• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi31
Bugün Toplam531
Toplam Ziyaret635831

Kötülük

Kötülük

08 Haziran 2018

Abbasi Devleti’nin en güçlü ve en bilinen halifesi olan Harun Reşid’in dönemine ait çok hikâye vardır. Bunlardan Behlül Dânâ’yı ve Bermekîleri bu sayfada kısa bir süre önce sizlere anlatmıştım…

Bugünkü hikâyem de Harun Reşid'in oğlu Halife El Memûn ile ilgili...

Bağdat Halifesi El Memûn atlara çok meraklıydı. Büyük bir hara kurmuş, değerli atlar yetiştiriyor, başkalarının yetiştirdiği atları da alıyordu. Bir gün çok güzel bir Arap atı getirdiler, El Memûn atı görür görmez hayran kaldı, oldukça yüklü bir para verip satın aldı. Artık hep bu ata biniyordu.

At o kadar güzel ve alımlıydı ki, bütün Bağdat atı izliyor, konuşuyordu. Bağdat'ın varlıklı ve etkili kişilerinden biri olan Ömer de at seviyordu ve El Memûn'un atına tam anlamıyla kafayı takmıştı. Önce gitti, ödediği paranın iki katını önerdi, ama ret cevabı aldı. Üç katını önerdi, El Memûn'un cevabı yine "hayır" oldu. Atını seviyordu ve satmayı kesinlikle düşünmüyordu. Ömer ise bu atı ele geçirmekten başka bir şey düşünmüyordu.

Bir gün halifenin tek başına şehir dışına çıkacağını öğrendi Ömer. Bir plan yaptı. Halife şehir dışında atının üzerinde keyifle ilerlerken yolun kenarında eski püskü giysiler içinde, yüzü sarılı, hasta gibi kıvrılmış bir dilenci gördü.

El Memûn iyi biriydi, aslında Ömer'den başkası olmayan dilenciyi o halde görünce üzüldü, atından indi, yanına gitti. "Haydi, gel" dedi, "Yakında bir saray var, seni oraya götüreyim, yedirsinler, içirsinler, derdine baksınlar..." Dilenci titrek bir sesle "Sağolun efendim, ama günlerden beri ağzıma bir şey koymadım, yürüyecek takatim yok" diye cevap verdi. Bunun üzerine halife dilencinin koluna girdi, onu kaldırdı ve atının üzerine oturttu. Titrek dilenci oturur oturmaz dirildi, dikildi ve atı mahmuzlayıp koşturmaya başladı.

El Memûn o anda dilencinin atını almak için uğraşan Ömer olduğunu anladı ve arkasından koşarak durması için bağırmaya başladı. Ömer bir süre daha atı koşturduktan sonra arkasından koşmaya devam eden El Memûn'un "Dur, sadece bir şey söylemek istiyorum" diye bağırdığını duydu. Merak etti ve uygun bir mesafede atı durdurdu.

El Memûn önce biraz soluklandı sonra konuşmaya başladı: "Atımı çaldın, şu anda seni durduramam, elimden bir şey gelmez. Ama senden önemli bir şey istiyorum. Atım sende kalsın ve istediğimi yaparsan geri almak için de herhangi bir şey yapmayacağım." "Nedir isteğin?" diye sordu Ömer.

"Atımı nasıl, hangi kurnazlıkla ele geçirdiğini sakın kimseye anlatma, bu olay ikimizin arasında sır olarak kalsın." diye cevap verdi El Memûn. Ömer şaşırdı, "Neden?" diye sordu. ‘’ İtibarının sarsılmasında mı korkoyursun?’’ "Hayır’’ dedi El Memûn ve anlattı: ‘’Ondan korkmuyorum. Sen bu olayı anlatırsan bu olayı bütün Bağdat, hatta çevre şehirlerdekiler bile duyar. Başkaları da seninle aynı kurnazlığı yapmaya kalkar. Ama asıl kötülük yol kenarında bekleyen hasta ve fakir insanlara olur. Korkum şu ki; bu olayı duyanlardan hiçbiri artık yol kenarında bekleyen aç ve hasta insanlara yardım etmek için durmaz. Hatta benim başıma gelen onların da başına gelmesin diye hızlanıp, geçer giderler..." 

Hikâye bu kadar... Gelelim bu kıssadan (hikâyeden) çıkarılacak hisselere!

Günümüzde Ebu Süfyan’ın, Muaviye’nin, Yezid’in, Haccac bin Yusuf’un, Kutaybe bin Müslim’in yolunda giderek; Hüda'yı, Settar'ı, Rezzak'ı dilde sakız, gönülde nâkıs edenler; yüce dinimizi siyasetlerine alet edenler; Hak'kı, hakkı, hukuku ve adalati katlederek İslamın ahlâk boyutunu unutup İslamı sadece ibadet boyutuna indirgeyenler ve o ibadetleri de gösterişe, lükse, israfa ve sefahate dönüştürenler; cinselliğini ehlileştirmeyi başaramayıp annesine, bacısına, kızına, sübyana şehvet duyacak kadar sapıklığın zirvesinde olanlar ve bu sapıklıklarını da İslama bağlayanlar; haramı, kul hakkı yemeği, haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik yapmayı, hırsızlık, yolsuzluk, kumpas, fitne, riya, yalan, dolan, namussuzluk, tecavüz, lüks, israf, sefahat, kibir, kin ve nefreti sanki İslamda günah değilmiş gibi, hatta hatta İslamın gerekleriymiş gibi algılatanlar; bütün bu olumsuzluklar karşısında sessiz kalanlar; Afganistan’a, Irak’a, Libya’ya ve Suriye’ye karşı yapılan Haçlı Seferlerinde Friedrich Barbarossa’nın müttefiki olanlar ve tüm bunların bir sonucu olarak İslam coğrafyasını insanlarının ülkelerini bırakıp Batı'ya iltica etmeye çalıştığı, kalanların ise birbirini boğazladığı bir mezbahaneye dönüştürenler keşke Müslüman olduklarını, hele hele bizden daha iyi Müslüman olduklarını söylemeselerdi. 

El Memûn gibi benim de benzer korkum şu ki; bunları göre göre, bunları duya duya, bunları yaşaya yaşaya bu gidişle ümmet-i Müslimin dinden soğuyacak… İşte asıl ben bundan korkarım... Çünkü İslama yapılacak en büyük kötülük budur!

Gençler arasındaki deizm tartışmalarının son zamanlarda neden arttığını zannediyorsunuz ki?

Osman AYDOĞAN

 


Yorumlar - Yorum Yaz