• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi20
Bugün Toplam551
Toplam Ziyaret635851

Yeryüzünde yalnız gezen yıldızlar… Gökyüzünde sizin kadar yalnızım (!)…

Yeryüzünde yalnız gezen yıldızlar… Gökyüzünde sizin kadar yalnızım (!)…

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler: Yek, du, se, cihar, penç, şeş. Ancak Farsça ''Yedi'' nedir diye sorsanız bilmezler. Onu da ben söyleyeyim, Farsça yedi: ''heft'' dir. (veya hefte). ‘’Yedi günlük’’ anlamına gelen ''hafta'' ismi de buradan alınmıştır.

Halen Türkçe'de kullandığımız gün isimlerinin kökenleri şu şekildedir: 

Cuma  (Arapça) : Toplama, toplanma 
Cumartesi: Cuma (Arapça) + Ertesi (Türkçe) 
Pazar (Farsça): Ba: Yemek, zar: Yer 
Pazartesi: Pazar (Farsça) + Ertesi (Türkçe) 
Salı (İbrânice) : Üçüncü (Arapça ‘’salisen’’ de üçüncü anlamındadır…)
Çarşamba (Farsça) : Ceharşenbe: Dördüncü gün 
Perşembe (Farsça): Pençşenbe: Beşinci gün 

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de çok farklı kaynaklardır.  Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice; Kasım ayının ise Arapçadır. 

İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyor olmasıdır. 

Ayların isimleri ve kökenleri: 

Ocak (Türkçe): Kışın evlerde ateş yakılan yer. 
Şubat (Süryanice)
Mart (Latince): Maritus (mitolojik isim Mars'tan) 
Nisan (Süryanice) 
Mayıs (Latince): Tanrıça Maria'nın ayı.
Haziran (Süryanice) 
Temmuz (Arapça / Süryanice) 
Ağustos (Latince): Roma İmparatoru Augustus'un adından…
Eylül (Süryanice) 
Ekim (Türkçe): Toprağı ekmekten 
Kasım (Arapça): Bölen 
Aralık (Türkçe): İki zaman dilimi arası.

Ayrıca Anadolu'da eski ay isimleri de şimdi kullandığımızdan daha farklı idi:

Zemheri: Ocak
Gücük: Şubat
Mart: Mart
Abrul: Nisan
Mayıs: Mayıs
Kiraz: Haziran
Orak: Temmuz
Ağustos: Ağustos
İlkgüz: Eylül
Ortagüz: Ekim
Songüz: Kasım
Karakış: Aralık

Ayrıca mevsimler de farklı adlandırılırdı:

Bahar: Mart (22 Mart - 5 Mayıs) 
Hıdırellez: 5 Mayıs - 21 Haziran 
Yaz: Gündönümü (22 Haziran - 13 Ağustos) / Ağustos (14 Ağustos - 21 Eylül) 
Güz: Güz (22 Eylül - 5 Kasım) / Kasım (6 Kasım - 21 Aralık) 
Kış: Zemheri (22 Aralık - 31 Ocak) / Karakış (1 Şubat - 21 Mart)

Kış mevsimi ayrıca Erbain ve Hamsin diye de ikiye ayrılır. Erbain, 22 Aralık’tan 30 Ocak’a kadarki 40 günlük kış dönemine verilen isimdir. Erbain’den sonra 31 Ocak’ta başlayan Hamsin ise 21 Mart’a kadar devam eder.

Hamsin’de havalar yumuşamaya başlayınca cemreler düşer. Cemre sıcaklık anlamına gelen bir kelimedir.  

Kış Gündönümü’nde güneş ışıkları Oğlak Dönencesi’ne dik gelir. Kuzey Yarıküre’de günler uzamaya, Güney Yarıküre’de kısalmaya başlar. Bu tarih, Kuzey Yarıküre’de kışın, Güney Yarıküre’de yazın başlangıcı sayılır.

Ard-arda kaç zemheri geçerdi... Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu... Dışarda gürül-gürül akan bir dünya... Bir ben uyumazdım, bir ben... Kaç leylim bahar...

''Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya... 
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana 
Bir bu yana...''

Böyle derdi Ahmet Arif hasretinden prangalar eskitirken:

''Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...''

Güz üşütürdü, Kasım, Kış, Zemheri, Karakış üşütürdü... Hatta Bahar, Hıdrellez, Gündönümü, Ağustos da üşütürdü... Yokluğun, cehennemin öbür adıydı, üşüyordum, kapama gözlerini...

Şiirlerde kaldı artık bu eski aylar...

Hani uzun süredir şiirleri yazıyorum ya… Değerli bir arkadaşım ‘’ülkemde dertler, şehitler, fakirlik, hastalık değil de sanat, edebiyat ve şiir konuşulsa herkes mutlu olsa Osman Bey’’ diye nazik bir eleştiride bulunmuş… Yani ‘’ülkede bütün sıkıntılar bitti de sıra şiire mi geldi?’’ der gibi…

Son yıllarda artık üzerinde konuşulacak hiçbir şey kalmadığını düşünüyorum...

