• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam139
Toplam Ziyaret887433

Şeyh Sâdi Şirazî'den!

Şeyh Sâdi Şirazî'den!

27 Şubat 2019

İki gün önce Fars şâir ve İslam âlimi Şeyh Sâdî Şirazi’yi (1193-1292) tanıtarak onun ''Bûstan ve Gülistan'' (Beyan Yayıncılık, 2009) isimli eserinden Fars Hükümdârı Dâra ile bir at çobanının hikâyesini anlatmıştım… Sâdî’nin eserlerinde, çoğunlukla, öğretici, öğüt verici bir hava olup toplum düzeni, ahlâk, fazilet, hürriyet konuları eserlerinin başlıca karakterini teşkil ederdi...

Bu hikâye beğenilince Şirazi’nin bu kitabında geçen seçtiğim hikâyelerden birkaçına daha yer vermek istedim. Beğeneceğinizi umuyorum. 

Her bir hikâye üzerinde düşünmeniz dileği ile...

Suskun Âbit

Mısır’da biri vardı. İyi huyluydu ama eski püskü giyinirdi. Epey zamandır hiç konuşmadığı için ülkede suskunluğuyla meşhur olmuştu. Birçok akıllı in­san, uzak-yakın demeyip yanına gelir, pervane misali etrafında dönerek ondan nur umardı.

Bu mübarek zat, bir gece; “Kişi, dilinin altında gizlidir.” diye dü­şünüp o günden sonra konuşmaya başladı. Çok geçmeden dost-düşman her­kes, Mısır’da ondan daha zırcahil biri olmadığını anladı. Neyse kısa zamanda adamın huzuru kalmadı, hali perişan oldu. Mısır’dan uzaklaşıp başka mem­lekete gitmekte buldu çareyi.

Ayrılırken oturduğu mescidin kemerine şunları yazmıştı; “Ah keşke; aynada kendimi görseydim de, yüzümü örten şu perdeyi cahillikle yırtmasaydım. Kendimi güzel yüzlü sandım ve perdeyi açtım. Aman Allah’ım, bir dene göreyim! Meğer ben gerçekte çok çirkin biriymişim.”

Az konuşanın sesi, şöhret olur. Konuşursa değeri, şöhreti kalmaz. O za­man kaçmalı bu yerden. Ey akıllı insan; sükûtun, vakarındır! Ve sen ey cahil; sükût, cehaletini örten perdedir! Şimdi de sana söylüyorum ey insan; eğer bilgiliysen, saygınlığını yitirme; yok eğer cahilsen, perdeni çekip yırtma! Gön­lündeki sırrı hemen gösterme. Bunu ne zaman istersen, gösterebilirsin. Sır­rın ortaya çıktıktan sonra gizleyeceğim diye boşuna uğraşma. Ucu, bıçakla kesilmedikçe yazmayan o kalem, sultanın sırlarını ne de güzel sakladı. Hayvan, susar, insan, konuşur. Ama gel gör ki; saçma sapan konuşanlar, hayvanlardan daha aşağılıktır. Kişi, ya insan gibi akıllı uslu konuşmalı ya da hayvan gibi susmalı. Âdemoğlu, aklı ve nutkuyla meşhurdur. O halde sen de, dudu gibi ko­nuş ve fakat onun kadar bilgisiz olma!

Dayak

Biri, kavga sırasında kötü sözler edince oradakiler hemen üzerine atlaya­rak yakasını yırtıp ensesine okkalı tokat indirdikten sonra çekip gittiler. Ada­mın üstü başı paramparçaydı. Oturup ağlamaya başladı. Sesleri duyan güngörmüş bir zat, yanına gidip ona şu öğüdü verdi; “Hey kendini beğenmiş uka­la! Ağzın gonca gibi kapalı olsaydı, gömleğin böyle gül gibi kızarmazdı.”

Evet, ahmaklar, işte böyle saçma sapan konuşurlar. Dışı gürültülü ama içi boş tambura benzer öylesi insanlar. Baksana be adam; ateş de tümüyle dil­dir fakat azıcık su ile bir anda harareti diniverir. İnsan hünerliyse sussun; za­ten hüneri, onu konuşur. Güzel kokun varsa, konuşma. Güzel koku kendini belli eder zira. Bırak elindeki madenin ne olduğuna, mihenk karar versin. Bu yüzden dedikoducular; “Sadî; iyidir, hoştur ama sıcakkanlı olmadığından in­san içine çıkmaz.” diye söylenir durur. Evet öyleyim. İsterlerse derimi yırtsın­lar, ahmakların kafamı patlatmasına razı değilim.

Ayıptan Dil Çekmek

Ey akıl sahibi, yiğit gönüllü kişi; ister iyi olsun, ister kötü, kimsenin ar­dından fena sözler söyleme! Yoksa kötülüğü kendine düşman edersin, iyiyi de kötü yaparsın. Kim, sana; “Filan kişi, kötüdür.” derse, bil ki kendi ayıbını söy­lemektedir. Filan kişi hakkında yapılan zan, ispata muhtaçtır. Ama söyleyenin kötülüğü açığa çıkmıştır. Başkalarının kötülüğünden bahsettiğin takdirde, sö­zün doğru olsun diyelim ama bu kez de sen kötü sayılırsın.

Mergaz’lı Divâne

Mergaz’lı bir divâne, öyle bir söz söyledi ki hayretten dudağını ısırırsın; “İnsanların ardından gıybete başlasaydım, işe ilkin annemle başlardım. Zira akıl ve irfan sahibi insanlar, sevabın anaya bağışlanmasının daha hayırlı oldu­ğunu bilirler.”

Ey güzel huylu dostum! Kaybolan arkadaşın şu iki emaneti, arkadaşları­na haramdır: Biri, bıraktığı malı haksızca yemek; diğeri, ardından gıybet et­mek. Yanındayken başkalarını çekiştiren alçak herifin, başkalarının yanındayken seni iyi anacağım sanıyorsan aldanıyorsun. Dünyayla değil de sırf kendi­siyle meşgul olan kimse, bence âlemin en akıllı kişisidir.

Gıybeti Caiz Olanlar

İşittim ki, üç kişinin ardından gıybet etmek caizdir. Dördüncüsü yoktur. İlki; halkın kalbini inciten, halka zararı dokunan ve halkın ayıpladığı yolu tu­tan padişahtır. Bu tür padişahların şerrinden kurtulmak ve zulmünü başkalarına haber vermek amacıyla ahali arkasından konuşabilir. İkincisi; hayâsız in­sandır. Bunların ayıplarını örtmek doğru olmaz. Zaten kendi perdelerini yine kendileri yırtmışlardır. Bu tür arsızlan koruma; varsın, havuza düşsün. Diye­lim ki kurtardın onu havuzdan. Bu kez de çok geçmez ötedeki kuyuya bıra­kır kendini. Bu kadar laf anlamaz, ahmak insanlardır. Üçüncüsü; bozuk terazi kullanan sahtekârdır. Bu yalancıların hile ve kötülükleri hakkında ne biliyor­san söyle ki, başkaları da aldanmasın.

Sultan kusur işlerse

Büyüklerden biri, şehzadenin birine ders verirken onu pervasızca dövü­yor, çekinmeden eziyet ediyordu. Şehzade bu baskı ve disipline dayanamadı, sırtını açıp yaralarını gösterdikten sonra hocasını, babasına şikâyet etti. Sul­tan, bu işe çok kızdı. Derhal hocayı huzuruna getirip “Başkalarının çocuklarına uygun görmediğin eziyet ve dayakları neden çocuğuma reva görüyorsun, söyle bakalım!” dedi.

Hoca şöyle cevap, verdi: “Sultan çocuğu sözü düşünerek söylemeli, yaptığı harekete dikkat etmelidir. Çünkü er geç bir gün sultan olacak. Ve yaptığı her iş, söylediği her söz halkın ağzında dolaşacak. Halkın çocuklarına ise bu kadar özen gösterilmez. Çünkü onlar kendilerinden sorumludurlar. Yoksul yaptığı hatadan dolayı mesul tutulmaz, fakat sultan kusur işlerse, dilden dile dolaşır.’’

Ve devam etti: “İşte bu yüzden Yüce Allah’ın güzelce yetiştirilmelerini bu­yurdukları değerli insanlara, biz daha fazla özen gösteririz.”

Küçükken terbiye edilmeyene büyüklükte bir şey yapılamaz, çubuk yaşken istediğin gibi eğilir, kuru çubuğu doğrultmak için ateş gerekir.

Hocanın bu sözleri sultanın hoşuna gitti. Ona bolca para ve mal verip rüt­besini yükseltti.

Sultanı anmak

Sultanın biri; “Bizi hiç andığın oldu mu?” diye sordu bir zâhide. Zâhit; “Evet sultanım” diye cevap verdi, “Ne vakit Allah’ı unuttuysam sizi andım durdum.”

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz