• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam926
Toplam Ziyaret897456

İnce Memed o günden beridir öksüz kaldı

İnce Memed o günden beridir öksüz kaldı

Yaşar Kemal'in ''İnce Memed''i Ankara radyosunda haftada bir -ne isim altında hatırlamıyorum- tefrika halinde Türkçesi çok düzgün bir spiker tarafından okunuyordu. Spiker İnce Memed'i okumaya kadife sesiyle ve davetkâr bir tonda ''Burası uzun dalga 1648 m Ankara radyosu'' anonsuyla başlardı...

Sanırım altmışlı yılların ilk yarısıydı... Her evde radyo yoktu. Bizim radyo da lambalı idi, elektrikle çalışır, çalışması için de bir süre lambanın yanması beklenirdi. Ancak kasabamızda da gündüzleri elektrik de yoktu. Bir jeneratör hava kararınca çalışır, gece saat 23.00'de de kapanırdı. O zaman TRT yoktu, bize ulaşan sadece Ankara Radyosu vardı. (Ankara Radyosu, diğer radyolarla birlikte, 1 Mayıs 1965'de Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'na (TRT) devredilmişti) (Geçtiğimiz yıllarda da TRT uzun dalga yayınlarına anlamsız bir biçimde son verdi.)

Ankara Radyosu İnce Memed'i gündüz öğleden sonra (14-16.00 gibi) okuyordu. Ablamların radyosu pilli ve transistörlü idi. Rahmetli babam ablamlardan radyoyu getirttirir, eniştem, ablam dâhil, sokakta tüm mahalleli toplanır radyodan İnce Memed'i dinlerdik... Anlatım hiç bitmesin isterdik. Bir hafta sonrasını merakla, heyecanla zor beklerdik... İnce Memed'de o kadar güzel tasvirler vardı ki, ben çocuk halimle dinlerken aynı zamanda da radyodan İnce Memed'i dinleyen tüm bir mahalleliyi izlerdim. İstisnasız her kes huşu içinde gözlerini kapamış anlatılanları kendi hayalinde canlandırıyordu. Şimdi ise TV sayesinde hayal, tasavvur, imgeleme kalmadı, bence insan olmanın en büyük zenginliği olan hayal kurma yeteneğini, tasavvur etme özelliğini, imgeleme yetisini kaybettik.

Yaşar Kemal’den bazı alıntılar:

“Benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İnsanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılamasın. Kimse kimseyi asimile etmesin. Benim kitaplarımı okuyanlar, yoksullar birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar” (Norveç’te 2007 de yaptığı konuşmasından. -Bu satırlar aynı zamanda okurlarına vasiyetidir.-)

“Türkçe sapa bir dildir, talihsizliği oradan geliyor. Talihi de güzel bir dil olduğundan geliyor. Hepimizin talihi de Türk dilinin zengin bir dil olmasından geliyor.” (Gazeteciler Cemiyetinde 2005 yılında yaptığı konuşmasından.)

“Atatürk büyük bir adamdı. Türkiye’yi bugünkü durumuna getiren adamdı. Onun kurduğu Türkiye çok kötü yönetilmesine rağmen hala yıkılmadı, Türkiye’nin Mustafa Kemal olmasaydı, ne olacağı belli değildi. Hala Atatürk’ün gücü duruyor bu toplum üzerinde ve o bize güç veriyor. Yoksa Türkiye batmıştı” (23 Nisan 2009’da küçük bir öğrenciyle yaptığı konuşmasından.)

''Küreselleşme ‘tek tip insan’ yetiştiriyor bugün. Oysa dünya onbinlerce çiçekli bir kültür bahçesidir; her çiçeğin ayrı bir rengi ve kokusu vardır. Bir çiçeğin koparılması bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır. Tek dile, tek renge kalmış bir dünya hapı yutmuştur”.

Yakın zamanda Zülfü Livaneli’nin “Gözüyle Kartal Avlayan Yazar - Yaşar Kemal” adlı bir kitabı yayınlandı. (Doğan Kitap, 2016) Bu kitapta Zülfü Livaneli kırk dört yıllık dostluğun penceresinden Yaşar Kemal’i anlatıyor. Kitaptan bir bölüm:

Yıllar önce sosyal demokrat bir politikacı, Yaşar Kemal’e milletvekilliği önermiş. “Gelin” demiş, “sizi önce milletvekili, sonra da kültür bakanı yapalım!” Yaşar Kemal, “İyi ama bu halk beni seçmez, oy vermez!” diye cevaplamış politikacıyı. İyice şaşıran adam “Neden?” diye sormuş. Yaşar Kemal de “Ben bu halka hiçbir kötülük yapmadım ki beni, seçsinler” demiş. “Onları ne sömürdüm ne hakaret ettim ne ekmekleriyle oynadım ne geleceklerini kararttım. Bana niye oy versinler ki?”

Bu ifade de bana bir başka kitabı anımsattı.

İsviçre doğumlu İngiliz Filozof Alain De Botton’un güzel bir kitabı var: ‘’Statü Endişesi’’ (Sel Yayınları, 2015) Bu kitapta geçen bir söz: ‘’Gelişmemiş kültürlerde, oturmamış kişiliklerde insanlar, kendilerini hor gören, hakir gören kişilerin dikkatini çekmek için daha çok çaba harcarlar.’’

Neden bu haldeyiz? Anlıyorsunuz değil mi?

Ve son olarak Yaşar Kemal’den bir hikâye:

Zamanın behrinde doğuda at ticareti yapılmaktadır ve insanlar kaliteli at almak için bu yöreye gelmektedirler. Vatandaşın biri uzun bir aradan sonra yöreye gelir ve at almak istediğini belirtir. Eski ticaretlerinden aklında kalan "dürüst" alışveriş imajı aynen sürmektedir. Gençten adamlar olmayacak atlara olmayacak rakamlar talep ederler. Ne atlarda ne de alışverişin doğasında kalitenin esamisi okunmaktadır. Yorgundur, köyün meydanına gelir kahvede bir dedenin yanına oturur ve durumu anlatır... "Eskiden böyle değildi" der ve dede "o güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler" der.

‘’O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler.’’

Bu söz Yaşar Kemal’in ‘’Yusufçuk Yusuf’’ adlı romanının giriş cümlesidir. (‘’Yusufçuk Yusuf’’, Yaşar Kemal'in ‘’Akaçasazın Ağaları’’ üçlemesinin ikinci cilt romanıdır.) Ayrıca romanın son cümlesi de şu şekilde biter; "O güzel atlar o güzel insanları aldılar çektiler gittiler."

Bu söz Necip Fazıl’ın 1973 tarihli ‘’Boş ufuklar’’ şiirinde de yer alır;
‘’Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti / İyi insanlar iyi atlara binip gitti.’’

Ayrıca Yaşar Kemal’in bu sözünün şu şekilde söylenişi de vardır: ‘’O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın ...... kaldık.’’

Afrikalılar köylerinde yaşlı bir bilge öldüğünde ''kütüphanemiz yandı'' derlermiş. Türk edebiyatının da bir bilgesini üç yıl önce bugün (28 Şubat 2015) kaybettik. Milli kütüphanemiz yandı… Hayal gücümüz, tasavvur etme yeteneğimiz, imgeleme yetimiz söndü...

Mevlâna bir sözünde şöyle derdi; ‘’Cehaletle silah aynı kişide buluşursa yeni firavunlar doğar...”  Cehaletin ve silahın aynı kişide buluştuğu günümüz dünyasında O’nun söylediği gibi ’’O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın ..... kaldık.’’

‘’İnce Memed’’ ve Türkçe'mizdeki bütün güzel sözcükler ve insanın üretebildiği bütün güzel değerler o günden beridir boynu bükük, öksüz, bir mahzun, bir melül ve bir kimsesizdirler…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz