• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam498
Toplam Ziyaret578487

Necip Fazıl Üzerinden Bir Sitem

Necip Fazıl Üzerinden Bir Sitem

Geçenlerde sizlerle paylaştığım Necip Fazıl’ın ‘’Kaldırımlar’’ şiiri üzerine kimi özelden, kimi genelden usul usul, medenice bazı itirazlar oldu… Bazı mukayeseler oldu… Bu nedenle bu yazıyı yazma, bir cevap verme ihtiyacını hissettim…

Kızlarım ilkokula Almanya’da başladılar… Tabii merakımdan ders kitaplarını da inceliyorum… Daha ilkokul 1. Sınıf ders kitabı ve karşımda Bertolt Brecht’in şiiri. Bizim komünist diye bellediğimiz Bertolt Brecht’in şiiri… Dünyanın en kapitalist ülkesinin çocuklarına bir komünistin şiirlerini öğretiyorlar… Öğrettiklerine bakın! Komünist diye şairlerini dışlamıyorlar. Oscar Wilde de İngiliz edebiyatının en önemli simalarındandır. Ancak kimse Oscar Wilde eşcinsel diye dışlamıyor.

Özgürlük önyargılardan kurtulmaktır diye bilirim… Edebiyatın ve sanatın ideolojisi olmaz diye bilirim… Bu nedenle de sizlerle şiirler paylaşırken kimi zaman Nazım’dan, kimi zaman Âkif’ten, kimi zaman Cemal Süreyya’dan, Can Yücel’den, kimi zaman Sezai Kararakoç’tan, Abdurrahim Karakoç’tan, Arif Nihat Asya’dan alıntılar yaparım… En azından görüyorsunuz, okuyorsunuz… Çünkü bu coğrafya bizim, bu toprak bizim, bu ürünler, bu mahsul bizim, bu edebiyat, bu şiirler bizim, bu şarkılar, bu türküler bizim… Nazım’ın söylediği gibi; ‘’Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.’’ Bu memleket, bu şairler bizim… Bu kader bizim, bu cennet, bu cehennem bizim… Nazım ne kadar bizim büyük bir şairimizse Necip Fazıl da o kadar bizim büyük bir şairimizdir.

Ahmet Arif’in bir şiiri vardı:

‘’Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun?’’

Biz Anadoluysak, bunlar da bizim!

Konu Necip Fazıl’ın ‘’Kaldırımlar’’ şiirinden açılmıştı… Gerçekten şaheser bir şiir… Sadece ‘’Kaldırımlar’’ değil güzel olan Necip Fazıl şiiri… Bir ‘’Sakarya’’yı hangimiz bilmeyiz… Bir ‘’Sayıklama’’yı hangimiz sevmeyiz.. (ki ezberimdedir..)

Ancaaaakkk…

Necip Fazıl'ın şiirlerindeki metafizik kaygı İslami inanca dönüştükten sonra kuşkusuz reddettiği şiirleri de var… Müstehcenliğin ötesinde erotik şiirler… Mesela bunlardan birisi: ‘’Kadın Bacakları’’ isimli şiiridir:

Kadın Bacakları

Her ayağın bastığı yerde sanki kalbim var,
kalbim ki vahşi bir zevk alır ezilişinden.
ömrümün geçtiği yolda bana sorsalar,
gidiyorum bir kadın bacağının peşinden.

Bir kadının içinden ağlayışı, gülüşü,
gözlerinden ziyade bacaklarına yakın,
bir lisandır onların duruşu, bükülüşü,
kadınlar! Onlar varken konuşmayınız sakın.

İnce sütunlardaki ilahi güzelliğe
bacakların ruhudur şekil veren diyorum
bacakları bir kalın örtüde saklı diye
mermerde kalbi çarpan Venüs’ü sevmiyorum.

Boynuma doladığın güzel putu görseler
insanlar öğrenirdi neye tapacağını.
kör olsam da açılır gözüm, ona sürseler
İsa’nın eli diye, bir kadın bacağını.

Necip Fazıl bu şiiri (Kadın Bacakları) 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden Charles Baudelaire’nin "Öğlen Sonrası Şarkısı" isimli şiirinden etkilenilerek yazıldığı söylenir…

Şiirde geçen ‘’mermerde kalbi çarpan Venüs’’ ile antik Yunan heykellerinden Milo Venüs’ü anlatılır. Zira belden yukarısı çıplak olan bu heykelin bacakları tam da şiirde belirtildiği gibi kalın bir mermer örtüde saklıdır.

Yine şiirde geçen ‘’İsa'nın eli’’ ise Yeni Ahit'in Yuhanna kitabının dokuzuncu babında anlatılan bir İsa mucizesinden alınır. Bu mucizeye göre İsa’nın eli bir kör adamın gözlerini açıyormuş.

Yine Necip Fazıl’ın reddettiği bir başka şiiri: ‘’Hayal’’

Hayal

Bu akşam bir ateş duyup etimde
Kadın, kadın diye içimi oydum.
Ruhuma bir serin yer istedim de
Alnımı mermerin üstüne koydum.

Birden karanlıklar sökülüverdi
Odama bir hayal dökülüverdi,
Karşımda gerindi bükülüverdi,
Onu gözlerimle çırılçıplak soydum.

Artık ben ne günah olsa işlerim,
Yumuşacık yastığa geçti dişlerim,
Bir ân kadar sürdü can verişlerim,
Ey kadın, bu akşam sana da doydum.

Necip Fazıl’ın bir vasiyeti olduğu söylenir. Bu vasiyetine göre Necip Fazıl ‘’insanlar Müslümanlığımdan önceki ‘sakıncalı’ şiirlerimi sırf merak sevkiyle de olsa okumasın’’ diyormuş… Bu nedenledir ki bazı çevreler Necip Fazıl’ın yukarıda verdiğim şiirlerini görmezden gelirler.

Sanatçının edebi yönü ayrıdır, kişiliği ayrıdır. Bir önceki yazımda kısaca değinmiştim: Necip Fazıl Maarif Vekâleti tarafından yapılan sınav sonucunda Paris'te Sorbonne Üniversitesi'ne eğitime gönderilir. Genç Necip Fazıl orada kendisini bohem hayatına kaptırır ve tüm parasını harcar. Ama nedenini de yazmamıştım neden parasını harcar diye… Kumarda kaybeder… Devletin okusun diye verdiği eğitim parasını kumarda kaybeder. Kindar, dindar ve inançlı bir gençlik için örnek olarak sundukları şair işte böyle…

Yine ancaaaak…

Sadece Necip Fazıl mıdır böyle zaafları olan? Hemen hemen her sanatçının vardır değişik zaafları… Daha yeni yorumsuz vermiştim Nazım Hikmet’i… Çankırı’da, Bursa’da hapishanede yatar, Hatçe’siyle mektuplaşır, sırılsıklam da âşıktır, hapisten çıkar Münevver’ine koşar, Rusya’ya gider Vera’sına sarılır… Mehmet Rauf’u da yazmıştım yorumsuz… Kadından kadına koşar diye… Daha yeni Kafka’yı yazmıştım... Kendisi nişanlı, Milena evliyken tapar Milena’sına… Bu liste uzayabilir… Bu nedenle bana ait şu yargıyı bu yazılarımda çok sık kullanırım: ‘’Bu durum aşkın soyluluğunu ve soysuzluğunu yansıtır’’ diye…

Bir de Nazım’ı hapislerde (1939- 1950) çürüten de genç Türkiye Cumhuriyetidir, CHP iktidarıdır…

Bir bilgiyi de sizlerle paylaşmak istiyorum… Üzerlerinde kutuplaştığımız, kavga ettiğimiz Nazım Hikmet ve Necip Fazıl Bahriye’den (Deniz Harp Okulu) sınıf arkadaşıdırlar… Aralarında çok da iyi arkadaşlık ve dostluk ilişkisi vardır… Komünist diye bildiğimiz Çetin Altan ile dinci diye bildiğimiz Necip Fazıl çok yakın dostturlar… Necip Fazıl yazılarında Çetin Altan’a atar, tutar, söver, sonra gelir Çetin Altan’a gülerek ‘’sen bunları ciddiye alma’’ diye sarılır. Açın okuyun Çetin Altan’ın anılarını görürsünüz… Bizler de bunların üzerinden kutuplaşır, kavga ederiz…

Bu nedenle sanatçının sanatı ayrıdır, kişiliği ayrıdır… Beni ilgilendiren de sanatçının sanatıdır… Beni eleştirebilirsiniz ele aldığım şiirler, edebi metinler üzerinden… ‘’Ne kadar da banal ve zevksiz olduğumu’’ söyleyebilirsiniz… Bu eleştirilerinize hak da veririm, teşekkür de ederim… Ancak neden bu şairin şiirine yer veriyorsun, neden bu yazarın kitabını ele alıyorsun diye eleştirirseniz inanın en basit ifadeyle bana haksızlık yapmış olursunuz…

Toplum olarak en büyük yanlışımız; önyargı ve duygularımızın bizi besliyor oluşudur, araştırma, analiz etme, mukayese ve muhakeme etme ve neticede ‘’anlama’’ gibi zihni melekelerimizin engellenmiş oluşudur, hamasetten bilgi seviyesine gelememiş oluşumuzdur, rasyonel, metodik ve analitik düşünce eksikliğimizin oluşudur.

Bu yanlışlarımız ve eksikliklerimiz bir değirmenin taşları gibi arasına alıp öğütüyor bizi… Ne yazık ki farkında değiliz…

Nazım’ın söylediği gibi; ‘’Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.’’ Bu memleket, bu şairler bizim… Bu kader bizim, bu cennet, bu cehennem bizim…

Biz sahip çıkmazsak bilin ki pusuda bekleyen akbabalar gelip elimizden alacaklar…

Osman AYDOĞAN

Yorumlar - Yorum Yaz