• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam424
Toplam Ziyaret629992

Heyder Baba’ya Selam

Heyder Baba’ya Selam

10 Şubat 2019

Dün bu sayfada Çin zindanlarında 08 Şubat 2019 günü katledilen Doğu Türkistanlı Büyük Uygur Ozanı Abdurehim Heyit'i anarken ve onun şahseri ''Uçraşkanda''yı verirken, bu sefer de şiirlerinde ''Şehriyar'' mahlasını kullanan İran Türkistanından bir başka ozan ve onun ''Heyder Baba'ya selam'' isimli şiiri aklıma geldi.

Bu ozanın asıl adı Seyid Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi’dir. (1906 - 1988) Şiirlerinde ‘’Şehriyar’’ mahlasını kullanır. Kısaca Muhammed Hüseyin Şehriyar olarak tanınır. Tebriz doğumlu Azeri Türküdür. Şiirlerini hem Azerbaycan Türkçesi ile hem de Farsça olarak yazmıştır.  İran şiirinde Hafız kadar önemli bir şahsiyettir. Anadili Türkçeden başka mükemmel derecede Farsça ve Arapça , iyi derecede Fransızca bilir. 

Şehriyar'ı bize tanıtan, günümüzde yaşatan  Azerbaycan İlimler Akademisinden ‘’Şehriyar'ın Hayatı ve Sanatı’’ adlı tezi ile filoloji doktoru unvanını alan Yusuf Gedikli'nin ''Şehriyar ve Bütün Türkçe Şiirleri'' isimli kitabıdır. (Ötüken Neşriyat, 1990) Şehriyar'ı tanıtan bir diğer kitap da Azeri yazar Esmira Fuad’ın ‘’Muhammed Hüseyin Şehriyar, Yaşamı, Edebi Çevresi ve Eserleri’’ adlı eseridir. (Peon Yayınları, 2014)

Şair kelimesinin hakkını veren şairlerdendir. Aşağıdaki dörtlük sanırım bunu gösterir:

''Bir insan köçürse dünyadan eger,
sen ele bilme ki, tek bir can gedir.
Her sönen baxışda saysız dilekler,
her kiçik tabutta bir cihan gedir''

1951 yılında en bilinen eseri ve başyapıtı olan ‘’Heyder Baba’ya Selam’’ şiir kitabı yayımlanır. Şiire ismini veren Heyder Baba, Şehriyar’ın köyünün üstünde kurulu olduğu dağın adıdır. Şiirin önemli bir kısmını Şehriyar'ın çocukluk hatıraları ve o günlere duyduğu özlem oluşturur.

“Heyder Baba”ya Selam’’ aslında Azeri kültürünün bir köy senfonisidir. Şiirle beraber kendinizi birden bire Azerbaycan’ın renkli, canlı ve coşkun doğasının kucağında, “Heyder Baba” tepesinde gök yüzünün ışığı ve sağanak yağmuru altında, sel gibi akan suları arasında ama özellikle çocukluğunuzda buluverirsiniz.

Şair şiirine selamla başlar:

‘’Selam olsun şevketinize, elinize
benim de bir adım gelsin dilinize’’

Sonra şiirde şairin çocukluk anıları başlar:

‘’Hatırlar mısın nasıl koşar, kaçardım!
kuşlar misali kanat çırpıp uçardım!’’

Ve ve ve Doğu’nun binlerce yıllık kaderini şu iki dizede özetler:

‘’Behiştimiz cehennem olmakdadır, 
Zilheccemiz meherrem olmakdadır.’’

‘’Behişt’’, Azerice cennet demektir. Zilhicce ile de Muharrem ayındaki matem ve sevinç günlerine atıf yapılır. İmam Hüseyin’in şehadeti (sonsuz matem) Muharrem ayındadır. İşte büyük usta Şehriyar’ın, Zilhicce aynının muharrem olmasından kastı normalde güzel olması gereken günlerin hep matem havası içinde geçmesidir. Öyle değil midir? Normalde güzel olması gereken günlerimiz hep matem havası içinde geçmekte değil midir? Behiştimiz cehennem olmakta değil midir? 

Şiirinde Şehriyar sanki vasiyetiymişçesine demez mi ki "birbirizden ayrılmayın, amandı". Şehriyar sanki günümüzdeki bizleri anlatmakta değil midir?

‘’Heyder Baba, göyler bütün dumandı, 
Günlerimiz birbirinden yamandı, 
Birbirizden ayrılmayın, amandı, 
Yakşılığı elimizden alıblar, 
Yakşı bizi yaman güne salıblar!’’

Sonra sonra yürekten çığlık çığlığa kopan bir haykırışla tüm bir dünyayı, tüm bir hayatı, tüm bir tarihi anlatır Şehriyar:

‘’Heyder Baba, dünya yalan dünyadı, 
Süleyman’dan, Nuh’dan kalan dünyadı, 
Oğul doğan, derde salan dünyadı, 
Her kimseye her ne verib alıbdı, 
Eflatun’dan bir kuru ad kalıbdı. 

Heyder Baba, yaru yoldaş döndüler, 
Bir-bir meni çölde koyub, çöndüler, 
Çeşmelerim, çırahlarım, söndüler, 
Yaman yerde gün döndü, akşam oldu, 
Dünya mene harâbe-i şâm oldu.'' 

Bizim bildiğimiz, sözleri Sabahattin Ali'ye bestesi Zülfü Livaleni’ye ait olan ‘’Leylim ley’’ türküsünü Azeri sanatçi Çingiz Habibiyan Şehriyar'ın yukarıdaki dizeleri ile yorumlar. Azerilerin ifadesiyle; ''Çingiz Həbibiyan Şəhriyar'ın məşhur 'Heydərbaba' şerini Zülfü Livanəlinin bəstəsi ilə ifa edir...  Bakın görün!'' Yazımın sonunda bu yorumun bağlantısını verdim. Mutlaka ama mutlaka dinlemenizi isterim. Azeri müziği bizim müziğimizin fersah fersah üstündedir zaten!

Şehriyar'ın şu dizeleri tam da günümüzü anlatmaz mı?

''Şehriyar’ım gözüm yaşı sel kimin,
Garip sen mi vetanında el kimin,
Sevdan üreğimde kara yel kimin,
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Haramzadalardan yoldaş olar mı?''

Yaşadığımız günleri görünce, gittiğimiz karanlık çağı düşününce onun bir başka şiirindeki dizleri gelir aklıma, için için ağlarım ben:

"Nima, yüreğindeki gamı söyle de bir yabancı gibi ağlayayım 
iki yabancı kafa kafaya verip ağlayayım."

Yazımın sonundaki bağlantıda şair Şehriyar’ın kendi sesinden ‘’Heyder Baba’ya Selam Şiiri’’ni veriyorum. Hiçbir şiir dinlerken beni bu kadar duygulandırmamıştır. Hiçbir şiir dinlerken beni bu kadar mahzun bırakmamıştır. Hiçbir şiir dinlerken beni bu kadar hırpalamamıştır. Bu şiiri Şehriyar’ın sesinden dinlerken yazılarımda hep bahsettiğim Hindukuş Dağlarının karı gibi için için eririm ben…

Bu şiiri Şehriyar'ın sesinden dinlerken hep memleketim Yeşilhisar'a, çocukluğuma gider, çocukluk günlerimin her bir anını gözlerimin önüne getirir, çocukluk günlerimin geçtiği evimizi, annemi, babamı, ablalarımı, ağabeylerimi, dayılarımı, halamı, komşularımızı, arkadaşlarımı, mahallemizi, bağlarımızı, bahçelerimizi, tarlalarımızı, Heyder Baba'yı değilse de Havdıra Dağını bir bir hatırlarım ben. 

Şimdi bu destanı okuma vaktidir. Şiiri orijinal haliyle Azerice olarak aşağıda veriyorum. Şiir Türkçeymişcesine anlaşılır açıklıktadır.... Şiirin uzunluğu yanıltmasın sizi, eğer kırsal kökenden geliyorsanız şiirde kendinizi, köyünüzü veya kasabanızı bulursunuz.

Aziz şairimizi saygıyla yâd ederim.... Ruhu şâd, mekânı cennet olsun, nûr içinde yatsın...

