• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam454
Toplam Ziyaret630022

Korkunun Krallığı

Korkunun Krallığı

16 Aralık 2019

"Tutuklunun Günlüğü’’ (İş Bankası Kültür Yayınları, 2014) kitabı Attila İlhan’ın 12 Mart ara rejiminin olayları ve çağrıştırdıklarının toplamı ve bir bileşkesi olan bir şiir kitabıdır…

‘’Tutuklunun Günlüğü'’ kitap tanıtım sayfasında özetle şöyle yazar:

‘’Attilâ İlhan, klasik Türk şiirinin sesini, havasını yeni, çağdaş ve toplumsal bir içerikle doldurarak yeniden kurar… Kitaptaki şiirlerin bir kısmı şarkı olmuş; zaten müziği içinde saklı bir sesi olan şiirler, notalarla kolayca sarmaş dolaş oluvermiş: ‘Gün döndü geceler uzar hazırlık sonbahara/o mâhur beste çalar müjgânla ben ağlaşırız’. ‘İncesaz’, ‘Rubailer’, ‘Deniz Kasidesi’..  Her birine darbelerin yaraları, bunalımı, acıları, dehşeti sızmış, simgesel, derin mi derin şiirler..’’

‘’Korkunun Krallığı’’ (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2004) ise yine Attila İlhan’ın 12 Eylül ara rejiminin olayları ve çağrıştırdıklarının toplamı ve bileşkesi olan bir şiir kitabıdır.

Bu kitabın tanıtım sayfasında da şöyle yazıyor:

‘’İnsanlığa has duygulardan; aşktan, özlemden, acıdan, öfkeden şiirler yaptı bize. Yaşadığımız dünyayı değiştirebileceğimizi söyledi mısra mısra. Bu yüzden de korkuttu ‘kral’ları Atilla İlhan... Bu kitapta okuyacağınız şiirler, bu ülkenin kocaman bir ‘Korku Krallığı’na dönüştüğü 12 Eylül döneminde yazılmış ve o dönemin baskıcı, her türlü özgürlüğü yok eden, sindirici, kanatıcı, çürütücü ortamını anlatıyor. Sirenler çalıyor mısralarında; zincir şakırtıları kol geziyor, sokaklardan kan sızıyor, bir insan ağlıyor bazen, bir kadın acıdan sarhoş oluyor.’’

Şiirlerin, ne kadar çok şey anlatabildiğini gösteriyor bu kitaplarda yer alan şiirler...

Ve de günlerin de birbirine ne kadar da çok benzediğini…

Yaşadığımız günlerin adıdır ‘’Korkunun Krallığı’’

‘’O mavi gezegen ki adına dünya denilmiştir
aslında yedi kat zindan içindeyiz…’’

Osman AYDOĞAN

Ve kitaba adını veren şiir:(*)

Korkunun Krallığı

geceleri bir ıslık 
penceremin altında birileri 
beni çağırıyorlar 
(yoksa yanılıyor muyum) 
koşup bakıyorum kimseler yok 
sarayburnu'nda sis düdükleri 
mektuplarım kayboluyor posta kutusundan 
birileri çalıyor ama kim 
geçen akşam yağmuru değiştirdiler 
yumuşak başlamıştı tatlı ve ılık 
nasıl olduysa kestiremedim 
az sonra sülfirik asitti gökten yağan 
(cam iplikleri halinde yağıyor 
değdiği yeri eriterek 
duman duman) 

biryerlere gidecek oluyorum 
ardımda birileri 
hayal meyal varla yok arası 
cigaralarını avuçlarında saklamış 
gözlerinde aynalı güneş gözlükleri 
(bilmem yanılıyor muyum) 
daha dün geceyarısı 
telefonda birileri 
fakat konuşmuyorlar 
bir bubi tuzağı sessizliği hüküm sürüyor 
türlü olasılıklarla yüklü 
olağanüstü iri 
bir o kadar da tehditkar 
(bilmem yanılıyor muyum) 
beni dehşete düşürmek istiyorlar 

nasıl oluyor anlamıyorum 
gece yayın bitmiş televizyonu kapamışım 
ekranda ansızın birileri 
kapalı demir bir kapı gibi suratları 
gözleri ateş saçıyorlar 
gözlerinde tarifsiz bir hışım 
bıyıkları zifiri karanlık 
ele geçirebilirlerse beni öldürmek 
besbelli maksatları 
(yanılıyor muyum neyim) 
yanlış bir mıknatıs fırtınası içindeyim 
şişe yeşili şerare atlamaları 
şurup kırmızısı çakıntılar 
sağım solum her tarafım elektrik 
korkuyorum 
korktuğumun bilincindeyim 
birileri 
şalteri indirdi indirecek 
işim bitik

‘’Korkunun Krallığı’’ kitabında yer alan bir başka şiir:

Cehennem Kasidesi

yıldızlar dağıldı yerlerinden
karardı güneş
ne akrep kaldı ne yelkovan
bilinmez hangi zaman içindeyiz
tuzruhu yağıyor bulutlardan
elimiz yüzümüz paramparça
tepeden tırnağa kan içindeyiz

insan yiyen ağaçlar kuşatmış çevremizi
nemli kadife teması yamyam yapraklarının
eflatun ve sarı
leoparlar sürüyor besbelli izimizi
uzaktan sırtlan kahkahaları
zehirli örümcekler sarmaşıklardan
hem aç hem susuz günlerdir uykusuz
çok fena kaybolmuşuz
vahşi bir orman içindeyiz

cehennemde sofra kurmuşuz
bir yanardağ sofrası
alev fıskiyeleri erimiş gümüşten havuzda
elmas sürahilerde yakut şarabı lavlar
ateşten lokmalar avurdumuzda
çatır çutur şimşekler çatılıyor
kıvılcımlı bir yangın kızıllığı
göz gözü görmez bir duman içindeyiz

silahlar doldurulur
şakır şukur
dışarda nöbet devralınıyor
içerde zincirlerin ağırlığı
öfke ve keder
ve inanılmaz pişmanlıklar
tavandan yağlı bir su damlıyor
lağım karanlığında farelerin ıslığı
dört zaruret halinde dört duvar
içimiz artık büsbütün deniz
o mavi gezegen ki adına dünya denilmiştir
aslında yedi kat zindan içindeyiz

* Attila İlhan şiirlerinde noktalama işareti ve büyük harf kullanmadığı için şiirler aslı gibi yazılmıştır…


Yorumlar - Yorum Yaz