• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam277
Toplam Ziyaret895974

Korkunun Krallığı

Korkunun Krallığı

16 Aralık 2019

Bugün 12 Eylül darbesinin 40. yılı…. Bugünü Attila İlhan’ın o dönemin baskıcı, her türlü özgürlüğü yok eden, sindirici, kanatıcı, çürütücü ortamını anlattığı bir şiir kitabından bahsedeceğim: ‘’Korkunun Krallığı’’...

Ama 12 Eylül’den önce Attila İlhan’ın 12 Mart sonrasını anlattığı bir başka şiir kitabı daha var: ‘’Tutuklunun Günlüğü’’… Konuya buradan başlayalım…

Tutuklunun Günlüğü

İlk baskısı 1973 yılında yayımlanan "Tutuklunun Günlüğü’’ (İş Bankası Kültür Yayınları, 2014) kitabı Attila İlhan’ın kendi deyimi ile 12 Mart ara rejiminin olayları ve çağrıştırdıklarının toplamı ve bir bileşkesi olan bir şiir kitabıdır…

‘’Tutuklunun Günlüğü'’ kitabı; 12 Mart sonrası karanlığının; kahırlar, sıkıntılar ve dile getirilmemiş öfkeler içindeki insanın iç gerilimini Attila İlhan’ın isyancı ruhuyla dile getirdiği şiirlerden oluşuyor…

‘’Tutuklunun Günlüğü'’ kitap tanıtım sayfasında özetle şöyle yazar:

‘’Tutuklunun Günlüğü'nde Attilâ İlhan, klasik Türk şiirinin sesini, havasını yeni, çağdaş ve toplumsal bir içerikle doldurarak yeniden kuruyor. Bir kısmı şarkı olmuş; zaten müziği içinde saklı bir sesi olan şiirler, notalarla kolayca sarmaş dolaş oluvermiş: "gün döndü geceler uzar hazırlık sonbahara / o mâhur beste çalar müjgân'la ben ağlaşırız". "incesaz", "rubailer", "deniz kasidesi".. her birine darbelerin yaraları, bunalımı, acıları, dehşeti sızmış, simgesel, derin mi derin şiirler.. ve "teleks"; içeriği de, yapısı da metropolü, acımasız çarkları, yabancılaşmayı bir teleks hızıyla anlatıyor...’’ 

Kitabın bölümleri: ‘’Tutuklunun Günlüğü’’, ‘’İncesaz’’, ‘’Teleks’’, ‘’Bulut Günleridir’’ ve ‘’Zincirleme Rubailer’’… Attila İlhan, 12 Mart ara rejiminin çağrışımlarını klasik Türk şiirinin ve musikisinin etkisiyle en iyi şekilde “incesaz” bölümünde yansıtıyor… 

Hepimizin bildiği ve şarkısı da yapılan ‘’Sultan-ı Yegâh’’ şiiri de bu bölümde yer alır… Sultan-ı Yegâh şirininin bir dizesini veriyorum… Şiir sanıldığı gibi bir aşk şiiri değildir. Şiir 12 Mart sonrasının karanlığını anlatır: (Attila İlhan şiirlerinde hep küçük harf kullandığı için şiiri orijinal haliyle veriyorum)

‘’bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak
belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın’’

Attila İlhan Tutuklunun Günlüğü’ndeki “incesaz” bölümündeki şiirleri nasıl bir duygu içerisindeyken yazdığını ve neden şiirlerine makam adları koyduğunu kitabının ‘’meraklısına notlar’’ bölümünde şöyle açıklıyor: 

'’12 Mart sonrasının bunalımlı günleriydi, onun için de şiirlerin bütününe hem o bunalımın karamsarlığı hem de o ara günlük bir gerçek hâlinde duyulan ölüm düşüncesi egemen oldu. Türk musikisi makamlarından en çok sevdiklerimin, biraz da ritimlerinden esinlenerek yazılmış şiirlerdir. İçerikleri bir yandan geleneksel şarkı düzeninin rintliğini, bir yandan da çağdaş, -o günler için belki de hatta güncel- sorunların heyecan ve üzüntülerini kapsar...’’ 

Attila İlhan yine bu kitabında o karanlık günleri ve çözümü şöyle tasvir eder: 

“kim bırakmış yalnızlığıma bu hüzzam şarkıyı
kimin bu karanlık kimler sürgülemişler kapıyı
İnsan olan bağlar her koptuğu yerden yaşamayı”

Korkunun Krallığı 

İlk baskısı 1987 yılında yapılan ‘’Korkunun Krallığı’’ (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2004) ise yine Attila İlhan’ın kendi deyimiyle 12 Eylül rejiminin olayları ve çağrıştırdıklarının toplamı ve bileşkesi olan bir şiir kitabıdır.

Bu kitabın tanıtım sayfasında da şöyle yazıyor: 

‘’İnsanlığa has duygulardan; aşktan, özlemden, acıdan, öfkeden şiirler yaptı bize. Yaşadığımız dünyayı değiştirebileceğimizi söyledi mısra mısra. Bu yüzden de korkuttu ‘kral’ları Atilla İlhan... Bu kitapta okuyacağınız şiirler, bu ülkenin kocaman bir ‘Korku Krallığı’na dönüştüğü 12 Eylül döneminde yazılmış ve o dönemin baskıcı, her türlü özgürlüğü yok eden, sindirici, kanatıcı, çürütücü ortamını anlatıyor. Sirenler çalıyor mısralarında; zincir şakırtıları kol geziyor, sokaklardan kan sızıyor, bir insan ağlıyor bazen, bir kadın acıdan sarhoş oluyor.’’ 

Korkunun Krallığı kitabı, şu yedi bölümlerden oluşuyor: “geceleyin sokaklar”, “korkunun krallığı”, “yalnız gezerin notları”, “serbest gazeller”, “incesaz”, “eskiden başka kızlar” ve “o eski adamlar”…

Bu yazımda da esas olarak kitabın ‘’incesaz’’ bölümünü anlatacağım… 

Korkunun Krallığı, İncesaz Bölümü 

Attila İlhan, kitabının ‘’meraklısı için notlar’’ kısmında ‘’İncesaz’’ bölümünü şu şekilde tanıtıyor: “Türk musikisi makamlarından, Divan şiirinin ‘şarkı’ formunda, müseddesler, muhammesler yazmak, epeydir keyifle sürdürdüğüm bir uğraş! Keyfimin iki sebebi var: birincisi, ‘meraklı’ okurların, gerçekte ‘serbest vezinle’ yazılmış bu şiirleri, ‘aruz’la yazılmış zannedip, ciddi ciddi, feilâtün mü yoksa mefâilün mü örgüsüne oturtulduğunu aramaları; ikincisi, ritmin dolayısıyla veznin ve kafiyenin horgörüldüğü günümüzün şiir ortamında, bunların bir şiirin oluşmasında –daha da önemlisi yaşamasında- ne kadar etkili olduğunu göstermesi...’’ 

Kitapta, 12 Eylül rejiminin çağrışımları “incesaz” bölümünde dolaylı bir ifadeyle anlatılıyor. Attila İlhan; bu bölümde şiirlerine klasik Türk musikisi makamlarının isimlerini veriyor: “şehnâz”, “hüzzam”, “acemşiran”, “hisar buselik”, “şetaraban”, “sûz-i dil-ârâ” ve “bestenigâr”... 

Şimdi bu şiirlerden de kısa kısa bölümler vermek istiyorum: 

Şehnâz 

‘’İncesaz”ın ilk şiiri “şehnâz” şiiridir… Şehnaz, Türk musikisinin eski ve çok sevilmiş makamlarından biridir. Farsça bir isim olan ‘’şehnâz’’; ‘’çok nazlı’’ ve ‘’çok güzel’’ anlamındadır. Bu anlama da uygun olarak şehnaz makamı bir feryâdı, bir figânı, bir ağıtı anlatan şarkılarda kullanılır… Bu makamda yazılmış en tanınmış eser, sözleri Bayburtlu Zihni’ye, bestesi Nevres Paşa’ya ait "vardım ki yurdumdan ayak göçürülmüş / yavru gitmiş ıssız kalmış otağı" mısralarıyla başlayan Şehnaz Divan'ıdır. 

Attila İlhan da ‘’şehnâz’’ makamının hakkını vererek şiirini yazar: 

‘’sinsi bir ısrarla uzamaz mı gün günden geceler
karanlık fena bastırır ürkek bir yağmur çiseler
artık ne eski ihtiras kalmış ne iyimser düşünceler
uçurumlara açıldığından gönlündeki pencereler
yoğun kötümserlik bulutları kuşatmış incesazı’’ 

Hüzzam 

Hüzzamın kelime anlamı hüzündür. Hüzzam makamı da hüzün duygularının makamıdır. Attila İlhan bu duyguyu da şiirinde hakkıyla verir: 

‘’beykoz'da bir balkonda alıngan bir ud buldular
ay buluta giriyor yıldızlarla doldu sular
ağaçlar mehtabı dağıtıyorlardı unutuldular
ölmekle sevmek hiç yakınlaşmamışlardı bu kadar
infilâk edebilirler dudak dudağa bir dokunsalar
ay buluta giriyor yıldızlarla doldu sular..’’ 

Acemşirân 

‘’Acemşirân’’ makamı Türk musikisinde dinleyende “yaşam coşkusu” veren bir makamdır… Usta şair bu makamı da şiirine ustaca döker: 

‘’oysa onun sevdiği onda elbette kendi hayalidir
varlığı değildir onun varlığına katılıp ikmalidir
aşkı ölümsüzleştiren gerçekleşmemek ihtimalidir
mutsuzluk dediğin mutluluğun her günkü hâlidir
en yoğun arzuların bilinçaltına intikalidir
cinselliğin makas değiştirmesi ve delilik tuzakları” 

Hisar buselik 

‘’Hisar bûselik’’ makamı ‘’hisar’’ ile ‘’bûselik’’ makamlarının birleşmesinden meydana gelir. Attila İlhan, 12 Eylül sonrasının kendisinde uyandırdığı korkunun ve dehşetin tesellisini hisar buselik makamından bir şarkıda bulur... 

‘’korkuyla geçen ömür görünmez bir deliliktir
mutluluk uzun sürmez mutlaka gündeliktir
ölüme yenik düşen aslında korkuya yeniktir
teselli kulağında kalmış o hisar buseliktir
hani bir zaman lâmbalarımızda yanardı’’ 

Şadârabân 

Aslı ‘’Şadârabân’’dır. Ancak Attila İlhan şirinde “şatârabân” şekliyle geçer… Lirik bir makamdır.  12 Eylül rejiminin umutsuz ve tedirgin havası bu şiirdeki dost meclisine de sirayet eder… Şiirde; çalgıların bittiği, sofraların dağıldığı bir gecenin ardından dost meclisinin akıbetinden endişelenildiği dönemin toplumda yarattığı karanlık his sembolik olarak yansıtılır. 

“…korkuların unutulduğu tumturaklı bir andı
yıldız yıldız uçuşan zilzurna şetârabân’dı
ateşten o karanfil şetârabân’a sultandı
geldiler yerle bir olduk sultanımız gitti” 

Sûzidilârâ 

‘’Sûzidilâra’’; musikiye düşkün Üçüncü Selim’in kendisinin besteleyip Türk Sanat Müziğine hediye ettiği bir makamdır. Sûzidilârâ “ateş saçan aşk” anlamına geliyor… Attila İlhan’da bu makamı şiirinde şöyle dile getiriyor: 

‘’sürün cezvelerde sürün kabarsın esmer kahveler
yakın yakın mumları büyüsün divanhaneler
çekip çekip coşmuştur mestane hanendeler
zil gibi titreşirler / aah / selatin meyhaneler
avare kuyrukluyıldız dillerde suz-i dil-ara’’ 

Bestenigâr 

Bestenigâr, Türk musikisinin en eski makamlarında birisidir. Bestenigâr, Türk musikisinde 15. yüzyıldan beri kullanılır… Nigar, Saba'nın eski adıdır. Beste de makamın dörtlü ile bittiğini işaret eder. Bu oluşumdan dolayı günümüze kadar "Bestenigâr" olarak gelmiştir. Nigâr, Farsça bir kelime olup anlamı;  "güzel yüzlü sevgili"dir. Bu nedenle "sevgiliye yapılan beste" olarak da değerlendirilir. Bu makam ayrıca Istırap, acı, hüzün, elem ve matem duygularını da taşır. 

‘’İncesaz’’ bölümünün bu son şiirinde Attila İlhan; kitabın tamamında görülen ve 12 Eylül döneminin özelliğini taşıyan endişe, korku, ümitsizlik, tedirginlik, hayal kırıklığı ve öfkeden nasıl kurtulacağının cevabını da bu şiirinde kendisi verir: 

“…gurup vakti güneş bulutlardan sıyrılınca
bir tâvus kuyruğudur menevişli kanlıca
hayata anlam veren ölümmüş anlaşılınca
ölümü aşmak için ölesiye yaşanınca
ne korkuya yer kaldı ne öfkeye ne hınca
meçhul bir kıt’a gibi keşfettiler bestenigâr’ı” 

Ve sonuç 

Şiirlerin ne kadar çok şey anlatabildiğini gösteriyor bu kitaplarda yer alan şiirler...
Ve Attila İlhan’ın kendi kültürüyle hemhal olup çağını bir nasıl şiirleriyle yansıttığını…
Ve de günlerin de birbirine ne kadar da çok benzediğini…
Yaşadığımız günlerin de adıdır ‘’Korkunun Krallığı’’…  

ABD’li şair Irwin Allen Gisberg, “Bir ülkenin kötü durumu yüzünden politikacıları suçlayamayız... Suçlu olan şairlerdir... Çünkü politikacıların bir ülkenin durumu hakkında bilinçleri ve kapasiteleri yoktur ama şairlerin vardır” derdi. 

Ve bakın etrafınıza Attila İlhan gibi bir şairimiz, bir aydınımız kaldı mı?
Şimdi yoksa da elbet bugünleri de yazacak şairler de çıkacaktır ortaya…

Korkunun Krallığı kitabında geçen bir başka şiir de şöyle biterdi: 

‘’tavandan yağlı bir su damlıyor
lağım karanlığında farelerin ıslığı
dört zaruret halinde dört duvar
içimiz artık büsbütün deniz
o mavi gezegen ki adına dünya denilmiştir
aslında yedi kat zindan içindeyiz’’ 

Osman AYDOĞAN 

Ve kitaba adını veren şiir: (*) 

Korkunun Krallığı 

geceleri bir ıslık 
penceremin altında birileri 
beni çağırıyorlar 
(yoksa yanılıyor muyum) 
koşup bakıyorum kimseler yok 
sarayburnu'nda sis düdükleri 
mektuplarım kayboluyor posta kutusundan 
birileri çalıyor ama kim 
geçen akşam yağmuru değiştirdiler 
yumuşak başlamıştı tatlı ve ılık 
nasıl olduysa kestiremedim 
az sonra sülfirik asitti gökten yağan 
(cam iplikleri halinde yağıyor 
değdiği yeri eriterek 
duman duman) 

biryerlere gidecek oluyorum 
ardımda birileri 
hayal meyal varla yok arası 
cigaralarını avuçlarında saklamış 
gözlerinde aynalı güneş gözlükleri 
(bilmem yanılıyor muyum) 
daha dün geceyarısı 
telefonda birileri 
fakat konuşmuyorlar 
bir bubi tuzağı sessizliği hüküm sürüyor 
türlü olasılıklarla yüklü 
olağanüstü iri 
bir o kadar da tehditkar 
(bilmem yanılıyor muyum) 
beni dehşete düşürmek istiyorlar 

nasıl oluyor anlamıyorum 
gece yayın bitmiş televizyonu kapamışım 
ekranda ansızın birileri 
kapalı demir bir kapı gibi suratları 
gözleri ateş saçıyorlar 
gözlerinde tarifsiz bir hışım 
bıyıkları zifiri karanlık 
ele geçirebilirlerse beni öldürmek 
besbelli maksatları 
(yanılıyor muyum neyim) 
yanlış bir mıknatıs fırtınası içindeyim 
şişe yeşili şerare atlamaları 
şurup kırmızısı çakıntılar 
sağım solum her tarafım elektrik 
korkuyorum 
korktuğumun bilincindeyim 
birileri 
şalteri indirdi indirecek 
işim bitik 

‘’Korkunun Krallığı’’ kitabında yer alan bir başka şiir: 

Cehennem Kasidesi 

yıldızlar dağıldı yerlerinden
karardı güneş
ne akrep kaldı ne yelkovan
bilinmez hangi zaman içindeyiz
tuzruhu yağıyor bulutlardan
elimiz yüzümüz paramparça
tepeden tırnağa kan içindeyiz

insan yiyen ağaçlar kuşatmış çevremizi
nemli kadife teması yamyam yapraklarının
eflatun ve sarı
leoparlar sürüyor besbelli izimizi
uzaktan sırtlan kahkahaları
zehirli örümcekler sarmaşıklardan
hem aç hem susuz günlerdir uykusuz
çok fena kaybolmuşuz
vahşi bir orman içindeyiz

cehennemde sofra kurmuşuz
bir yanardağ sofrası
alev fıskiyeleri erimiş gümüşten havuzda
elmas sürahilerde yakut şarabı lavlar
ateşten lokmalar avurdumuzda
çatır çutur şimşekler çatılıyor
kıvılcımlı bir yangın kızıllığı
göz gözü görmez bir duman içindeyiz

silahlar doldurulur
şakır şukur
dışarda nöbet devralınıyor
içerde zincirlerin ağırlığı
öfke ve keder
ve inanılmaz pişmanlıklar
tavandan yağlı bir su damlıyor
lağım karanlığında farelerin ıslığı
dört zaruret halinde dört duvar
içimiz artık büsbütün deniz
o mavi gezegen ki adına dünya denilmiştir
aslında yedi kat zindan içindeyiz

* Attila İlhan şiirlerinde noktalama işareti ve büyük harf kullanmadığı için şiirler aslı gibi yazılmıştır…


Yorumlar - Yorum Yaz