Osman AYDOĞAN 

Bir not: Yazılarımda hep ismi geçen Şehriyar ile bu sitenin adı olan Şehriyar’ın anlattığım Şair Şehriyar ile bir ilgisi yohtur. Sadece isim benzerliği vardır!

Çingiz Həbibiyan, sözleri Şəhriyar'ın 'Heydərbaba' şiirinden, Zülfü Livaneli'nin bestesi ile:
https://www.youtube.com/watch?v=2La_fxVMABc

(Bu şarkıda geçen ''Leylim ley'' yerine kullanılan ''neynim ney'' Azaerice; ''umutsuz durum, çaresiz durum'' demek...)

Şehriyar’ın kendi sesinden ‘’Heyder Baba’ya Selam Şiiri
https://www.youtube.com/watch?v=yA4CRNAOWx8


Heyder Baba’ya Selam

Heyder Baba, ıldırımlar şakanda, 
Seller, sular şakkıldayıb akanda, 
Kızlar ona saf bağlayıb bakanda, 
Selâm olsun şevkatize, elize, 
Menim de bir adım gelsin dilize. 

Heyder Baba, kehliklerin uçanda, 
Göl dibinden dovşan kalkıb, kaçanda, 
Bahçaların çiçeklenib açanda, 
Bizden de bir mümkün olsa, yâd ele, 
Açılmayan ürekleri şâd ele. 

Bayram yeli çardakları yıkanda, 
Novruz gülü, kar çiçeği çıkanda, 
Ağ bulutlar köyneklerin sıkanda, 
Bizden de bir yâd eyleyen sağ olsun, 
Derdlerimiz koy dikkelsin dağ olsun. 

Heyder Baba, gün dalıvı dağlasın, 
Üzün gülsün, bulakların ağlasın, 
Uşaklarun bir deste gül bağlasın, 
Yel gelende ver getirsin bu yana, 
Belke menim yatmış bahtım oyana. 

Heyder Baba, senin üzün ağ olsun, 
Dört bir yanın bulak olsun, bağ olsun, 
Bizden sora senin başın sağ olsun, 
Dünya kazov-kader, ölüm-itimdi, 
Dünya boyu oğulsuzdu, yetimdi. 

Heyder Baba, yolum senden keç oldu, 
Ömrüm keçdi, gelenmedim geç oldu, 
Heç bilmedim gözellerin neç oldu, 
Bilmezidim döngeler var, dönüm var, 
İtginlik var, ayrılık var, ölüm var. 

Heyder Baba, igit emek itirmez, 
Ömür geçer efsus bere bitirmez, 
Nâmerd olan ömrü başa yetirmez, 
Biz de vallah unutmarık sizleri, 
Görenmesek helâl edin bizleri. 

Heyder Baba, Mir Ejder seslenende, 
Kend içine sesden-köyden düşende, 
Aşık Rüstem, sazın dillendirende, 
Yadındadır ne hövlesek kaçardım, 
Kuşlar tekin kanad çalıb uçardım. 

Şengülava yurdu, aşık alması, 
Gâh da gedib orda konak kalması, 
Daş atması, alma-heyva salması, 
Kalıb şirin yuhu kimin yadımda, 
Eser koyub, ruhumda her zadımda. 

Heyder Baba, Kuru gölün kazları, 
Gediklerin sazak çalan sazları, 
Ket kövşenin payızları, yazları, 
Bir sinema perdesidir gözümde, 
Tek oturub, seyr ederem özümde. 

Heyder Baba, Karaçemen caddası, 
Çovuşların geler sesi, sedası, 
Kerbelâ’ya gedenlerin kadası, 
Düşsün bu aç, yolsuzların gözüne, 
Temeddünün uyduk yalan sözüne. 

Heyder Baba, şeytan bizi azdırıb, 
Mehebbeti üreklerden kazdırıb, 
Kara günün ser-nüviştin yazdırıb, 
Salıb halkı bir-birinin canına, 
Barışığı beleşdirib kanına. 

Göz yaşına bakan olsa, kan akmaz, 
İnsan olan hancer beline takmaz, 
Amma hayıf, kör tutduğun burakmaz, 
Behiştimiz cehennem olmakdadır, 
Ziheccemiz meherrem olmakdadır. 

Hazan yeli yarpakları tökende, 
Bulut dağdan yenib kende köçende, 
Şeyhülislam gözel sesin çekende, 
Nisgilli söz üreklere deyerdi, 
Ağaçlar da Allah’a baş eyerdi. 

Daşlı bulak daş-kumunan dolmasın, 
Bahçaları saralmasın, solmasın, 
Ordan keçen atlı susuz olmasın, 
Deyne bulak, hayrın olsun, akarsan, 
Ufuklara humar-humar bakarsan. 

Heyder Baba, dağın daşın seresi, 
Kehlik okur, dalısında feresi, 
Kuzuların ağı, bozu, karası, 
Bir gedeydim dağ-dereler uzunu, 
Okuyaydım: 'Çoban, kaytar kuzunu'. 

Heyder Baba, Sulu yerin düzünde, 
Bulak kaynar çay çemenin gözünde, 
Bulakotu, üzer suyun üzünde, 
Gözel kuşlar ordan gelib keçerler, 
Halvetleyib bulakdan su içerler. 

Biçin üstü sünbül biçen oraklar, 
Ele bil ki, zülfü darar daraklar, 
Şikarçılar bildirçini soraklar, 
Biçinçiler ayranların içerler, 
Bir huşlanıb, sondan durub biçerler. 

Heyder Baba, kendin günü batanda, 
Uşakların şamın yeyib yatanda, 
Ay bulutdan çıkıb kaş-göz atanda, 
Bizden de bir sen onlara kıssa de, 
Kıssamızdan çoklu gam u gussa de. 

Karı nene gece nağıl deyende, 
Külek kalkıb kap-bacanı döyende, 
Kurd keçinin Şengülüsün yeyende, 
Men kayıdıb bir de uşak olaydım, 
Bir gül açıb ondan sora solaydım. 

‘Emmecan’ın bal bellesin yeyerdim, 
Sondan durub üs donumu geyerdim, 
Bahçalarda tiringeni deyerdim, 
Ay özümü o ezdiren günlerim, 
Ağac minib, at gezdiren günlerim. 

Heçi hala çayda paltar yuvardı, 
Memmed Sadık damlarını suvardı, 
Heç bilmezdik dağdı, daşdı, divardı 
Her yan geldi, şıllak atıb aşardık, 
Allah, ne koş, gamsız-gamsız yaşardık. 

Şeyhülislam münâcatı deyerdi, 
Meşed Rahim lebbâdeni geyerdi, 
Meşdâceli bozbaşları yeyerdi, 
Biz hoş idik, hayrat olsun, toy olsun, 
Fark eylemez, her n’olacak, koy olsun. 

Melik Niyaz verendilin salardı, 
Atın çapıb kıykacıdan çalardı, 
Kırkı tekin gedik başın alardı. 
Dolayıya kızlar açıb pencere, 
Pencerelerden ne gözel menzere. 

Heyder Baba, kendin toyun tutanda, 
Kız gelinler hena, pilte satanda, 
Bey geline damdan alma atanda, 
Menim de o kızlarında gözüm var, 
Aşıkların sazlarında sözüm var. 

Heyder Baba, bulakların yarpızı, 
Bostanların gülbeseri, karpızı, 
Çerçilerin ağ nebatı sakkızı, 
İndi de var damağımda, dad verer, 
İtgin geden günlerimden yad verer. 

Bayram idi gece kuşu okurdu, 
Adaklı kız bey çorabın tokurdu, 
Herkes şalın bir bacadan sokurdu, 
Ay ne gözel kaydadı şal sallamak, 
Bey şalına bayramlığın bağlamak. 

Şal istedim men de evde ağladım, 
Bir şal alıb tez belime bağladım, 
Gulam gile kaçdım, şalı salladım, 
Fatma hala mene çorab bağladı, 
Han nenemi yada salıb ağladı. 

Heyder Baba, Mirzemmed’in bahçası, 
Bahçaların turşa şirin alçası, 
Gelinlerin düzmeleri, tahçası 
Hey düzüler gözlerimin refinde, 
Heyme vurar hatıralar sefinde. 

