet ettiklerinin farkındalar mı? 

Neyse, bu konular beni aşar, biz dönelim türkümüze...

Bu türküyü diğer dillerde dinlediğimde dikkatimi çeken bir şey var. O da şudur: Bu türkü bir ayrılık türküsüdür. Bu tüürkü bir ağıt, bir feryâd, bir figân türküsüdür... Neşeli bir türkü değildir. Bu Kırım Tatar türküsünde de böyle, Yunan türküsünde de böyle… Ancak bizler bu türküyü tavernalarda, eğlence mekânlarında, düğünlerde oyun havası olarak, göbek atarak söylüyoruz, dinliyoruz...

Önce şaşırıyorsunuz ‘’niye böyle’’ diye… Sonra düşününce yaptığımıza hak veriyorsunuz!... Zaten ağlanacak her halimize hep gülmüyor muyuz ki bu feryâd, figân, ağıt türküsüne de gülmeyelim, oynamayalım!..

Zaten bu türkünün "Kurban olduğum Allah, canım al yârim alma’’ kısmını da ‘’Kurban olduğum Allah, yârim al canım alma’’ diye de değiştirmedik mi? Artık dualarımız da böyle değil mi?

Toplum olarak bir felaket mutasyona uğradık biz... Mutasyona uğramış Coronavirüs veya diğer adıyla Covid-19 da ne ki bizim uğradığımız bu mutasyonun yanında?

Allah sonumuzu hayretsin! Ne bet kaldı ne beniz...

Osman AYDOĞAN

Safiye Ayla'nın yorumuyla ‘’Bir dalda iki kiraz’’:
https://www.youtube.com/watch?v=4qCow8On1Eg

Kırımlı sanatçı Susana Memetova’nın yorumuyla ''Eki çeşme'' (Bir dalda iki kiraz):
http://www.youtube.com/watch?v=qbzlepjldy8

Yine Kırımlı sanatçı Leniye İzmaylova'nın pop yorumuyla '’Eki çeşme’’:
https://www.youtube.com/watch?v=pUgk8pzc6GY

Bir Yunan şarkıcının yorumuyla ‘’Sala sala'':
https://www.youtube.com/watch?v=Gr_lKHseyUY

Hoş, bu şarkıyı bizim gibi tavernada kullanan Yunanlılar da var:
https://www.youtube.com/watch?v=9iq-exMIqkE

İran’da da bu türkü ‘’Naki, naki’’ diye söylenir:
https://www.youtube.com/watch?v=g4BlWVM3qAg

Ermeni sanatçı John Bilezikjian tarafından söylenen ‘’Bir dalda iki kiraz’’:
https://www.youtube.com/watch?v=CUQzmlsO0B0

Ve türkünün sözleri:

Bir dalda iki kiraz

Bir dalda iki kiraz
Biri al biri beyaz
Eğer beni seversen
Mektubunu sıkça yaz

Sallasana sallasana mendilini
Akşam oldu göndersene sevdiğimi
Sallasana sallasana saçlarını
Akşam olsun söyleyeyim suçlarını

Bir dalda iki ceviz
Aramız derya deniz
Sen orada ben burda
Ne bet kaldı ne beniz

Sallasana sallasana mendilini
Akşam oldu göndersene sevdiğimi
Sallasana sallasana saçlarını
Akşam olsun söyleyeyim suçlarını

Bir dalda iki elma
Birin al birin alma
Kurban olduğum Allah
Canım al yârim alma

Sallasana sallasana mendilini
Akşam oldu göndersene sevdiğimi
Sallasana sallasana saçlarını
Akşam olsun söyleyeyim suçlarını

 


Yorumlar - Yorum Yaz