Arkadaşımın bahsettiği şehitler önce ''kelle'' oldu, şimdi ranta, ihaleye tevil edildi… Fakirlik, hastalık unutuldu… Millet İslam’ı unuttu, ateist, deist oldu… Dizilerden millet geçmişini öğrenir oldu, tarih unutuldu… Demokrasi unutuldu… Hukuk unutuldu… Adalet unutuldu… Namus, şeref, haysiyet unutuldu… Rüşvetten istifa eden bakanlar unutuldu, 700 bin dolarlık rüşvet saatleri unutuldu... Zarraf unutuldu Zarraf... Dostluklar unutuldu, ahde vefa unutuldu… Yeşil, çevre, sağlık unutuldu… İnsanlar, çocuklar unutuldu… Habur unutuldu, Oslo unutuldu, Dolmabahçe unutuldu… Çözüm süreci diye teröristlerin şehirlere, kırsala mühimmat ve silah yığmalarına bilerek göz yumanlar, teröristlerle kol kola fotoğraf verenler unutuldu… Türkiye’nin altını oyanlara ‘’Hoca efendi’’ diyenler, gidip de tee Amerika’da salya sümük bir teröristin elini eteğini öpenler unutuldu… Hür ve adil seçimler unutuldu… Milli ve yerli ne varsa satıldı sadece milli ve yerli ağızlarda sakız olarak kaldıysa da o sakızlar da yabancı oldu...

İnsan olarak yapmamız gerekenler unutuldu… Sıra, saygı, sevgi unutuldu… Kadir, kıymet, emek, değer unutuldu… Tamahkâr olduk, şükran duygusu unutuldu…

Vahşi kapitalizmin kollarına atıldık, sosyal devlet unutuldu… Metafiziğin dipsiz kuyularına daldık, bilim unutuldu… Türkiye’de Türkçe unutuldu… Bu Cumhuriyetin nasıl kurulduğu unutuldu, kurucusu, ilkeleri, devrimleri unutuldu… Ulusal egemenlik, bağımsızlık, onur, gurur unutuldu… Tarım ülkesi ülkemizde insanlarımızı beslemek unutuldu… Tarım, hayvancılık, üretim unutuldu. Yüreğimizi yakan, yavrularımızı kıran, evlerimizi yıkan depremler unutuldu…

Zonguldak’taki, Armutçuk’daki, Kozlu’daki, Yeni Çeltek’teki, Gelik’teki, Sorgun’daki, Karadon’daki, Soma'daki, Ermenek'teki özele peşkeş çekilen karaelmas şehitleri unutuldu… Bir bedavaya peşkeş çekilen torba yüzünden karaelmasın nasıl çıkarıldığı unutuldu…

Devlet geleneği, askerî gelenekler unutuldu... Milli ananeler unutuldu... 56 şehit verilen yere askere moral diye, davulla, zurnayla, dümbelekle, geçmişinde askere ve bayrağa hakaretler yağdıran soytarılarla, sütyensiz kadınlarla  gidildi... 

Avusturyalı filozof Ludwig Josef Johann Wittgenstein’ın yayınlanmış tek bir eseri vardı: ‘’Tractatus’’ (YKY Yayınları, 1996) Kitabın bütün anlamı, şuna benzer bir sözde toplanabilirdi: ‘’Üzerine konuşulmayan konusunda da susmalı.’’ (Wovon man nicht reden kann, darüber muss man schweigen.) Zaten kitap da bu sözlerle biterdi: ''Üzerine konuşulmayan konusunda da susmalı.''

Üzerinde konuşulacak hiçbir şey kalmamıştır artık… Zaman susma zamanıdır… Bana da kala kala şiirler kalmıştır (Zaten Ülkü Tamer de gitti), edebiyat kalmıştır… Yukarıda da anlattığım gibi mevsimler, günler, aylar, haftalar kalmıştır…

Bir de bana güftesi Hikmet Münir Ebcioğlu’na, bestesi Teoman Alpay’a ait olan Nihavend makamında bir şarkı kalmıştır:

‘’Yeryüzünde yalnız gezen yıldızlar… Gökyüzünde sizin kadar yalnızım (!)…’’

Kış mevsimi Erbain ve Hamsin diye de ikiye ayrılır. Hamsin’de havalar yumuşamaya başlayınca cemreler düşer. Cemre sıcaklık anlamına gelen bir kelimedir.  Kış Gündönümü’nde güneş ışıkları Oğlak Dönencesi’ne dik gelir. Kuzey Yarıküre’de günler uzamaya, Güney Yarıküre’de kısalmaya başlar. Bu tarih, Kuzey Yarıküre’de kışın, Güney Yarıküre’de yazın başlangıcı sayılır!

Osman AYDOĞAN

Zeki Müren'in sesinden bahsi geçen şarkı:
https://www.youtube.com/watch?v=a-jabSjyGPU

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz