• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam923
Toplam Ziyaret888217

Askerî Yazılar

Askerî Yazılar

12 Ekim 2020

Fransızların 1743 ve 1790 yılları arasında yaşamış çok özel geçmişi olan bir generalleri var: General Jacques De Guibert

General Guibert, Avrupa'nın güçlü devletleri arasında, 1756-1763 yılları arası yaşanan bir dizi askerî çatışma olan Yedi Yıl Savaşları'nın pek çok askerî seferine katılır, 1785'te askerî akademide hocalık yapar ve bundan üç yıl sonra da mareşal olur. Şöhretini savaşlardaki başarılarından çok, bir kuramcı olarak yapar…

General Guibert, kendisinden önceki dönem ve yaşadığı yüzyılın savaşlarını çok iyi irdeleyerek bunlardan pratik sonuçlar çıkarır. Öngörüleri ve önerileri başta II. Federic ve Napoléon Bonaparte olmak üzere birçok komutanı derinden etkiler, yaptığı analizlerin sentezini de XIX. Yüzyılda Clausewitz oluşturur…

Sonrasında Clausewitz'in sentezi daha ön plana çıkınca, Guibert'in popülaritesi azalır ancak etkileri yurttaş - asker / modern ordu / profesyonel ordu kavramlarının fikir babası olarak Guibert'in etkisi günümüze kadar gelir…

İşte bu Fransız General Jacques De Guibert’in ‘’Askerî Yazılar 1772 – 1790’’ isimli güzel bir eseri var. (Askerî Yazılar 1772 – 1790, Anahtar Yayınları, İstanbul 2005)

Askerî Yazılar

Adı üstünde ‘’askerî yazılar’’, dolayısı ile kitap askerî konulardan, savaş sanatından bahsediyor.

Ancak bu kitabın ilginç bir özelliği var: Bu kitabında Guibert, savaş sanatını anlatırken arka planda devrim öncesi Fransa’yı ve bu dönemdeki Fransız politikacılarını, Fransız halkını ve Fransız Ordusunun gözden düşmesini ve aşağılanmasını anlatır.

İşte bu noktada da ilginç bir benzerlik var:

Ortada 1789 öncesi Fransa ile günümüz Türkiye’si arasında paralellik kuracak nesnel veriler de olmamasına rağmen Guibert’in kitabında anlatılan devrim öncesi Fransa ile günümüz Türkiye’sinin özellikle ordunun aşağılanması, gözden düşmesi arasında büyük benzerlikler bulunur. 1789 öncesi Fransa ile olan bu benzerlikler 1960 öncesi Türkiye ve 1919 öncesi Osmanlı ile de vardır. Tıpkı günümüzde de olduğu gibi…

Ancak bu tarihler öncesi olan benzerliklerin aynı zamanda bu tarihler sonrası da benzerlikleri olacağı anlamında değildir tabii ki.

1919 öncesi Osmanlı Ordusu Balkan Bozgununu yaşar, Trablusgarp’ta savaşır, Birinci Dünya Harbinde Kafkasya’dan Galiçya’ya, Basra’dan Mısır’a kadar olan cephelerde kahramanca savaşmasına rağmen kapasitesinin üstündeki bir hırsın kurbanı olarak Anadolu evladı bu cephelerde harcanarak mağlup ilan edilir, bu cephelerden döndüğünde askerlerinin, subaylarının yüzüne kimsecikler bakmaz, hatta bu askerler aşağılanır, hatta hatta yaralılar, gaziler bile ortada bırakılır….

Ordunun benzer bir aşağılanma süreci 1960 öncesinde de yaşanır. Örnek çoktur ama bir örnekle yetineyim: O zamanki Başbakan Adnan Menderes,1957 yılında, yüksek rütbeli subaylara şu sözleri söyler: “Sizin şövalye burunlarınızı kıracağım. Ben orduyu yedek subaylarla da idare ederim.”

Günümüzde de Türkiye Cumhuriyeti Ordusu; Balyoz, Ergenekon, Amirallere Suikast, Causluk vb. kumpas davaları ile yıllarca ‘’darbeci’’ diye aşağılanarak şerefi ile oynanır… Pırıl pırıl, gelecek vaat eden subayları ve generalleri harcanır… Bu generallerin ve bu subayların kadroları salya sümük FETÖ denen bir teröristin eline verilir… 15 Temmuz 2016 günü yine bu FETÖ denen teröristin sözde asker müritleriyle silah arkadaşlarına silah doğrultarak kendi milletine bombalar yağdırır… Sonrasında da bu olay da bahane edilerek okulları, akademileri, hastaneleri elinden alınır, komuta yapısı dağıtılarak ordunun genetiği bozulur…

Egenekon ve Balyoz kumpas davalarıyla TSK'ya kumpaslar kurulduğu dönemde 4 Temmuz 2008 tarihinde, FETÖ’ya her daim salya sümük övgüler düzen, ABD’ye her gittiğinde FETÖ’ye arzı endam eden iktidarın has adamı üst düzey bir siyasetçi de TV'lerde Egenekon ve Balyoz kumpas davalarıyla savunarak; “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diye demeçler verir. Bununla da yetinmez aynı siyasetçi 11 Mart 2009 tarihinde Van’da yaptığı bir konuşmada da TSK’yı kastederek; ‘’Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş. Yoksa bunların savaşacak halleri yok. Askerlikten başka her şeyi yapmışlar’’ diye orduyu aşağılar. O zat ki FETÖ’ye övgüler düzerken, teee ABD’ye kadar gidip FETÖ’ye arzı endam ederken  "İyi ki savaşmamışız" dediği ordunun 12 generali, aynı anda geceleri Kuzey Irak dağlarında savaşıyordu… Yine bu sözlerden önce Şırnak Bestler - Dereler'de yerel adı Mergümer Tepe olan Uğur Tepe'de bir tümgeneral komutasında beş tuğgeneral 05 Mayıs 2007 tarihinden itibaren elde silah birlikleriyle beraber günlerce uykusuz operasyon yönetiyordu...

Günümüzde de her 15 Temmuz yıldönümünde hazırlanıp her tarafa asılan afişlerde Türk Ordusu salya sümük, pejmürde Patagonya ordusu gibi acziyet içerisinde resmedilir…

Bu liste uzar gider. Burada keseyim istiyorum... Maksadım Fransız General Jacques De Guibert’in kitabında anlattığı Fransız Devrimi öncesi Fransa’daki ordunun aşağılanmasıyla günümüzdeki Türk ordusunun aşağılanması arasındaki benzerlikleri ortaya koymak.

Ancak yukarıda da yazdığım gibi tekrarlayacak olursam; bu tarihler öncesi olan benzerliklerin aynı zamanda bu tarihler sonrası da benzerlikleri olacağı anlamına gelmediğini belirtmek isterim…

Bir taraftan ordu böylesine aşağılanırken aynı zamanda ülke doğasını, gücünü ve kapasitesini aşan politikalarla ülke Ortadoğu’ya bulaştırılır, maksadı, süresi ve siyasi hedefi belirsiz olarak Suriye’ye askerî harekâta girişilir, aynı şekilde Libya’ya askerî yönden taraf olunur…

Etrafımızdaki ateş çemberinin giderek daraldığı, ülkenin dünyada ve bölgede giderek yalnızlaştığı ve bunlardan dolayı iç barışa ve güçlü bir orduya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacağımız bu günlerde, akademik ve askerî dehası şüphesiz tartışılmaz olan General Jacques De Guibert’in bahsettiğim kitabında geçen şu müthiş tespitinin önemini vurgulamak istiyorum:

‘’Ulusların kendi güç ve doğalarıyla tamamen çelişen güvenlik kurgulamaları, askerlik mesleğinin kentli kesimin en yoksul kesimine bırakılması, bayraklarının altında şerefle yürüyüşlerini sürdüren askerlerin aşağılanmaları ve mutsuzlukları, yurtseverlik ve erdem duygularının kalmayışı bir ülkenin bekâsını olumsuz etki eden hayati derecedeki faktörlerdir.’’

Gerisi, etrafımızdaki gelişmeleri okuyabilecek ve General Jacques De Guibert’in bu tespitini anlayabilecek siyasilere kalmıştır… Her ne kadar yakılan kâfir Giordano Bruno ''anlamak zordur'' dese de...

Gerçek ‘’Bekâ’’ tehdidi ise işte burada yatmaktadır. Çünkü tarihin çöplüğü, kendi ordusunu aşağılarken hırsları ülke kapasitelerinin çok çok üstünde olan liderlerin kendileri ile beraber ülkelerini de harcadıklarının örnekleriyle doludur.

Arz ederim!...

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz