• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam889
Toplam Ziyaret733987

İnsan Sesi

İnsan Sesi

Şair Özdemir Asaf’ın güzel bir şiiri vardı: ‘’Uzun Bir Öykü’’

Uzun Bir Öykü

Hiç kimsenin kafesine 
Koyamayacağı bir kuş... 
Kaçmasını öylesine 
Uçmasını böylesine 
Unutmuş. 
Bir insan sesine 
Gelip konmuş.

Şiirde geçen ‘’İnsan Sesi’’ bana; Felsefe okuyan, Heidegger ve Wittgenstein uzmanı, ‘’Malina’’ adlı tek romanıyla tanıdığımız ve Max Frisch ile yaşadığı çalkantılı ilişki sonucunda bunalım geçirip aldığı uyku hapının etkisiyle sigarasını söndürmeyi unutup evini ve kendisini yakan Avusturyalı şair ve yazar, İngeborg Bachmann’ın ‘’Radyo Oyunları’’ (Yapı Kredi Yayınları, 2005) isimli eserinde yer alan “Ağustosböcekleri” adlı oyunu anımsattı.

Oyundan başından bir bölüm: ‘’Küçük eve bir başkası taşınacak. Birkaç yabancı daha adadan ayrılacak, yenileri gelecek. Gelenler çoğaldığında yalnızlığın da fiyatı artacak ve kıyılar dolacak. Soluk yüzler güneşte yanacak ve kumlar parmakların arasından kayacak, ta ki bir gölge adanın üzerinde kanat çırpana ve rüzgâra doğru üflenmiş bir tüy yere düşene kadar.’’

Görüldüğü gibi oyun, bir adanın tasviri ile başlar. Tuhaf bir adadır aslında burası. Hep birileri gelir, ama gelenlerle birlikte ortalık sanki daha bir tenhalaşır. “Ağustosböcekleri” diye anılanlar, insandır aslında.

Ancak insanca yaşamayı, insanı ancak sevmenin, sevebilmenin, hemcinslerinden ancak hiçbir ayrımcılığın tuzağına düşmeden sorumlu olabilmenin insan kılabileceğini çoktan unutmuş yaratıklara dönüşmüşlerdir. Yaşamanın hiç ayrım yapmaksızın her insandan sorumlu olmak anlamına geldiğini görmezlikten gelip sevmeye son vermişler ve hiçbir insanca duyguya seslenmeyen şarkılarla oyalanmaya koyulmuşlardır.

Bachmann’ın oyunundaki ada, insanların bugünkü dünyasıdır. Yaşadıklarının sorumluluğunu üstlenebilme, sürünün içerisinde rengini belli edebilme yürekliliğini gösterebilenlerin gittikçe arandığı, birbirlerinin yanından geçip gitmekle yetinenlerin bunu birlikte yaşama sandıkları, sevgiden bütünüyle yoksun bir dünya.

Oyun, şu itirafla noktalanır: “…ve korkuyla birbirimize baktık. Çünkü ağustosböcekleri de bir zamanlar insandı. Hep şarkı söyleyebilmek için sevmeye son verdiler. Şarkılara kaçışları sırasında gittikçe kuruyup küçüldüler; şimdi ise özlemleriyle yitik, özlemleriyle büyülenmiş olarak şarkılar söylüyorlar – ama aynı zamanda da lanetlenmiş olarak, sesleri insan sesi olmaktan çıktığı için…”

Bu yorumu yazar Ahmet Cemal ‘’Lanetlenmiş Ağustosböcekleri’’ isimli deneme kitabında da kullanır. (Can Yayınları / Deneme Dizisi, 2012)

Peki ya bizler, bu iklimlerde yaşayanlar, merak ediyor muyuz hiç sesimiz insan sesi olmaktan çıktı mı diye?

Evet, hayatın müjdecisi olan sesler çoğunlukla yitip gitti artık bu ülkede yaşayanların sesi insan sesi olmaktan çıktığından, çıkarıldığından beri.

Özdemir Asaf’ın şiirindeki; hiç kimsenin kafesine koyamayacağı, kaçmasını öylesine uçmasını böylesine unutmuş bir kuş bir insan sesine gelip konmuşken bizler insan sesini unuttuk… İyi halt ettik…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz