• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam195
Toplam Ziyaret738324

Çığlık…

Çığlık…

03 Mart 2020

‘’İki arkadaşımla yürüyordum
Güneş batıyordu
Melankolinin nefesini hissettim
Birden gökyüzü kan kırmızısına döndü
Durdum ve korkuluğa yaslandım
Ölümüne yorgundum
Alev almış bulutlara bakıyordum
Kan ve bıcak gibi, derin mavi fiyort ve şehrin üzerinde asılı
Arkadaşlarım yürümeye devam etti
Endişeden tir tir titreyerek orada durdum
Evrenden gelen muazzam ve sonsuz çığlığı duydum.’’

Edvard Munch

''Çığlık'' veya orijinal ismiyle ''Skrik'', Norveçli ressam Edvard Munch’un 1893 tarihli bir tablosudur. Sanat Tarihi'nde orijinal adı ''Boğuntu'’dur. Birçok eleştirmene göre bu tablo, Munch'un en önemli çalışması olup Leonardo da Vinci’nin ‘’Mona Lisa’’sının ardından sanat tarihinin ikinci en ünlü eseri kabul edilir…

Aslında Edvard Munch’un yaptığı dört tane ‘’Çığlık’’ tablosu vardır. 1893’te yaptığı bu tablo yağlı boya ilk versiyonudur. Bu tablo Oslo’daki Ulusal Galeri’de, Munch’un aynı tarihte yaptığı pastel versiyonu ile 1910’daki diğer yağlı boya versiyonları yine Oslo’da Munch Müzesi’nde sergilenmektedir.

Munch ayrıca 1895’te yaptığı aynı isimde bir başka pastel tablo daha vardır. Bu tablo özel şahıs elinde bulunan tek pastel tablodur... Bu tablo 2012’de ABD’de 120 milyon Dolara satılarak en pahalı sanat eseri unvanını alır…

Resim orijinali 84 cm x 66 cm boyutlarındadır. Resimde ön planda ıstırap çeker gibi görünen bir figür, arka planda ise Ekeberg tepesinden Oslofjord'un görünümü yer alır; Oslofjord göğü kan kırmızısı rengindedir.

Yukarıdaki dizelerde Edvard Munch tabloyu nasıl yaptığını anlatır: Ressam günlüğünde anlattığına göre iki arkadaşıyla yürümektedir, bu sırada ise güneş batmaktadır ve kan kırmızısı rengindedir. Ressam kendini yorgun hissetmiş ve trabzanlara yaslanmıştır. İki arkadaşı ise yürümeye devam etmiştir. Ressam bu sırada ‘’doğanın çığlığını’’ hissettiğini günlüğünde dile getirir. Gerçekten de resmin Almanca orijinal adı bu durumu yansıtmaktadır: “Der Schrei der Natur” (Doğanın Çığlığı) Bu isim tablonun ilk ismidir... Ressam bu resmi yaparken hastadır ve bu yorgunluğunun oradan geldiği düşünülür. Çığlık tablosunun kahramanının, ressamın kendi portresi olduğu söylenir…

Munch, bu tabloyu çizgisiyle, duygusuyla var olan tüm korkuların bir temsili adına yapar… Munch’un bu ekspresyonist tablosu sadece görsel değildir, sadece göze hitap etmez, bir çaresizliğin feryadı olarak ruhunuzda fırtınalar koparır, çığlıklar attırır, kimseler duymaz feryadınızı, çığlık çığlığa sanki bu evrende yapayalnızsınız duygusunu verir. Bu haliyle Munch’un ‘’Çığlık’’ tablosu bir çaresizliğin feryadıdır; ağzı bir karış açık, kendi çığlığını duymamak için kulaklarını kapamış, kolu kanadı kırık bir çaresizliğin, sadece bu dünyada değil, sanki tüm bu evrende bir tek başınalığın ve çaresizliğin feryadıdır...

Munch’un tablosundaki ön planda ıstırap çeker gibi görünen figür sanki biziz ve figürün çığlığı sanki bizlerin çığlığıdır…

Bu ekonomik girdapta aşsız, işsiz kalanların çığlığıdır...

Suriye köylerinde, Libya çöllerinde harcanan Anadolu evladının çığlığıdır…

Ülke sorumlularının esprilerden, gülücüklerden, tebessümlerden, alkışlardan salonları çın çın çınlattığı esnada evlatlarını kara toprağa verirken feryatları arşı alayı saran anaların, babaların, bacıların, evlatların çığlığıdır…

Gel deyip kapıları sonuna kadar açıp, sonra da küffarla pazarlık için bir çuval moloz gibi sınır kapılarına bırakılan, Akdeniz’in, Ege’nin dalgalarının, Yunan’ın, Bulgar’ın insafına terk edilen Suriyeli anaların, babaların, bebelerin çığlığıdır…

Depremlerde çürük binaların, denetimsiz maden ocaklarının altında canlı canlı kara toprağa gömülen insanların, çocuklarının, ana babaların çığlığıdır...

Denetimsiz, güvenliksiz yurtlarda cayır cayır, diri diri yanan kızlarımızın, yavrularımızın, analarının, babalarının çığlığıdır...

Tecavüzcüsü ile evlendirilmek istenen kızlarımızın, şiddet gören, ihmal edilen, katledilen kadınlarımızın çığlığıdır…

Kesilen ağaçların, işkence gören hayvanların, kurutulan derelerin, kirletilen havanın, denizin, suyun çığlığıdır…

Hodbinliğe, kabalığa, bilgisizliğe, görgüsüzlüğe, kurnazlığa, ilgisizliğe, vefasızlığa ve sevgisizliğe karşı çaresiz kalan bir naifliğin, bir zarafetin, bir inceliğin çığlığıdır...

Sanırsınız ki tablodaki arka planda görülen kara dumanlar; insanlarımızın kara bahtıdır, bir yangın yerine dönen ocaklardan çıkan kara dumanlardır, ''Aydın!'' karanlığında alev alev yanan ülkemden semalara, arşı alaya yükselen kara dumanlardır...

Şair Orhan Veli ‘’Sabaha Kadar’’ isimli şiirinde şöyle derdi:

‘’Şeytan diyor ki: ‘Aç pencereyi;
Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar.’ ‘’

Şiirdeki gibi pencereyi açıp içimizden sabahlara kadar çaresizce, umutsuzca ama sessizce çığlık çığlığa çırpınasımız, bir feryat, bir figan halinde bağır, bağır, bağır, bağırasımız geliyor... 

Ve bu çaresizliği resmedecek, tarihe bir kanıt olarak sunacak Edvard Munch gibi sanatçılarımız da yoktur…

Osman AYDOĞAN

Edvard Munch, ''Çığlık'' veya orijinal ismiyle ''Skrik'':


Yorumlar - Yorum Yaz