Bayram olub, kızıl palçık ezerler, 
Nakış vurub, otakları bezerler, 
Tahçalara düzmeleri düzerler 
Kız-gelinin fındıkçası, henası, 
Heveslener anası, kaynanası. 

Bakıçının sözü, sovu, kağızı 
İneklerin bulaması, ağızı, 
Çerşenbenin girdekânı, mövizi 
Kızlar deyer: “Atıl-matıl, çerşenbe, 
Ayna tekin bahtım açıl, çerşenbe”. 

Yumurtanı göyçek, güllü boyardık, 
Çakkışdırıb sınanların soyardık, 
Oynamakdan birce meğer doyardık, 
Eli mene yaşıl aşık vererdi, 
İrza mene novruz gülü dererdi. 

Novruz Ali hermende vel sürerdi, 
Kâhdan enib küleşlerin kürerdi, 
Dağdan da bir çoban iti hürerdi, 
Onda gördün ulak ayak sahladı, 
Dağa bakıb kulakların şahladı. 

Akşam başı nahırçılar gelende, 
Kodukları çekib, vurardık bende, 
Nahır keçib gedib yetende kende, 
Heyvanları çılpak minib kovardık, 
Söz çıksaydı, sine gerib sovardık. 

Yaz gecesi çayda sular şarıldar, 
Daş kayalar selde aşıb, karıldar, 
Karanlıkda kurdun gözü parıldar, 
İtler gördün, kurdu seçib ulaşdı, 
Kurd da gördün, kalkıb gedikden aşdı. 

Kış gecesi tövlelerin otağı, 
Kentlilerin oturağı, yatağı, 
Buharıda yanar odun yanağı, 
Şebçeresi, girdekânı, iydesi, 
Kendi basar gülüb-danışmak sesi. 

Şücâ haloğlunun Baki savgati, 
Damda kuran samavarı, söhbeti, 
Yadımdadı şestli keddi, kameti, 
Cünemmegin toyu döndü, yas oldu, 
Nene Kız’ın baht aynası kâs oldu. 

Heyder Baba, Nene Kızın gözleri, 
Rakşende’nin şirin-şirin sözleri, 
Türki dedim, okusunlar özleri, 
Bilsinler ki, adam geder ad kalar, 
Yahşı-pisden ağızda bir dad kalar. 

Yaz kabağı gün güneyi döyende, 
Kend uşağı kar güllesin sövende, 
Kürekçiler dağda kürek züvende, 
Menim ruhum ele bilin ordadır, 
Kehlik kimi batıb kalıb, kardadır. 

Karı Nene uzadanda işini, 
Gün bulutdan eyirerdi teşini, 
Kurd kocalıb, çekdirende dişini, 
Sürü kalkıb dolayıdan aşardı, 
Badyaların südü aşıb-daşardı. 

Hecce Sultan emme dişin kısardı, 
Molla Bağır emoğlu tez mısardı, 
Tendir yanıb, tüstü evi basardı, 
Çaydanımız arsın üste kaynardı, 
Kovurkamız saç içinde oynardı. 

Bostan pozub getirerdik aşağı, 
Doldurardık evde tahta tabağı, 
Tendirlerde pişirerdik kabağı, 
Özün yeyib, tohumların çıtlardık, 
Çok yemekden lap az kala çatlardık. 

Verzeğan’dan armud satan gelende, 
Uşakların sesi düşerdi kende, 
Biz de bu yandan eşidib bilende, 
Şıllak atıb bir kışkırık salardık, 
Buğda verib armudlardan alardık. 

Mirza Tağı’ynan gece getdik çaya, 
Men bakıram selde boğulmuş aya, 
Birden ışık düşdü otay bahçaya, 
”Eyvay dedik, kurddu”, kayıtdık, kaşdık, 
Heç bilmedik ne vakt küllükden aşdık. 

Heyder Baba, ağaçların ucaldı, 
Amma hayıf cevanların kocaldı, 
Tokluların arıklayıb acaldı, 
Kölge döndü, gün batdı, kaş kereldi, 
Kurdun gözü karanlıkda bereldi. 

Eşitmişem yanır Allah çırağı, 
Dayır olub mescidüzün bulağı, 
Râhat olub kendin evi, uşağı, 
Mensur Han’ın eli kolu var olsun, 
Harda kalsa, Allah ona yar olsun. 

Heyder Baba, Moll’ İbrahim var, ya yok? 
Mekteb açar, okur uşaklar, ya yok? 
Hermen üstü mektebi bağlar, ya yok? 
Menden ahonda yetirersen selâm, 
Edebli bir selâm-ı mâ lâkelâm. 

Hecce Sultan emme gedib Tebriz’e, 
Amma ne Tebriz ki, gelemmir bize, 
Balam durun, koyak gedek evmize, 
Ağa öldü, tufakımız dağıldı, 
Koyun olan yad gediben sağıldı. 

Heyder Baba, dünya yalan dünyadı, 
Süleyman’dan, Nuh’dan kalan dünyadı, 
Oğul doğan, derde salan dünyadı, 
Her kimseye her ne verib alıbdı, 
Eflatun’dan bir kuru ad kalıbdı. 

Heyder Baba, yaru yoldaş döndüler, 
Bir-bir meni çölde koyub, çöndüler, 
Çeşmelerim, çırahlarım, söndüler, 
Yaman yerde gün döndü, akşam oldu, 
Dünya mene harâbe-i şâm oldu. 

Emoğluynan geden gece Kıpçağ’a, 
Ay ki çıkdı, atlar geldi oynağa, 
Dırmaşırdık, dağdan aşırdık dağa, 
Meşmemi Han göy atını oynatdı, 
Tüfengini aşırdı, şakkıldatdı. 

Heyder Baba, Kara gölün deresi, 
Hoşgenâb’ın yolu, bendi, beresi, 
Orda düşer çil kehliğin feresi, 
Ordan keçer yurdumuzun özüne, 
Biz de keçek yurdumuzun sözüne. 

Hoşgenâb’ı yaman güne kim salıb? 
Seyyidlerden kim kırılıb, kim kalıb? 
Amir Gafar dam daşını kim alıb? 
Bulak gene gelib gölü doldurur, 
Ya kuruyub, bahçaları soldurur. 

Amir Gafar seyyidlerin tacıydı, 
Şahlar şikar etmesi kıykacıydı, 
Merde şirin, nâmerde çok acıydı, 
Mazlumların hakkı üste eserdi, 
Zalimleri kılıç tekin keserdi. 

Mir Mustafa dayı, uca boy baba, 
Heykelli, sakkallı, Tolustoy baba, 
Eylerdi yas meclisini, toy baba, 
Hoşgenâb’ın âb-ı rûsu, erdemi, 
Mescidlerin, meclislerin görkemi. 

Mecdüssâdât gülerdi bağlar kimi, 
Guruldardı, buludlu dağlar kimi, 
Söz ağzında erirdi yağlar kimi, 
Alnı açık, yakşı, derin kanardı, 
Yaşıl gözler çırağ tekin yanardı. 

Menim atam süfreli bir kişiydi, 
El elinden tutmak onun işiydi, 
Gözellerin âhire kalmışıydı, 
Ondan sonra dönergeler döndüler, 
Mehebbetin çırağları söndüler. 

Mir Sâlih’in deli sevlik etmesi, 
Mir Aziz’in şirin şahsey getmesi, 
Mir Memmed’in kurulması, bitmesi, 
İndi desek, ahvâlâtdı, nağıldı, 
Keçdi getdi, itdi batdı, dağıldı. 

Mir Abdül’ün aynada kaş yakması, 
Çövçülerinden, kaşının akması, 
Boylanması, dam-divardan bakması, 
Şah Abbas’ın dürbini, yâdeş behayr, 
Hoşgenâb’ın hoş günü, yâdeş behayr. 

Sitâr’ emme nezikleri yapardı, 
Mir Kadir de her dem birin kapardı, 
Kapıb, yeyib, dayça tekin çapardı, 
Gülmeliydi onun nezik kappası, 
Emmemin de, ersininin şappası. 

Heyder Baba, Amir Heyder neyneyir? 
Yakın gene samavarı keyneyir, 
Day kocalıb, alt engiynin çeyneyir, 
Kulak batıb, gözü girib kaşına, 
Yazık emme, havâ gelib başına. 

Hanım emme Mir Abdül’ün sözünü, 
Eşidende eyer ağzı, gözünü, 
Melkâmıd’a verer onun özünü, 
Da’vaların şuhlugılan katallar, 
Eti yeyib, başı atıb yatallar. 

Fizze hanım Hoşgenâb’ın gülüydü, 
Amir Yahya em kızının kuluydu, 
Ruhsâre artist idi, sevgiliydi, 
Seyid Hüseyn Mir Salih’i yansılar, 
Amir Cefer geyretlidir, kan salar. 

Seher tezden nahırçılar gelerdi, 
Koyun kuzu dam bacadan melerdi, 
Emme Can’ım körpelerin belerdi, 
Tendirlerin kavzanardı tüstüsi, 
Çöreklerin gözel iyi, istisi. 

Göyerçinler deste kalkıb uçallar, 
Gün saçanda kızıl perde açallar, 
Kızıl perde açıb, yığıb kaçallar, 
Gün ucalıb, artar dağın celâli, 
Tebietin cevanlanar cemâli. 

Heyder Baba, karlı dağlar aşanda, 
Gece kervan yolun aşıb çaşanda, 
Men hardasam, Tehran’da, ya Kâşan’da, 
Uzaklardan gözüm seçer onları, 
Hayâl gelib, aşıb keçer onları. 

Bir çıkaydım Damkaya’nın daşına, 
Bir bakaydım keçmişine, yaşına, 
Bir göreydim neler gelib başına, 
Men de onun karlarıylan ağlardım, 
Kış donduran ürekleri dağlardım. 

Heyder Baba, gül konçesi handandı 
Amma hayıf, ürek gazası kandı, 
Zindegânlık bir karanlık zindandı, 
Bu zindanın derbeçesin açan yok, 
Bu darlıkdan bir kurtulub kaçan yok. 

Heyder Baba, göyler bütün dumandı, 
Günlerimiz birbirinden yamandı, 
Birbirizden ayrılmayın, amandı, 
Yakşılığı elimizden alıblar, 
Yakşı bizi yaman güne salıblar! 

Bir soruşun bu karkınmış felekden, 
Ne isteyir bu kurduğu kelekden? 
Deyne, keçirt ulduzları elekden, 
Koy tökülsün, bu yer üzü dağılsın, 
Bu şeytanlık korkusu bir yığılsın. 

Bir uçaydım bu çırpınan yelinen, 
Bağlaşaydım dağdan aşan selinen, 
Ağlaşaydım uzak düşen elinen, 
Bir göreydim ayrılığı kim saldı? 
Ölkemizde kim kırıldı, kim kaldı? 

Men senin tek dağa saldım nefesi, 
Sen de kaytar, göylere sal bu sesi, 
Baykuşun da dar olmasın kefesi, 
Burda bir şîr darda kalıb bağırır, 
Mürüvvetsiz insanları çağırır. 

Heyder Baba, gayret kanın kaynarken, 
Karakuşlar senden kopub kalkarken, 
O sıldırım daşlarıynan oynarken, 
Kavzan, menim himmetimi orda gör, 
Ordan eyil, kâmetimi darda gör. 

Heyder Baba, gece durna keçende, 
Köroğlunun gözü kara seçende, 
Kıratını minib, kesib biçende, 
Men de burdan tez matlaba çatmaram, 
Eyvaz gelib çatmayıncan yatmaram. 

Heyder Baba, merd oğullar doğginan, 
Nâmerdlerin burunların oğginan, 
Gediklerde kurdları dut boğginan, 
Koy kuzular ayın şayın otlasın, 
koyunların kuyrukların katlasın. 

Heyder Baba, senin könlün şad olsun, 
Dünya varken ağzın dolu dad olsun, 
Senden keçen yakın olsun, yad olsun, 
Deyne menim şâir oğlum Şehriyâr, 
Bir ömürdür gam üstüne gam çalar

Şair Şehriyar


Yorumlar - Yorum Yaz