• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam158
Toplam Ziyaret738287

Dil ve Türkçe üzerine - 3: Fransızca’dan Türkçe’ye geçen yeme içme yerleri isimleri hakkında

Dil ve Türkçe üzerine - 3: Fransızca’dan Türkçe’ye geçen yeme içme yerleri isimleri hakkında

31 Mart 2020

Yabancı dillerden Türkçe’ye geçen kelimelerle ilgili bu üçüncü yazım. Bu yazımda ise Fransızcadan Türkçeye geçen kelimeleri anlatacağım. Ancak bu kelimelerin alanını daraltıp sadece ‘’yeme ve içme yerleri’’ni tanımlamada kullanılan Fransızca kelimeleri anlatacağım.

Kantin

Askerlerin ve okullarda öğrencilerin çok sevdikleri bir sözcük var: Kantin. Bu sözcük Fransızca kökenlidir ve Fransızca ‘’La Cantine’’den gelir. Oturarak yemek yenen yer anlamındadır. Lokanta da buradan gelir: La Cantine’den.

Lokanta

Ayrıca İtalyancada da hem yatılan hem de yemek yenen yer (han) anlamındaki ‘’locanda’’ diye bir sözcük var. Locanda’nın da kökeni latince ‘’localis’’den (yer, mekân) gelir. Günümüzde İtalya’da mütevazı otellere ‘’locanda’’ diyorlar. ‘’Lokanta’’nın buradan geldiğini söyleyenler de var… Belki de ikisi de doğrudur. Ne de olsa ikisi de Latin kökenli...

Restaurant, restoran

Restaurant da Fransızca kökenlidir. Fransızca "restaure" eden, tamir eden, onaran anlamına gelir. Çünkü insan yemek yerken kendini restore ettiği, tamir ettiği düşünülmektedir.

Yeme içme yerleri Fransa kültüründe bu kadar da değildir.

Brasserie

 ‘’Brasserie’’ de Fransız kültüründe bir yeme içme mekânıdır. Sözlük anlamı birahanedir. Eskiden bira imalatı yapan küçük işletmelere denirmiş. Biranın yanında meze servisi de yapılırmış. Ancak ''Brasserie'' sözcüğü Alman kökenlidir.

‘’Brasserie’’ Paris’te ilk olarak Alsace’tan (Alsace Lorraine) göç eden, Alman kültürüne aşina kişilerin 1870’lerde açtığı, genelde bira servisi yapılan, çay kahve de içilen ve ayaküstü yemek yenilen ‘’kahve-lokanta’’larına verilen isimmiş. Biranın yansıra Riesling, Sylvaner ve Gewürztraminer gibi Alsace yöresine ait şaraplar da servis ederlermiş. En yaygın yemekleri ise Sauerkraut (Almanca "ekşi" anlamına gelen "saur" ve "sebze, lahana" anlamlarına gelen "kraut" kelimelerinin birleşmesi ile oluşmuştur) ve deniz ürünleriymiş.

Günümüz ‘’Brasserie’’lerinin biçimi ise biraz daha değişik olmuş. Hem çok yemek yemek isteyenlere hem de sırf iki tek atmak isteyenlere hitap eden gönlü geniş mekânlar haline gelmiş. Bir Fransız’ın her gün yemeğini yiyebileceği, lokanta tarzındaki bu yerler pahalı restoranlara göre daha ucuz. Bira ve şarap servisi vazgeçilmez.

Birçok Fransız restoranında genelde yemek servisi belli saatlerde yapılır. Yani öğle yemeği servisi yapıldıktan sonra bir süre yemek servisine ara veriliyor, sonra aksam yemeği servisi başlıyor. Ancak '’Brasserie’’lerde her an, her zaman ayaküstü yemek yenilir ama isteyen de bir bardak bira, bir fincan kahve de içerek saatlerce oturabilir. Brasserie’lerin iki tür müşterisi var: Acelesi olanlar ve olmayanlar. Acelesi olmayanlar saatlerce tek başına oturur, gazete, kitap okur veya dostu ile sohbet ederler.

Fransa, Belçika ve Hollanda’da eskiden çok sayıda Brasserie varmış. Bunların göze batan müşterileri de yazar-çizer-düşünür takımı imiş. Paris’ten bir Brasserie hatırlıyorum. ‘’Burada Sartre oturmuştu’’, ‘’Burada Camus oturmuştu’’ diye üzerinde levhası vardı.

Bistro

Fransız yemek yeme mekânlarından birisi de ‘’Bistro’’dur. Bistro ismine; 1812 yılında Fransa’yı işgal eden Rus askerlerinin, hızlı yemek yeme alışkanlıklarının buna sebep olduğu düşünülür. Çünkü ‘‘bystro’’ Rusça’da ‘’hızlı’’ anlamına gelmektedir. “Çabuk yap savaşıyoruz burada işimiz gücümüz var, bystro bystro” diyen Rus askerleri de böylece yemek sektörünün geleceğini etkilemişler!

Bistrolar günümüzde; orta düzeyde fiyatlara sahip, en çok tüketilen, en bilinen yemeklerin yapıldığı, bu yemeklerin her gün değişebildiği, haliyle hızla tüketildiği, içeri girmek için grand tuvalet giyinmek gibi bir zorunluluğu olmayan lokantalar olarak faaliyet gösteriyor. 

Patisserie

''Patisserie'' ise pastanenin Fransızcadaki birebir karşılığı. Zaten ''pastane'' sözcüğü de ''patisserie''den  geliyor... Oraya da İtalyancadan gelmiş... Patisserie günümüzde pastane tabelalarının son yıllardaki moda sıfatı olmuş.

Cafe

‘’Café’’ sözcüğü ise Arapça kökenli ‘’kahve’’den gelir. Arapçaya ise Etiyopya'nın Kaffa bölgesinden gelen kahve bitkisinden gelmiş. Bu sözcük Batı dillerine de Türkçeden geçmiş. İlginçtir ki "café’’ eski Fransızların Türkçe "kahve"den aldıkları, yeni Türklerin ise Fransızlardan ‘’cafe’’ olarak geri aldıkları bir sözcüktür.

Özenti sözcükleri

Son yıllarda ülkemizde yukarıda anlattığım isimlere sahip yeme içme yerlerinden bol miktarda bulunur hale geldi. Mutlaka bu yerlere gitmişliğiniz vardır.

Birebir Avrupa’daki, Fransa’daki gibi olsa gam yemeyeceğim. Brasserie diye gidiyorsunuz, bistro diye gidiyorsunuz; bildiğiniz lokanta. Bütün bu isimler (brasserie, patisserie, bistro) özenti esnafın müşteriye "ben entelim, ben elitim, ben kaliteliyim" vb. mesajları vermek için tabelalarına bilinçsizce eklediği görüntü kirliliğinden başka bir şey değildir aslında.

Değil garsonu o mekânların sahiplerini çağırıyorum soruyorum kendilerine; ''bu isim nereden geliyor, ne ifade ediyor?'' diye... Cevap olarak eveleme geveleme seslerinden başka bir şey duymuyorum...

Lokantanın da restoranın da yazdığım bu mekânların isimlerinin tamamının tam Türkçe karşılığı ise bildiğimiz ‘’aşevi’'dir. ''Aşevi'' ise ne yazık ki ülkemizde üvey evlat muamelesi görür. ''Aşevi'', belediyelerin açtıkları evsizlere, barksızlara, yoksullara yardım maksadıyla yemek verdikleri yerler dışında hiçbir yerde kullanılmaz. 

Edip Cansever ‘’Sonrası Kalır II’’ (YKY, 2015) kitabında yer alan ‘’Nerden nereye’’ başlıklı şiirinin bir yerinde şöyle derdi: 

"Göksu deresinin orada
köhne ahşap bir bina
üstünde bir yazı: Brasserie
sanırım işgal zamanlarından kalma"

Şimdi kendine lüks hava katıp o oranda da hesap çıkaran her özenti kahve, pastane ve aşevi; hadi ''lokanta'' ve ''restoran'' neyse de ‘’brasserie’’, ‘’bistro’’,  ‘’patisserie’’ ve ‘’café’’ adını tabelalarına koymuyorlar mı? Ben de soruyorum onlara: Bunlar işgal zamanlarından mı kalma yoksa Türkçe mi artık işgal altında?

Türkçedeki bu işgal sadece yeme içme alanında değil ki... Bakın etrafınıza toplum hayatının her alanında bu böyle...

Bu kelimeler, daha önce anlattığım gibi Türkçeyi zenginleştiren yabancı kelimeler değil Türkçeyi bozan özenti kelimelerdir. 

Hani günümüzde ''yerli ve milli'' politika diye kasım kasım kasılanlar var ya! Türkçe ''yerli'' ve ''milli'' bir lisan değil mi? Bu konuda samimiyseniz eğer, buyurun işte o zaman, buradan başlayın! Sözcükleri yerli olmayanların zihinleri de yerli olmaz, olamaz!

Bu yazımda hep Fransızca sözcüklerden bahsettim. O zaman yazımı da bir Fransız yazar ve diplomat olan Jean Giraudoux’un bir sözüyle bitireyim:

“Önce bir dil katledilir, ardından onu konuşanlar.”

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz