• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam106
Toplam Ziyaret768647

Seyyid Nesîmî

Seyyid Nesîmî

17 Mayıs 2020

Dünkü yazımda Kul Nesîmî’yi anlatırken Türk halk edebiyatında iki tane Nesîmî olduğunu ve genellikle bu iki Nesîmî’nin birbiriyle karıştırıldığından bahsetmiştim. Bunlardan birisi 14. yüzyılda Bağdat'ta doğmuş, Halep'te derisi yüzülerek öldürülmüş olan tasavvuf şairi Seyyid Nesîmî, diğeri ise dün anlattığım 17. yüzyılda yaşadığı sanılan ve yaşamı pek bilinmeyen Kul Nesîmî’dir. (*)

Dün Kul Nesîmî’yi anlatınca diğer Nesîmî, Seyyid Nesîmî’yi de bugün anlatmasam olmazdı…

Seyyid Nesîmî’nin hayatı

Seyyid Nesîmî’yi bazı kaynaklar Seyyid İmadeddin Nesîmî diye de anarlar. Seyyid  Nesîmî 14. yüzyılda Bağdat’da doğmuş, Anadolu’da yaşamış bir Türk ozandır. Bağdat'ın ''Nesim'' kasabasında doğduğu için ''Nesîmî'' mahlasını kullandığı rivayet edilir. Şiirlerini Türkçenin dışında Farsça ve Arapça lisanında da yazmıştır. 

Nesîmî hep dolaşmış. Bu yüzden Tebrizli, İranlı, Bağdatlı, Azerbaycanlı gibi yakıştırmalar hep Nesîmî’nin gezginciliğinden ileri gelmektedir. Nesîmî Türkiye’de olduğu gibi Mezopotamya ve Azerbaycan’da da çok önemsenir. Bakü’de dikili bir heykeli vardır.

Nesîmî sıradan bir ozan değildir, kendisini yetiştirmiş, kendisinden önce gelen bütün ozan ve bilginleri incelemiş, hem Mevlânâ’yı, Yunus’u okumuş hem de onların şiirlerinde geçen Hallacı Mansur’a büyük bir hayranlık duymuş, Hallac gibi ‘‘Enel Hak’’ demekten çekinmemiştir. Garip ve acayip ama kâmil ve ârif, erdemli ve nükteden bir kişi olduğu bilinmiştir. Onun için çeşitli kişilerce atfedilen ‘’İmadeddin’’ (veya İmadüddin) (dinin direği), ‘’Muslihüddin’’ (dini ıslah eden) gibi nitelemeler Nesîmî’ye duyulan saygı nedeniyle kullanılan unvanlar olmuştur.

Bilindiği gibi, Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’dan doğmuş ve Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin soyundan olanlara “seyyid” denilmektedir. Seyyid Nesîmî’nin gerçek bir seyyid olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir. Bir şiirinde:

‘’Gerçi bugün Nesîmî’yem, Haşimî’yem, Kureyşi’yem,
Bundan uludur âyetüm, âyet ü şâna sığmazam.’’

(Bugün adım Nesîmî diye anılıyor ama ben aslında Haşimi kabilesinin, Kureyş sülalesindenim. Benim varlığım (âyetim) görüntülere ve şana şöhrete sığmaz ki.) diyen Nesîmi, seyyid olmaktan çok Hz. Peygamber’e duyduğu sevgi ve bağlılıktan dolayı söylediği kabul görür.

Seyyid Nesîmî’nin düşünceleri

Nesîmî, âlemin sürekli bir devrine ve olayların bu devir esnasında meydana geldiğine ve Tanrı’nın bir insanın yüzünde yansıdığına ve insanın özünün Tanrı’da olduğu görüşüne inanır.

Nesîmî, Tanrı’nın insanın içinde olduğunu, insanın Tanrı’yla bütünlük gösterdiğini Kur’an ayetlerine dayanarak ispatlar, Kur’an’ı basitçe yorumlamanın, basitçe okumanın yararı olamayacağını, onun bilinçli ve yorumsal bir tavırla okunması gerektiğini söyler...

Nesîmî’ye göre kendini bilen, varlığının özünü bilen her insan konuşan bir Kur’an’dır. O’nun için insan, Tasavvuf diliyle ‘‘Kur’an’ı natık’’dır. Kendini bilen, varlığının derinliğinde saklı sırları, olgunlukları kavrayan bir insan için en yüce ibadet, özünün sonsuzluğundaki anlama saygı göstermektir. Nesîmî’ye göre insan yeryüzünde Tanrı’nın temsilcisidir.

Kutsal kitap Kur’an’da Tanrı insanı kastederek meleklerine şöyle der; ‘‘Ben yeryüzünde bir halife (benim temsilcim) yaratacağım.’’ (Bakara Suresi 30. Ayet; ‘’Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.’’) Bilenler bunu böyle bilirler; Mansur gibi (Enel Hak-Ben Tanrı’yım-), Cüneyd-i Bağdadî gibi; (leyse fî cübbeti sivallah – cübbemin altında Allah’tan başkası yoktur.-)

Seyyid Nesîmî’nin derisinin yüzülmesi

Timur’un Anadolu topraklarına saldırısı sonucu Nesîmî ne yazık ki Halep’e gider, Halep topraklarında ölümün kucağına düşer.

Nesîmî Halep’te de düşüncelerinden taviz vermez. Nesîmî’nin Kur’an’ı yorumlarken yaptığı reformist görüşü nedeniyle her devirde olduğu gibi kendisini ‘‘zındık’’ ilan etmekten çekinmeyenler onun aleyhinde propagandalar yayar ve Memluk Sultanına (Nasirüttin Ferec) şikâyet ederler.

Halep’te Nesîmî, hep zındıklıkla, sapkınlıkla suçlanır, ancak onun görüşlerine kimse yanıt veremez. Her devirde benzeri olduğu gibi cevap olarak Halep Müftüsü’nün fetvasıyla derisinin yüzülmesi kararı verilir. ‘’Zındık’’, Abbasiler dönemine ait Fars kökenli bir kelimedir. Allah’ın varlığını inkâr eden veya ortak koşanlara, küfrü­nü gizleyip İslâm’ını açıklayanlara ve Kur’an etrafında şüpheler uyandıran herkes için kullanılan bir deyimdir. Ancak zamanla İslam’daki her türlü yeniliğe, reforma ve yoruma karşı bu deyim kullanılır olmuştur.

Seyyid Nesîmî Divanı’nda bir dize ile kendisine zındık diyenlere şöyle sesleniyordu:

‘’Ey güzelden ve dinden yana olanlar bana sövmeyin
Görmezse gözün beni kör değilse görür beni’’

Halkın gözü önünde Nesîmî’nin derisi yüzülür. Nesîmî hiç sesini çıkarmaz. Sonra ortalığa bırakılır Nesîmî. Daha sonra Nesîmî yüzülen derisini sırtına örtünerek Halep sokaklarında insanların korkunç bakışları arasında yürümeye devam eder.

Hatta şöyle bir söylenti kulaktan kulağa yayılarak bugünlere ulaşır; Nesîmî yüzülürken hıncını alamayan fetva müftüsü şöyle der; “Bunun kanı pistir, bir uzva damlasa o uzvun kesilmesi gerekir.’’ Tam bu sırada Nesîmî’nin bir parça kanı katil müftünün şahadet parmağının üstüne sıçrar. Meydanda bulunan halk, ‘‘Müftü efendi fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi gerekir’’ der. Bunu duyan katil müftü ‘‘nesne gerekmez’’ diyerek parmağındaki kanı yıkayarak ortadan kaldırır. Bunun üzerine Nesîmî şöyle seslenir:

‘‘Zahida bir parmağın kessen dönüp halktan kaçar
Gör bu miskin aşığı serpa sayarlar ağlamaz’’

(Zahid: Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren anlamına gelen Arapça sıfat. Sarpa sayarlar: baştan aşağı soyarlar)

Nesîmî’nin derisini yüzerlerken çok kan akar. Rengi sapsarı olunca, çevresindekiler: ‘‘Sen ki Hakk'sın. Rengin neye sarardı’’ derler. Nesîmî de; ‘‘Ben sonsuzluğun ufkunda doğan aşk güneşiyim. Gün batımında güneş her zaman solar’’ diye yanıt verir.

Nesîmî, sırtında derisi giderken yolda karşılaştığı biri:  “Bu ne hal, nereye gidiyorsun?” diye sorunca, yüzülmüş derisini göstererek  “Biz aşk Kâbe’sinin gerçek yolcularıyız, ihramımız da budur” dediği söylenir.

Nesîmî’nin ölüm tarihi olarak 1404 yılı bilinir. Nesîmî’nin ölümü ardından Türkmen Alevileri ‘’mehdi, gayip erenleri, Tanrı’ya çekildi, gökyüzüne süzüldü, kendisine geldi, kendisiyle bütünleşti’’ derken Halep halkı Nesîmî’nin Halep’in on iki kapısından on ikisinde de aynı anda çıktığını söylerler. Tekkesi ve türbesi derisinin yüzüldüğü yerdedir.

Nesîmî gibi ruhlar içindeki yaşadıkları yüzyıla ait değildirler; çünkü kendi çağdaşları arasında, onların derinliklerini ve yüceliklerini anlayabilecek olan ruhları pek bulamazlar. Giordano Bruno derdi zaten ‘’anlamak zordur’’ diye. Bir şiirinde de Nesîmî bunu şöyle yazar:

‘’Hiç kimse Nesîmî sözünü fehm edebilmez
bu kuş dilidir bunu Süleyman bilir ancak.’’

(fehm etmek; anlamak)

Seyyid Nesîmî’nin eserleri

Nesîmî’nin ‘’Nesîmî Divanı’’ (Seyyid Nesîmî Divanı, Can Yayınları, İstanbul, 2000) isimli şiir kitabı ve ‘’Mukaddimet-ül-Hakayık’’ (Seyyid Nesîmî ve Mukaddimetü’l Hakâyık, Kabalcı Yayınevi, 2010) düzyazı bir yapıtı ile ‘’İnsan’’ adlı bir risalesi olduğu bilinmektedir.

Seyyid Nesîmî hakkında yazılanlar

Nesîmî hakkında fazla bir kaynak yoktur. Nesîmî hakkında; Abdülbaki Gölpınarlı'nın ‘’Nesîmî, Usûlî, Rûhî’’ (Kapı Yayınları, 2014) (Kitap adında ismi geçen Usûlî; Nesîmî’nin takipçilerinden, Rûhî ise Bağdatlı Sufi Divan şairleridir), Reha Çamuroğlu'nun ''Sabah Rüzgârı'' (Doğan Kitap, 2000) ve Hüseyin Ayan'ın ''Nesîmî'' (Türk Dil Kurumu Yayınları, 2014) eserleri incelenebilir. 

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hakkında "Allah her millete Yunus ve Nesîmî gibi şairler vermez" dediği şairdir Nesîmî... Seyyid Nesîmî için; Kastamonulu Latifî, Tezkire-i Latifî’de  (Tezkire-i Latifi, Kastamonulu Latifi, 1894) “Aşk meydanının korkusuzu ve cesaretlisi, muhabbet Kâbe’sinin büyük fedaisi, seyyidlerin uyulmaya lâyık olanı Seyyid Nesîmî’dir” der… İrène Mélikoff da ‘’Hacı Bektaş, Efsaneden Gerçeğe’’’ (Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, 1999) isimli kitabında ‘’O Türk Hallâc-ı Mansûr’dur.’’ der.

Başkalarının onu tanıtmak için hakkında bir şey söylemelerine gerek yok aslında. Aşağıda verdiğim dizeleri Nesîmî'nin gerçekte tam olarak kim olduğunu anlatır. Anlayana tabii ki!

‘’Çün bildin mü`minin kalbinde Beytullah var,
Niçin izzet etmedin, ki ol evde Allah var?.
Her ne var âdemde var, âdem’den iste Hak'kı sen!.
Olma iblis-i şakî, âdemde sırrullah var!."

Seyyid Nesîmî gibi Kur’an’dan bu denli yararlanan başka bir Türk şairi yoktur. Mevlânâ’nın Seyyid Nesîmî’yi anlatırcasına bir sözü vardır; ‘‘Her devirde peygamber yerine bir velî vardır. Bu sınanma kıyamete kadardır.’’ İşte Nesîmî böyle bir velîdir. İşte bu kadar büyüktür Nesîmî.

Bu mülke çok şair gelip geçmiştir ama Nesîmî gibisi çok az gelmiştir. Kendisinde iki cihan sığmıştır ama bir kendisi bu cihana sığmamıştır...

Nûr içinde yatsın.

Osman AYDOĞAN

(*) Türk halk ozanları içinde bir başka Nesîmî daha vardır ki onu bu gruba dâhil etmedim:  Nesîmî Çimen… Bu halk ozanımızı, Seyyid Nesîmî’nin diri diri derisini yüzen Halep Müftüsünün devamı ortaçağdan kalma karanlık bir güruh, 02 Temmuz 1993 günü Sivas'ta, Madımak Oteli'nde 35 insanımız ile beraber diri diri yakarak katletmişlerdi. Nesîmî Çimen’i daha önce bu sayfamda yazmıştım.

Seyyid Nesîmî’nin en bilinen şiiri ‘‘Bende sığar iki cihân’’ isimli, şiiridir… Bu şiiri ve günümüz Türkçesi ile açıklamasını aşağıda veriyorum. Ancak önce bu şiir için bestelenmiş bir müzikler

Azeri sanatçı Cavid Murtezaoğlu; ''Sığmazam''
https://www.youtube.com/watch?v=2suHVoArlmg

Mikail Aslan: Sığmazam
https://www.youtube.com/watch?v=tLTsAUHQ_pY

Güney Azerbaycan kökenli İngiliz şarkıcı, söz yazarı, besteci, yapımcı ve müzisyen Sami Yusuf'un eseri: Sığmazam''
https://www.youtube.com/watch?v=iBd1r5VOK2c

Bende Sığar İki Cihân

Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam

(İki cihan (dünya ve ahiret) benim içime sığar, ancak ben bu dünyaya sığmam.
Mekândışı olma cevheri benim, ancak yine de varlığa ve mekâna sığmam.)

Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam

(Bütün varlıklar ve mekân benim delilimdir. Başlangıcım varlık sahibi olan Zat’la başlar.
Sen beni bu işaretle tanı, ama ben bu işarete de sığmam.)

Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam

(Hiç kimse zanla, kuşkuyla Hakk’ı bilenlerden olmadı.
Hakk’ı bilen, benim zanna, kuşkuya sığmayacağımı da bilir.)

Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim
Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam

(Dış görünüşe bakıp bu dış görünüş içinde gerçek manayı, iç görünüşü tanı.
Çünkü beden de, ruh da benim. Ancak ben ruha da, bedene de sığmam.)

Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât
Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam

(Hem inci, yani iç; hem de inci kabuğu, yani dışım. Haşir, yani öldükten sonra ruhların dirileceği meydanın ve Sırat’ın başında buyruk kişisi benim.
Bunca kumaş ve binek takımıyla ben bu dükkâna sığmam.)

Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş
Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam

(İşte gizli hazine benim. Görünenin aynısı işte benim. Bu hazine kaynağının incisi de işte benim.
Ancak ben ne inci çıkan denize, ne de sustası çıkan kaynağa sığarım. )

Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam

(Yeryüzü ile gökyüzü ve “kâf” ile “nun”*gibi bütün her şey bende bulunduğu için, ey bana akıl vermeye kalkışan kişi sesini kes.
Çünkü ben, sözlere ve açıklamalara sığmam.

* “Kaf” ve “nun” harfleri Allah’ın “Kün” yani “Var ol” emrini ve bütün varlığı işaret etmektedir.)

Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim
Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam

(Gerçi her tarafı kaplayan ulu varlık benim, ancak bana insan adı verdikleri için görünüşte insanım. Yapı da, “ol” denilince olan da benim. Ancak ben bu mekâna da sığmam.)

Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim
Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam

(Ruhla aynı cihanı paylaşan, âlemle aynı zamanı yaşayan benim.
Ancak şu tuhaf duruma bak ki, ben ne bu âleme, ne de bu zamana sığarım.)

Encüm ile felek benim vahy ile melek benim
Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam

(Yıldızlarla felek benim. Vahiy de, onu getiren melek de benim.
Ey benim hakkımda konuşan kişi! Dilini tut ve konuşma, çünkü ben senin diline de sığmam.)

Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim
Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam

(En küçük varlık da, güneş de benim. Dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr, ateş), beş (beş duyu) ile altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt) da benim.
Sözle anlatılan görünüşe bak, ancak ben anlatmaya da sığmam.)

Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam

(Sıfat ve Zât ile birlikteyim. Kadir ve Berat gecesi ile beraberim.
Şeker kamışıyla birlikte gül tatlısıyım. Bu yüzden kapalı ağızlara da sığmam.)

Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim
Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam

(Güneş benim, ay benim, bal benim, şeker benim.
Herkese akıcı bir ruh bağışlarım, ancak kendim bu akıcı ruha sığmam.)

Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim
Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam

(Ateş (Tur Dağı’nda Hz.Musa’nm gördüğü ateş) ile ağaç (Hz.Meryem’in hamileyken tutunduğu ağaç) benim. Göğün son katma çıkan taş da benim.
Bu ateşin zebanisini, yani cehennem meleğini gör. Çünkü ben bu dile de sığmam.)

Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim
Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam

(Her ne kadar bugün Nesîmî diye anılmaktaysam da Haşimi kabilesinin Kureyş boyundanım. Bunun için delilim uludur, fakat bu yüzden şana ve delile sığmam.)

Seyyid Nesîmî


Yorumlar - Yorum Yaz