• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam50
Toplam Ziyaret627235

Dersu Uzala

Dersu Uzala

21 Ekim 2018

‘’Dersu Uzala’’; 1975 yılında çekilen Akira Kurosawa'nın yönettiği Rus- Japon ortak yapımı, gayet sakin bir şekilde akan ve çok uzun sürmesine rağmen hiç sıkıntı vermeden izlenebilen, müthiş diyaloglara sahip mükemmel bir filmdir. Akira Kurosawa ise sinema tarihinin en önemli ve etkileyici yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Japon bir sanatçıdır. 

Akira Kurosawa işsiz kaldığı 1960 ve 1970 yılları arası sonrası intihara teşebbüs eder. Ölümden dönen Kurusawa Rusların teklifi ile Dursu Uzala flmini Ruslarla ortaklaşa çeker. Filmin muazzam film müziğini de 2009 yılında vefat eden Rus besteci Isaac Schwartz yapar. Isaac Schwartz da film boyunca dağalrın, tepelerin, ağaçların, bozkırın, rüzgârın, tipinin, doğanın melodisini müziğine işler.

Film, Rus gezgini Vlademir Arseniev’in 1923 yılında yayınladığı anılarından yola çıkarak çekilir. Güç koşullar altında iki yıl çekimi süren film 1976 yılında en iyi yabancı film Oscar'ını da kazanır. Kurosawa da bu ödülü iki kez kazanan tek yönetmendir. 

20’inci yüzyılın başlarında, bir askerî haritacı Rus Yüzbaşı (Vlademir Arseniev), Rus Uzak Doğu'sunda Mançurya Ormanlarında araştırma yaparken, atalarının yaşamından pek farklı olmayan bir hayat süren yaşlı bir Moğol avcıyla (Dersu Uzala) karşılaşır. Yüzbaşı Arseniev Dersu Uzala adındaki bu bilge adamdan çok şey öğrenir.

İşte bu yaşlı avcıyla bu yüzbaşının yaşadıklarıdır Dersu Uzala... Soğuk kış şartlarında yaşanan ölüm kalım mücadelesi içindeki onurlu bir hikâyedir Dersu Uzala.... 

Doğru olanın doğa ile savaşmak, doğayı kendimize uyarmak değil, doğa ile birlikte yaşamak olduğu mesajını verir Dersu Uzala… Bizim bu Dünyaya ait olduğumuzu ama bu dünyanın bize ait olmadığını anlatır Dersu Uzala…

Şehir denilen dev hapishanelerde ve ev denilen ‘’kutularda’’ tüm özgürlüklerden ve insanın tabiatından tamamen uzak bir nasıl yaşadığımızı bize anlatır, yüzümüze çarpar Dersu Uzala…

Vahşi kapitalizmin canavar kollarında tüketim girdabına kapılarak ‘’tüketici’’ adıyla nesne olarak yok olan insanın yok olmadan önceki doğallığını anlatır Dersu Uzala…

Modernitenin antitezidir Dersu Uzala…

Arseniev, Dersu Uzala hakkında yazdığı kitapta onun engin doğa bilgisiyle kendisini sıkça şaşırttığını itiraf eder. Aynı şekilde çok iyi bir iz sürücü olan Dersu Uzala, izin hangi canlıya ait olduğunu bilmekle kalmaz aynı zamanda izi bırakan canlının yaşını, cinsiyetini, herhangi bir rahatsızlığı olup olmadığını, izi bıraktığı zaman dilimini, bir olay yaşadıysa olayın niteliğini yine o izden yola çıkarak anlar. Arsenyev, Dersu Uzala'nın izlerde gördüğünden çok daha azını kelimelere döküp kendisine aktardığını ve aktarmadığı çok daha fazla şeyi bildiğini düşünür. 

İlk karşılaştıklarında Rus asker sorar Dersu Uzala'ya: ''Kimsin sen?'' Ve sorusuna devam eder asker: ''Çinli mi? bir Koreli mi?'' Dersu Uzala cevap verir: ''Hayır, ben bir gezginim!'' Kim olduğuna hayatta verilecek en güzel cevaplardan birisini verir dersu Uzala. 

Dersu Uzala fakirdir. Geçimini avcılıkla sağlamaktadır. Dersu bir avcıdır ama aynı zamanda doğanın zor şartlarıyla mücadele edip, geçimini de doğadan sağlamasına rağmen, ona zarar vermekten kaçınan bir avcıdır Dersu Uzala...

Bir gün bir barakaya rastlar Dersu Uzala. Bir süre barakanın içinde ve dışında dolaştıktan sonra eskiyen yerleri onarır ve Yüzbaşı'dan da bir miktar yiyecek ister. Yiyeceği ne yapacağını soran Yüzbaşı'ya Dersu Uzala, onlar ayrıldıktan sonra barakaya gelecek olanları düşünerek yiyecek bırakmak istediğini söyler. Gelecek olan insanları görmeden, tanımadan, kim olduklarını bile bilmeden böylesi bir şeyi düşünen sanki eski bir Anadolu bilgesidir Dersu Uzala....

Birgün ormanda bir kaplan kafileyi takip eder. Kaplanın vurulma riski vardır. Dersu kaplanla konuşur, kaplana vurulmasın diye kaçması için yalvarır, bağırarak söyler kaplana; ''Neden bizi takip ediyorsun? Bizim seninle işimiz yok bu tayga hepimize yetmez mi? Ormanda yeterince yer yok mu?"

Dersu ormanda hiç suçu olmayan kaplanı yanlışlıkla öldürdüğü için doğa ananın adaletinde kendisinin de cezalandırılacağını düşünür. Vicdan azabının hükmünü doğa anaya bırakır. Bu nedenle kendini her gün bir parça daha yer, bitirir.

Bir gün Yüzbaşı'yla beraber tabiatın vahşi pençeleri arasında kalakalınca bir an bile bocalamaz ve hayata sımsıkı sarılır Dersu Uzala. Kendisi ayakta kaldığı gibi Yüzbaşı'sını da ölümden kurtarır. Dersu Uzala'ya bir hayat borçlu olan Yüzbaşı, minnetle teşekküre hazırlanırken Dersu Uzala son derece aldırışsız, şöyle der: ''Beraber geldik, beraber çalıştık, teşekkür gereksiz."

Yüzbaşı, görevi bitip dağlardan ayrılırken Dersu Uzala'ya onu da şehre götürmek istediğini söyler. Yüzbaşı gerçekten bu yaşlı adamı sevmiştir. Yarım ağızla yapılan tekliflerden değildir yaptığı... Şehri düşünürken Dersu'nun yüzünün aldığı imrenme hali görülmeye değerdir. Fakat o, dağlarda kalmayı seçecektir. Kendisine para vermeyi teklif eden Yüzbaşı'ya teşekkürlerini bildirirken "alınteri" ile kazanmanın her şeyden daha yüce olduğunu söylemez ama hal ve hareketleri bunu bağırmaktadır. Avlayacağı somonları satarak kazanacağı paraların kendisine yeteceğini düşünmektedir çünkü o.

Yüzbaşı, beş yıl sonra görev için kendini tekrar dağlarda bulduğunda içinde hep Dersu Uzala'yla karşılaşma ümidi vardır. Rütbesine ve karşısındakinin kim olduğuna bakmaksızın Dersu Uzala'yı arar. Yüzbaşı, Dersu Uzala'yı bulduğunda ona hasretle sarılır.  Yüzbaşı Arseniev ile Dersu Uzala'nın ormanda karşılaştıklarında birbirilerine koşmaları ve sarılmaları esnasında sanki insan annesini, babasını, kardeşini, eşini, çocuğunu bundan daha fazla bir özlemle sarılamayacağı hissine kapılır.

Konuşurlarken Yüzbaşı Dersu Uzala'ya ‘’somon bulup bulamadığını’’ sorar. Ne de olsa aradan epey zaman geçmiştir. Dersu Uzala ise, ‘’çok somon bulduğunu ve iyi para kazandığını’’ söyler. ‘’Peki, paraları ne yaptığını’’ soran Yüzbaşı'ya Dersu Uzala, ‘’onları emanet için bir tüccara verdiğini, onun da paraları kaybettiğini’’ anlatır. Bunları anlatırken, hayata boşvermiş bir ruh haliyle, giden paraya yanmanın anlamsızlığını çağrıştıran bir gülümseme de fırlatır havaya. Kafaya takmadığı bellidir, sonra da bunun lafını hiç etmez. Üzüntüsüne dair hiçbir emare göstermez.

Dersu Uzala rolünü hakkını vererek başarıyla canlandıran 1999 yılında hayata gözlerini yuman sanatçıydı Maksim Munzuk… Maksim Munzuk'un Rus Yüzbaşı bağırarak arayışı vardı vadilerde ve dağlarda yankılanan : ''Kapitaaan, Kapitaaaaaaaaaaaaaaan!'' Sanırsınız ki Ferhat Şirin’ine, Kerem Aslı’sına, Mecnun Leyla’sına böylesine bir özlemle bağırmamıştır.

Kar fırtınasındaki ot toplama sahnesi vardı Dersu Uzala'nın... Yüzbaşının Rus aksanıyla çaresizce "Dersu" demesi da ayrı bir hoş duygudur...

Dersu Uzala ateş başında bir şarkı söyler… O şarkıda Dersu Uzala sanki tüm bir hayatı anlatır.

Filmdeki müthiş diyaloglardan sadece bir tanesiydi: Yüzbaşı sorar Dersu Uzala'ya: ''Bir şey mi arıyorsun?'' Yüzbaşı: ''Evet, bir mezarı.'' Dersu Uzala cevap verir: ''Burada henüz kimsenin ölmeye vakti olmadı...''

Viladimir Arseniev'in Dersu Uzala hakkında kaleme aldığı kitapla anlattığına göre Arseniev ile Dersu Uzala 1902'den 1907'e kadar Ussuri ormanlarında kilometrelerce yol alırlar. Bu geziler her ikisini de çok iyi ve yakın dostlar haline getirir. Keşif gezilerinin bittiği 1907'de Arseniev gözleri artık eskisi kadar iyi görmeyen ve bu haliyle avcılık yaparak hayatta kalması neredeyse imkansız hale gelen Dersu'yu Kabarovsk'daki evinde birlikte yaşamaya davet eder.

Dersu Uzala Yüzbaşı'nın teklifini bu sefer kabul eder. Arseniev'in evine şehre gelmiştir Dersu Uzala. Bir süre evde Arseniev'in misafiridir.

Bir gün eve sucu gelir. Dersu suya para ödeyen Arseniev'in karısına "Niye suya para ödüyorsunuz? Su çok var; nehirlerde, göllerde, yağmur yağdığında. Bu adam bir hırsız!" deyip sucuya saldırır... 

Arseniev'in evi içinde bir masaya çarpar Dersu Uzala... Ve masadan özür diler Dersu Uzala... Çünkü ormanda bir ot çiğnese ondan özür dileyecek yapıdadır Dersu Uzala... Dersu Uzala için bir ağacın, bir odunun, bir karıncanın, bir yaprağın bir insandan hiç farkı yoktur...

Dersu Uzala bir gün Yüzbaşı'ya bu kibrit kutusu gibi evlerde nasıl yaşayabildiklerini sorar... O kış şartlarında evin bahçesine çadırını kurar ve bir süre orada yaşar Dersu Uzzala...

Dersu Uzala, Yüzbaşı'ya (Arseniev) minnettar olmakla birlikte dört duvar arasında ikamete ve şehrin boğucu ortamına daha fazla tahammül edemeyerek ayrılmak ister. Arseniev, Dersu Uzala'nın gitme isteğini üzüntüyle karşılar ancak ona engel olamayacağını anladığında orman koşullarında iyi bir tüfeğin kıymetini bildiğinden kendi tüfeğini hediye ederek onu yolcu eder.

Shakespeare trajedilerinde, perde kapanırken sahnede kan gölü oluşurdu. Kurosawa da kaderin kahpe cilvesini Shakespeare'vari bir ustalıkla sona saklar:

1908 baharında dostu "kapitan"a veda eden Dersu Uzala, Primorsky Krai'de Amur bölgesine, kendi anayurdu olan Ussuri Nehri'nin kaynağına doğru yayan yola koyulur. Ancak Kabarovsk yakınlarındaki Korfovski istasyonunun yakınlarında elindeki kaliteli tüfeğini almak isteyen bir hırsız tarafından katledilir. Arseniev'in ifadesine göre öldürüldüğü tarih 13 Mart 1908'dir.

Filmin final sahnesinde, Yüzbaşı'nın o boynu bükük, o kolu kanadı kırık halini hatırladıkça hala sızım sızım sızlar içim...

Günümüzde Dersu'nun öldürüldüğü yerden çok uzak olmayan bir yerde, Korfovski köyünde onun hatırasına granit bir kaya yerleştirilmiştir. Bu kayanın etrafında da öğrenciler tarafından dikilen çam ağaçları bulunmaktadır.

Filmi orijinal diliyle izlerseniz Dersu Uzala'nın konuştuğu Moğol dili içinde bir çok kelimenin Türkçe olduğunu görürsünüz..

Ve görürsünüz ki sanki eski bir Anadolu bilgesiydi Dersu Uzala...

Ve filmi izledikten sonra görürsünüz ki günümüzde kirlenen sadece hava, toprak ve su değildi: İnsanın ruhu kirlenmişti günümüzde, insanın ruhu! Günümüzde kirlenen insanın ruhu idi hiçbir deterjanın temizleyemediği...

Ve insan ruhunun kirlenmeden önceki haliydi Dersu Uzala...

Ve filmin benim için çok daha fazla bir anlamı var: Sanki Yüzbaşı Arseniev bendim, Dersu Uzala da Şehriyar... Nasıl anlatsam bilmem ki, bir başka nasıl örtüşürdü Desru Uzala'ya Şehriyâr? Yüzbaşı Arseniev için Mançurya Ormanlarındaki Dersu Uzala neyse, benim için de Kâbil'de, Celâlâbâd'da, Hindikuş Dağlarında oydu Şehriyâr..

Hani bugün Pazar ya... Hava da ülke gibi, ülkenin, dünyanın gündemi gibi kapalı, kasvetli, boğucu ya... İşte böyle bir zamanda içinizin, ruhunuzun, gönlünüzün açılması için gün boyu evde kalıp izlenebilecek bir filmdir Dersu Uzala!

Osman AYDOĞAN

Filmde orjinal fotoğrafları da gösterilirdi Yüzbaşı Arseniev ile Dersu Uzala'nın ara ara siyah beyaz olarak:

  

 


Yorumlar - Yorum Yaz