• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam380
Toplam Ziyaret627565

İstanbul

İstanbul

Lise hayatım yatılı olarak İstanbul’da geçmişti… Yüksek lisansım da İstanbul’da idi.. Zaman zaman kısa sürelerle gelir giderim… Her defasında gördüğüm İstanbul lise hayatımın İstanbul’undan hep gerisin geri gitti… 
***
Yatılı lisede koğuşlarda, yat saatinde, boğaz vapurlarının projektörlerinin ışıkları koğuş duvarlarında bir kedi gibi usul usul gezinirken, peşine takıp takıp, deriiin deriin uykulara götürürdü beni...

Rüyalarda, okulun hemen arkasındaki tepeleri aşıp, koşa koşa, uça uça, dağları, bayırları, yolları aşa aşa Jorge Amado’nun ‘’insanın anayurdu çocukluğudur’’ dediği gibi anayurdum olan çocukluğumun geçtiği memleketime, evimize, anneme, babama, ağabeylerime, ablalarıma giderdim...

Boğaz'da yankılanan buuup buuuppp vapur sesleri, sabahları kalk borusundan çoook çoook önceleri uyandırırdı beni...

Pencerelerden bakarken Boğaz'a, beyaz beyaz bir kuğu gibi geçerken vapurlar, o koca koca, o uzun uzun gemiler, alıp alıp götürürdü beni hiiiç bilmediğim yerlere, diyarlara, memleketlere...

Hafta sonunda akşam vakti, okula dönüş zamanı, Üsküdar Camii yanındaki durakta Leyland marka İETT otobüsünü beklerken; kış günü lapa lapa yağan karlar, araba farları, sokak lambaları altında, karşıda Barbaros Bulvarı’nda yukarı çıkan araçların tarçınlı akide şekeri misali stop lambaları puslu puslu yanarken, patlayan kestaneler, mısırlar, satıcı sesleri, vapur sesleri, ezan sesleri, martı sesleri, insan sesleri arasında sıram geldiği halde sıradan çıkarak tekrar tekrar sıraya girerdim o muhteşem tabloyu seyre devam etmek, o büyük pastoral senfoniyi bitirmemek için....
***
Hafta sonu gezdiğim İstanbul cadde ve sokakları tertemizdi…
Nezih insanlar vardı… Kılığı ile kıyafeti ile, tavrı ile davranışı ile…
***
Bir pastahaneye, bir kahveye gittiğimde kadife bir sesle ve mahcup bir şekilde garsona söylenen şu hitabı artık duymuyorum İstanbul’da; ‘’Beyefendi, bir kahve alabilir miyim?’’ 
Bu ifade yerine artık duyduğum kaba ve borazan bir ses; ‘’Hey garson, bir kahve getir!’’ 
Bu her yerde böyle hale gelmiştir; çarşıda, pazarda, toplu taşımada, trafikte..
***
Birkaç yıl önce bir gittiğimde arabamla bir park yerine girdim. 
Bir görevli geldi çıkarken otoriter bir sesle ‘’anahtarı bırakacaksınız!’’
Arabada eşyalarım vardı, anahtarı da bırakmak istemedim, geri döndüm, arabamı aldım, çıkarken aynı görevli ‘’on lira vereceksin!’’ dedi. ‘’Neden, park etmedim ki, çıkıyorum’’ dedim. ‘’Gir çık on lira’’ dedi…
***
Bir gittiğimde eşimle taksiye bindim...
50 TL uzattım taksi şoförüne… Para üstünü vermesini bekliyorum..
Şoför sert bir tonla ‘’kardeşim bu yetmez’’ diye bana 5 TL uzattı. 
Boşunaydı benim kendisine 50 TL verdiğimi izah etmem.
‘’Karakola çek size orada ödeyeceğim’’ demem de kar etmedi, başka para da vermedim ama 50 TL’nin üzerini alamadan da çekip gitti…
***
Sonra bir gazete haberi okudum.. Midemi bulandırıyor…
Türkiye’deki domuz çiftliklerinde yıllık 3 milyon kg civarında et üretildiğini, bu rakamın neredeyse kırmızı et üretiminin yarısı olduğunu yazıyor. Ve devam ediyor gazete ‘’Bu etlerin hangi kanalla, nerelere satıldığı meçhul. Diğer çiftlikler de göz önüne alındığında Türkiye’de yaklaşık 3 milyon kg domuz etinin piyasaya değişik yollarla sürüldüğü ortaya çıkıyor.’’

Gazete İstanbul’daki domuz eti imalathanelerini sıralıyor: Şişli’de Foti-Onur-Fomar, Ayazağa’da Çerkezo-Sifko imalathaneleri, Ayazağa’da Adela, Gourmet, Arnavutköy yakınlarında Karlıbayır mevkiinde Marmara salam imalathanesi, Pepço, Şütte, Artem, İdeal, Özarzum imalathaneleri...

Ve yazıyor ki gazete ‘’Bu imalathaneler gibi ülkemizde 100′ün üzerinde imalathane var. Bu imalathanelerde markalı, markasız, etiketli, etiketsiz, domuz eti ve yağı katılmış çeşitli salam, sosis, sucuk ve jambon üretilmekte ve maalesef bunlar Müslüman halka yedirilmektedir. Sadece İstanbul’a günlük giren domuz eti miktar 30-40 ton civarındadır. Bu etlerden yapılan ürünleri gayri Müslümler değil, bilerek veya bilmeyerek Müslüman inancına sahip vatandaşlar tüketmektedir.’’

Ha bu arada beyaz et niyetine yedirilen martılar da hariç... 
***
Lisede kros takımındaydım.. Anadolu yakasının her tarafını koşarak katettim. Özellikle Çamlıca’dan başlayarak, tepelerden, sırtlardan Beykoz’a kadar koşu parkurumuz vardı.

1983 yılındaki Birinci Asya Avrupa Maratonu’na da katıldım. (Uluslararası idi, mütevazı bir maraton dünya altmışıncılık derecem de var hani..) O zamanki İstanbul şimdilerde sanki işgale uğramış, şimdiye kadar hep yağmalanmış, hep talan edilmiş, hep betona dönüştürülmüş, katledilmiş. Her gittiğimde üzülüyorum… O koştuğum yerlerdeki o cennet manzara yok artık.. 
***
Siluetini bozdular İstanbul’un. TEM’den İstanbul girişinde Ataşehir nam bölgede yeni bir camii yapmışlar. Beton bloklar arasına gömmüşler, kaybetmişler o güzelim camii. Her görüşte içim sızlar. 
***
Ali Sami Yen Stadı’nda Kayserispor’un maçlarına giderdim. Şimdi yıktılar o stadı, yerine beton yükseliyor.

Birinci köprü Avrupa ayağında tam tepede Karayolları tesisleri, tek katlı binaları ve genişçe bahçesi vardı. Son gittiğimde gördüm ki devasa beton bloklar yükseliyor (Zorlu Grubuna satmışlar, günümüz Türkiye’nin yeni ibadethaneleri olan AVM yapmışlar ). İçim sızladı.
***
Oto yol kenarlarını yeşil yapmışlar, çim ekip ağaç dikmişler. Başvekilin ‘’İstanbul’a milyarlarca ağaç diktik’’ dediği bu olsa gerek… Park, bahçe nedir görmesem gam yemeyeceğim…
***
Hatıralarımdaki İstanbul cennet gibiydi…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz