• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam723
Toplam Ziyaret734891

''1283''... İçimizde!!!

''1283''... İçimizde!!!

13 Mart 2020

Mustafa Kemal Atatürk tam 121 yıl önce bugün 13 Mart 1899  (1 Mart 1315)  tarihinde, Mekteb-i Harbiye'ye (Harp Okulu'na) 1283 apolet numarası ile girişi (duhulü) (kaydı) yapılır.   "Harbiyeli Mustafa Kemal", buradaki "1315 Duhullülere Mahsus Künye Defteri" ne "Selanik'te Koca Kasım Paşa Mahalleli Gümrük Memurlarından müteveffa Ali Rıza Efendi'nin mahdumu uzun boylu, beyaz benizli Mustafa Kemal Efendi Selanik 96" olarak kaydı yapılır.

Bu nedenle Harbiye’de (Kara Harp Okulunda) her yıl 13 Mart günü Mustafa Kemal Atatürk’ün Harbiye’ye girişi törenlerle anılır… Bu törenler esnasında bir de yoklama yapılır… Yoklama apolet numarasına göre yapılır... Numarası okunan öğrenci ayağa kalkarak ‘’Burada’’ diye yüksek sesle cevap verir… Ancak Kara Harp Okulu'nda Mustafa Kemal Atatürk'ün apolet numarası olan ''1283'' numarası hiçbir öğrenciye verilmez. Sıra 1283’e (Harbiyeli Mustafa Kemal’in apolet numarası) gelince bütün öğrenciler ayağa kalkarak ve hançereleri yırtılırcasına ‘’İçimizde!’’ diye haykırırlar…

Bu bilgiyi burada bırakalım… Kısa bir edebiyat turu yapalım....

Samuel Barclay Beckett (1906 -1989) İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şairdir. Beckett ayrıca "Absürt Tiyatro" olarak adlandırılan akımın en önemli yazarı sayılır.

Beckett'in eserlerinin sade ve temel olarak minimalist olduğu söylenir. Bazı yorumlara göre, çağdaş insanın durumu hakkında oldukça kötümser eserler vermiştir. Beckett, bu kötümserliği kara mizah yoluyla anlatır. Beckett’in modern insanın yoksunluğu ve kayıtsızlığı üzerine kurguladığı en bilinen eseri ‘’Godot'yu Beklerken'’dir. (Kabalcı Yayınları, 2012)

''Godot'yu Beklerken'' isimli zaman kavramı olmayan oyunda oyunun varoluş sancıları çeken kahramanları Vladimir ve Estragon, yolları kesiştiğinde birbirleriyle iletişim kurmaya çalışırlar ve Godot diye birini beklerler. Ancak bu sonuçsuz bir bekleme eylemidir. Gelmeyeceğini bildikleri halde Godot'yu beklerler. Her gün yinelenen bu ritüelde bellek, işlevini yerine getiremeyince de gerçekliğin kesinliğinden uzaklaşmaya başlarlar.

Bu şekilde eylemsizliklerine yenilmiş insanların, Godot adında ne olduğunu bilinmeyen bir kimseyi veya "şeyi" beklemelerini konu alan absürt tiyatronun en önemli eserlerinden birisidir ‘’Godot’yu Beklerken’’.

Oyun, varoluşçuluk felsefesini çok çarpıcı bir biçimde işler. Bu da oyundaki iki ana karakterin “yarına kalmamız için bir nedenimiz olmalı” fikriyle paralel olarak gelişen hareketleriyle anlaşılır. Vladimir ve Estragon, insanın doğumu ile ölümü arasındaki serüveni anlatır. Oyun aynı biçimde başlar ve aynı biçimde sonlanır. Beckett, anlamsız bir varoluşun sonsuza dek sürecekmiş gibi gelen sürecinden bir kesit sunar.

Oyun karakterlerinin oyunda geçen bazı sözlerini buraya almak istiyorum:

‘’Bana öğrettiğin kelimeleri kullanıyorum. Artık hiç bir anlama gelmiyorlarsa, bana başkalarını öğret. Ya da bırak susayım.’’

‘’Bir kişiye gerektiğinden fazla değer verirsen, ya onu kaybedersin ya da kendini mahvedersin.’’

‘’Eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbir şey kalmadığı içindir; herşey söylenmemiş, hiçbir şey söylenmemiş olsa bile.’’

‘’Hepimiz deli doğuyoruz. Bazıları böyle kalıyor.’’

‘’Bir ayağımız mezarda dünyaya getirirler bizi.’’

‘’Herkes çarmıhını kendi sırtında taşır.’’

‘’İşte karşınızda tüm yönleriyle insan, suçlu kendi ayağıyken ayakkabısına kızıyor.’’ 

‘’Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.’’

Vladimir ve Estragon’un oyun içinde diyalogları vardır. Bunlardan birkaçı:

Estragon: Gidelim.
Vladimir: Gidemeyiz.
Estragon: Neden?
Vladimir: Godot'yu bekliyoruz.

İşte bu nedenle, ‘’Godot’yu Beklerken’’; gitmek isteyip gidemeyişin, kalmak isteyip kalamayışın kitabıdır. Alışkanlıklarına hapsolmuş insanların kitabıdır. Arafta kalanların kitabıdır.

Estragon: Haklarımızı kaybettik ha?
Vladimir: Haklarımızdan kurtulduk.

İşte bu nedenle, ‘’Godot’yu Beklerken’;’ hiç mücadele vermeden sahip oldukları haklarından kurtulanların kitabıdır.

Estragon: Hiç terk ettim mi seni?
Vladimir: Gitmeme izin verdin.

İşte bu nedenle, ‘’Godot’yu Beklerken’’; çağdaşlığın, uygarlığın, aydınlığın, ışığın, refahın, huzurun, kişiliğin, onurun, gururun gitmesine izin verenlerin kitabıdır.

Hayatta istediklerine ulaşmak için çaba göstermeyen ancak sadece zamanın getirmesini bekleyen insanların kitabıdır ‘’Godot’yu Beklerken’’. Kitaptaki karakterler kendilerinin de bir şeyler yapabileceklerini düşünmezler bile. Godot'nun onları bulacağına inanırlar, beklerken de yapacakları tüm şeyleri, tüm eylemleri ertelerler... Bu bekleyişin sonu hüsrandır tabi...  Tıpkı bizlerin de, her 13 Mart’da yapılan yoklamada sıra ‘’1283’’e gelince candan, gönülden, yürekten, içten hançeremizi yırtarak ‘’içimizde’’ diye haykırdığımızdan, 1283’ün zaten içimizde, zaten bizimle olduğu samimi algısından dolayı yapacağımız tüm şeyleri, tüm eylemleri erteleyerek içimizden birinin yapmasını beklediğimiz gibi… Tıpkı ''Atatürk ölmedi!!'' sloganlarının algılamasıyla nasıl olsa ölmemiş Atatürk, o varken bizlerin yapacak hiçbir şeyi yok yanılsaması gibi... ‘’Sarı Saçlı’’, ‘’Mavi Gözlü’’ kahramanımızı tıpkı oyun karakterlerinde olduğu gibi karamsar, yoksun ve kayıtsızca hiçbir şey yapmadan aynı şekilde ''Godot'yu beklercesine beklediğimiz gibi… 

Bu hüsranın sonucu Vlademir kendisini asmak için kemerini çıkarır. O an pantolonu düşer. Seyirci de tam üzülecekken boş bulunup güler. Tıpkı bizlerin olan biteni, hatta oyundaki gibi çağdaş bir Cumhuriyet'in intihar sahnesini bir tiyatro seyircisi gibi izlerken boş bulunup güldüğümüz gibi…

Eğer derde devâ olacaksa, eğer bir çare olacaksa, eğer bir teselli olacaksa yine hiçbir şey yapmadan yine hançeremizi yırtarcasına haykıralım; ''1283 İçimizde!'' Her sene olduğu gibi...

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz