• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam175
Toplam Ziyaret738304

66. Sone

66. Sone

01 Şubat 2020

Madem haftaya Shakespeare ile başladık, Shakespeare devam edelim o zaman… Bu sefer de Shakespeare’in bir şiirini vereceğim… Ama önce kısa bir bilgi:

Sone, Batı edebiyatında kullanılan iki dörtlük ve iki üçlükten oluşan 14 dizelik bir nazım şeklidir. Türk edebiyatında ise ilk olarak Servet-i Fünun’cular kullanır. Edebiyatımızda ilk örneği Cenap Şahabettin'in, "Şi'r-i Na-Nüvişte" (Yazılmamış Şiir) adlı şiiridir. Sonede devrik cümleler kullanılır. Doğu edebiyatındaki sonelerde aşk konusu işlenir. Son dize, duygu yönünden en baskın dizedir.

İngilizce dilinde yazan en büyük yazar olarak kabul edilen William Shakespeare’in (1564-1616) bir sonesi var: 66. Sone

Alman ekolünden olduğum için ezberimde Almanca şiirler var. Bertolt Brecht'in en güzel şiirlerinden birisi olan ‘’Erinnerung an die Marie A. (Marie A.'nın Anısına) şiiri teee lise yıllarımdan beridir ezberimdedir. Niye ezberledim? Kim çevirirse çevirsin şiirin hiçbir çeviri Türkçesi şiirin Almancası kadar bana ne tat veriyor ne de anlam veriyor da ondan. Bu noktada şunu söyleyebilirim ki şiir çevrilemiyor, çevrileceği dilde yeniden yaratılıyor, o dile adapte ediliyor…

Bu yargım her şiir için geçerli ama sanırım en çok da Shakespeare’in 66. Sone’si için geçerlidir. Bu şiiri çok kişi çevirmiştir. Ancak ben size bu konuda yetkin iki kişiden iki çevriyi vereceğim; önce Can Yücel’in çevirisi, sonra da Talât Sait Halman’ın çevirisi…

Eleştirmen, yazar Memet Fuat, Can Yücel'in çevirisini çok aşırı bulur ve der ki: "Açıkça görülüyor ki, Can Yücel en yakın olduğu zaman bile Shakespeare’in dediğini demiyor; ama en uzak olduğu zaman bile onun anlattığını anlatıyor." Aslında Can Yücel'in çeviri adı altında yeni bir şiir yazdığı söylenebilir.  Sanki Can Yücel, çevirisinde kendi söylemek istediklerini Shakespeare’i bahane edip de söylemiş gibi.

Neyse, konumuz şiir çevirisi değil, şiirin kendisi… Gelelim şiirimize:

Bu şiir (66. Sone); aradan yüzyıllar geçmiş olsa da aynı cümleleri hala kurmak zorunda kaldığımızı, hiçbir şeyin değişmediğini gösteren bir şiirdir. Muhtemelen gelecek yüzyıllarda da aynı anlamıyla terennüm edeceğimiz bir şiirdir. Her devri olduğu gibi günümüzü de anlatan bir şiirdir…

Bu şiir; sözlerin kılıç gibi keskin olduğu zamanlardan, sözlerin çamur gibi cıvık cıvık olduğu, sözlerin artık bir anlamının kalmadığı, sözlerin içinin boşaldığı günlere, günümüze kalmış bir şiirdir…

Aslında bu sone Doğu edebiyatındaki Mersiye gibidir. Yok olup giden iyiliğin, güzelliğin, insanlığın ardından yakılan bir ağıt, bir figân, bir feryâd gibidir.

''Gerici Sol'' (Çağdaş Yayınları, 1970) isimli kitabın yazarı, yazar ve senarist Jérôme Deshusses'in güzel bir sözü vardı. Hani ''Günün Sözü'' derler ya, sanırım bu söz de ''Bin Yılın Sözü'' olsa gerek: “İnsanlık var olduğundan beri, ne ideal sahipleri iktidar olabilmiştir ne de iktidarlar ideal sahibi...” İşte bu şiir; bu söze tanıklık eden bir şiirdir...

Bu şiir müziğe de uyarlanır. Almanya’nın en meşhur tiyatrolarından birisi olan Berliner Ensemble tarafından bu şiirin değişik müzikal yorumları yapılır. Bizde ise Ezginin Günlüğü grubu ‘’Vazgeçtim’’ ismiyle müziğe uyarlar…

Bu şiiri önce Can Yücel’in çevirisi ile sonra Talât Sait Halman’ın çevirisi ile en sonra da orijinal İngilizcesi ile veriyorum. İngilizcesinden okumanızı öneririm. Görün bakın bu şiir, yaşadığımız günleri, ülkeyi, dünyayı dört yüzyıl önceden bir nasıl birebir anlatır!

Osman AYDOĞAN

Ezginin Günlüğü – Vazgeçtim:
https://www.youtube.com/watch?v=ydX4WqErn3E

66. Sone (Can Yücel’in çevirisi)

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e 
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

66. Sone (Talât Sait Halman’ın çevirisi)

Bıktım artık dünyadan, bari ölüp kurtulsam:
Bakın, gönlü ganiler sokakta dileniyor.
İşte kırtıpillerde bir süs, bir giyim kuşam,
İşte en temiz inanç kalleşçe çiğneniyor,
İşte utanmazlıkla post kapmış yaldızlı şan,
İşte zorla satmışlar kızoğlankız namusu,
İşte gadre uğradı dört başı mamur olan,
İşte kuvvet kör-topal, devrilmiş boyu bosu,
İşte zorba, sanatın ağzına tıkaç tıkmış.
İşte hüküm sürüyor çılgınlık bilgiçlikle,
İşte en saf gerçeğin adı saflığa çıkmış,
İşte kötü bey olmuş, iyi kötüye köle;
Bıktım artık dünyadan, ben kalıcı değilim,
Gel gör ki ölüp gitsem yalnız kalır sevgilim.

Sonnet 66

Tired with all these for restful death I cry:
As to behold desert a beggar born,
And needy nothing trimmed in jollity,
And purest faith unhappily forsworn,
And gilded honour shamefully misplaced,
And maiden virtue rudely strumpeted,
And right perfection wrongfully disgraced,
And strength by limping sway disabled,
And art made tongue-tied by authority,
And folly, doctor-like, controlling skill,
And simple truth miscalled simplicity,
And captive good attending captain ill;
Tired with all these, from these would be I gone,
Save that, to die, I leave my love alone.

 


Yorumlar - Yorum Yaz