• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam793
Toplam Ziyaret733891

Mehmet Âkif Ersoy

Mehmet Âkif Ersoy

12 Mart 1921 Yılında bugünden tam 97 yıl önce İstiklal Marşı kabul edilmişti… Türkiye Cumhuriyeti'nin Ulusal Marşı İstiklal Marşı'nın güftekârı, "Vatan şairi" ve "milli şair" unvanları ile anılan Mehmet Âkif’di.

İşgal sonrası İstanbul'da rahat hareket etme olanağı kalmayan Mehmet Âkif Anadolu’ya geçer. TBMM'nin açılışının ertesi günü olan 24 Nisan 1920 günü Ankara'ya varır. Millî mücadeleye şair, hatip, seyyah, gazeteci, siyasetçi olarak katılır.

Ankara’ya geldiği günlerde, Mustafa Kemâl Paşa tarafından aday gösterilerek milletvekili seçilip 1920-23 yılları arasında vekil olarak I. TBMM’de yer alır...

İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilen Mehmet Âkif, Türkiye'de gerçekleşen devrimleri kendi inançlarına ve ülküsüne aykırı görerek 1926 yılında gittiği Mısır’dan dönmez…

Mısır’a gitmeden önce Kuran’ı Türkçeye tercüme etmek için Diyanet İşleri ile anlaşma imzalar… Kuran tercümesi üzerinde 6-7 sene üzerinde çalıştıktan sonra sonuçtan memnun kalmaz. Sonunda 1932’de mukaveleyi fesheder… Diyanet İşleri Başkanlığı hem tercüme hem yorumlama işini Elmalılı Hamdi Efendi'ye verir… Âkif, kendi yazdıklarını dostu Yozgatlı İhsan'a teslim eder ve ölür de gelmezse yakmasını nasihat eder. Türkçe ibadet projesinde kullanılacağından endişe ettiği için tercümeyi teslim etmediği iddiası da vardır.

Onbir yıl sonra yurda döndüğünde, Mustafa Kemâl Atatürk için bir yakın arkadaşına şu sözleri söyler; "Mısır'da onbir yıl kaldım. Fakat onbir saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana hâlisane bir fikrimi söyleyeyim mi: İnsanlık da Türkiye'de, Müslümanlık da Türkiye'de, hürriyetçilik de Türkiye'de. Eğer varsa, Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemâl'e versin!"

Mehmet Âkif Ersoy’un şu dizeleri nedense pek hatırlanmaz ve hatırlatılmaz;

Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile
Âlem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki
Müslüman gördümse, hep makberdedir
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!

27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybeder… Edirnekapı Mezarlığı’na defnedilir… 1960’ta yol inşaatı nedeniyle kabri Edirnekapı Şehitliği'ne nakledilir…  Mezarlıkta Süleyman Nazif ve arkadaşı Ahmet Naim Bey'in arasında yatmaktadır.

Mehmet Âkif, şiir yazmaya Baytar Mektebi'nde öğrenci olduğu yıllarda başlar… Balkan Savaşı yıllarından itibaren destansı şiirler yazmaya başlar… İlk büyük destanı, “Çanakkale Şehitleri'ne“ başlıklı şiiridir. İkinci büyük destanı ise Bursa'nın işgali üzerine yazdığı “Bülbül“ adlı şiiridir. Üçüncü olarak da İstiklal Marşı'nı yazarak İstiklal Savaşı'nı anlatmıştır.

Şairin Safahat adı altında toplanan şiirleri yedi kitaptan oluşmuştur. Aslında bu yedi kitap da bir kitaba sığacak büyüklüktedir. Şair, İstiklal Marşı'nı Safahat'a koymamıştır. Nedenini ise şöyle açıklar: "Çünkü ben onu milletimin kalbine gömdüm".

Mehmet Âkif vatan şairidir, millî şairdir… Arapça, Farsça ve Fransızcada bilir… Şu birkaç olay kişiliğini daha iyi yansıtır;

II. Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra arkadaşı rasathane müdürü Fatin Hoca onu, on bir arkadaşı ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye yapar. Ancak Mehmet Âkif, üyeliğe girerken edilen yeminde yer alan "Cemiyetin bütün emirlerine, bilâkayd ü şart (kayıtsız şartsız) itaat edeceğim" cümlesinde geçen "kayıtsız şartsız" ifadesine karşı çıkmış, "sadece iyi ve doğru olanlarına'" şeklinde yemini değiştirtmişti.

Mehmet Âkif, İttihat Terakki Partisi’nin ilk iktidar yıllarında onların yanında yer alır, sonra gidişatı beğenmez ve onlardan uzak durur. Cinayetlerle ve darbelerle, baskı rejimi kuran ittihatçılar, Mehmet Âkif’in kendilerine karşı olduğunu bilirler. Bir gün, ihbar gelir, sözde bir “fesat cemiyeti”  kurulmuştur, içlerinde Mehmet Âkif de vardır. İhbar İttihatçıların liderlerinden Kara Kemal’e duyurulur, o da hemen polis müdürüne telefon eder. Ve derki: “Eğer içinde Âkif varsa, bu fesat cemiyeti değildir.”

Ankara’da yoksul, kış günü paltosu dahi yokken İstiklal Marşını yazması nedeniyle verilen o zaman büyük bir meblağ olan 500 TL ödülü reddeder. Bu marş para karşılığı yazılmaz der…

Bir meclis çalışmasında mesleğinin baytar olması nedeniyle kendisine ‘Siz baytardınız değil mi?’ diye sataşmak isteyen bir vekile cevaben; ‘Evet efendim, bir rahatsızlığınız mı vardı?’ diye cevap verdiği rivayet edilir…

Mehmet Akif Arnavut kökenli olduğu halde kendisine Arnavut denmesini reddederek bilinçli bir şekilde; ‘’'Türk eriyiz, silsilemiz kahraman, Müslümanız, Hakk'a tapan Müslüman. Bizim ana dilimiz, kökenimiz ne olursa olsun biz Türk'üz’’ diye konuşurken Türkiye Cumhuriyeti’nin o zamanki başbakanı ise bir konuşmasında Türk Milletini küçümseyerek ‘’İstiklal Marşı’nı bir Türk mü yazdı? Arnavut yazdı’’ diye Mehmet Âkif’i anlayamadığının bir göstergesi olarak Mehmet Âkif’in reddettiği etnik temele vurgu yaparak konuşabiliyor. (Gazeteler, 28 Aralık 2010) Zaten zamanında Giordano Bruno söylemişti; ‘’Anlamak zordur’’ diye. Meraklısı bilir, Bruno’nun sözünün devamı var…

Tarihçi Mithat Cemal Kuntay,  Mehmet Âkif hakkında şunu söyler: ‘’İstiklal Marşı şairine, şairi İstiklal Marşı’na yakışıyor.’’

Mehmet Âkif adam gibi bir adamdı, gerçek bir Müslüman’dı, günümüzün bezirgân dincilerine hiç mi hiç benzemiyordu…

Ruhu şâd olsun…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz