• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam131
Toplam Ziyaret737482

Paul Valery

Paul Valery

13 Aralık 2019

Son günlerde bakmayın siz üst üste tarih ile ilgili yazılar yazdığıma… Bir itirafta bulunmam gerekirse aslında ben tarihten zerre kadar anlamam... Benim esas ilgi alanım aslında edebiyattır, şiirdir demek isterdim ama ne yazık ki edebiyattan da anlamam… Ancak iyi bir şiir okuyucusuyumdur. Her ne kadar Alman ekolünden de olsam şiir denilince illaki de Fransız şiiri derim… Sırf Fransız şiirlerini Fransızcasından okumak için Fransızca öğrenmek isterdim...

Fransız şiiri okudukça derinleşen, anladıkça genişleyen, içselleştirdikçe içinde kaybolunan sonsuz bir umman gibidir… Zaman zaman bu sitemde Louis Aragon’dan, Arthur Rimbaud’an, Charles Baudelaire’den, Gerard de Nerval’den ve Paul Eluard’dan örnekler vermiştim… Özellikle Charles Baudelaire’den…

Bugün ise Fransa’nın yetiştirdiği en büyük şairlerden ve düşünce insanlarından birisi olan Paul Valery’den bahsetmek istiyorum…

Paul Valery (1871 - 1945), 20. yüzyılın en büyük şairlerinden, en büyük sanatkârlarından, şiirini  musiki üzerine bina etmiş, bir hayal dünyası ile yoğurmuş, Sembolizm akımının en önemli temsilcilerinden biri olan Fransız şair, yazar ve düşünürdür. 1894'ten başlayıp ölünceye kadar her gün düşüncelerini not ettiği ‘’Defterler’’ yazarın kimliğinin aynası sayılır. Paul Valery  şairliğinin yanında, sanattan bilime, psikolojiden dil konusuna dek pek çok alanda özellikle felsefe ve eğitim üzerine de yazıları vardır. Paul Valéry bu düşünce zenginliğini beş kitaplık “Variétés” (Çeşitlemeler) adlı yapıtında toplar... Ancak ne yazık ki bu kitap ülkemizde yayınlanmaz… Ne de olsa içinde felsefe vardır, zararlı olabilirdi! 

Ancak Paul Valery’nin ülkemizde Türkçe olarak şu kitapları yayınlanır:  ‘’Monsieur Teste’’ (Everest Yayınları, 2016), ‘’Eupalinos ve Öteki Söyleşimler’’ (Yapı Kredi Yayınları, 2018), ‘’Degas Dans Desen’’ (Yapı Kredi Yayınları, 2018), ‘’Mimar Üzerine Aykırı Düşünceler’’ (Janus Yay. 2018), ‘’Bugünkü Dünyaya Bakış’’ (Çan Yayınları, 1972) ve ‘’Tinsel Kriz’’ (Afa Yayınları, 1996)

Paul Valery, şiirlerindeki anlamı direkt olarak okuyucuya vermez… Paul Valery’nin şiirlerinde okuyucu şiiri anladığı şekilde hayal eder… Paul Valery’e göre anlam, şiirin sunduğu imgeden, hayalden başka bir şey değildir. Bunun için Paul Valery; "Bir edebi eserin değeri, her kişiye göre ayrı bir yoruma meydan vermesidir" diye düşünür… Bu düşünceyi bizden Ahmet Haşim de savunur. (Ahmet Haşim’i de bu sitemde uzun uzun anlatmıştım) Paul Valery’e göre şiirler ilerlemezler ve aşılmazlar… Onlar yeniden doğarlar… Bu düşüncesini şöyle ifade eder Valery: "Bir şiir asla bitmez, sadece terkedilir." Paul Valery'e göre şiir ile düz yazı arasındaki farklılık, yürümekle dans etmek arasındaki farklılığa benzer.

Paul Valery dil için; "ete saplanmış Tanrı" der. Bu şekilde dile hâkim olmanın yabana atılmayacak bir güç ve iktidar kaynağı olduğunu ifade eder. (Bu sözü desteklercesine bir Yunan atasözü de vardı: ''Kelimenin gücü Tanrı'nın gücüne eşittir.'' Dil konusundaki düşüncelerimi ''Dil Bayramı'mızı Kutlarken'' başlığı ile bu stemde uzun uzun anlatmıştım.)

Paul Valery, Andre Gide'nin yakın arkadaşıdır. Andre Gide’ye adadığı ‘’La jeune Parkue’’ (Genç Park) ile ''Deniz Mezarlığı'' adındaki şiirleri, Fransız çağdaşlarını olduğu kadar bizden Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi şairleri de etkiler… Ahmet Hamdi Tanpınar kendisinden ‘’üstat’’ diye bahseder.

‘’Deniz Mezarlığı’’ şiiri ise şiir sanatının doruklarına çıktığı eseridir. Kendisi ‘’çeviri şiiri öldürür’’ derdi ama ben yine de şiir sever arkadaşlarım için bu şiirin çevirisinin tamamını yazımın sonunda veriyorum.

Paul Valery, 1945 yılında vefat ettiğinde devlet töreni ile defnedilir... Ne de olsa Fransa şairlerinin, düşünürlerinin kıymetini bilir. Bir benzetme yapmam gerekirse Paul Valery, Fransa'nın Attila İlhan'ı idi...

Bu yazımda Paul Valery’ı tanıtmaktan amacım onun şiirleri ve onun edebi kişiliği değil... Bu yazıdan amacım Paul Valery’nin aşağıda yer verdiğim her birisi aforizma niteliğindeki sözleridir. Üzerinde düşünmeniz dileği ile…

Paul Valery’nin üzerinde düşünülmeye değer sözleri:

* Savaş, birbirini tanımayan insanların, birbirini tanıyıp gayet iyi geçinen insanların çıkarı için birbirlerini katletmesidir.

* Sertlik, bir çeşit ahmaklıktır.

* Velev ki rüyalarını yazmak isteyen adam bile, azami şekilde uyanık olmalıdır.

* Bir şey arzu etmek, mutlu olmamak demektir.

* Eğer devlet güçlü olursa, o bizi ezer. Eğer o zayıf olursa biz yok oluruz.

* Politika, insanları kendilerini ilgilendiren işlerden alıkoyma sanatıdır.

* Hayatta en hızlı eskiyen şey, yeniliktir.

* Toplumun en büyük kötülükleri seçim ve diplomadır.

* Yoksulluk deyip de geçme; en büyük zenginlik onun zenginliğidir, bir kez olsun sofrasına oturmadan, onun ekmeğini yer herkes; yerler yerler, tüketemezler.

* Düşünür; yeniden düşünen ve şimdiye kadar üzerinde düşünülmüş şeylerin asla yeterince düşünülmemiş olduğu kanısına varan kimsedir.

* En önemli düşüncelerimiz, duygularımızla çelişenlerdir.

* Her zaman yazabileceğimi hiçbir zaman yazmam.

* Herkes tarafından doğru kabul edilen şeyler büyük olasılıkla yanlıştır.

* Yazmak, geleceği görmektir.

* Kendimizden ne kadar habersiz olduğumuzu, yazdıklarımızı tekrar okurken anlarız.

* Başarı, insanın isteğini elde etmesi, mutluluk ise, elde ettiğini istemesidir.

* Kitapların gayesi insanlara dürüst, terbiyeli ve çalışkan olmayı öğretmektir.

* İçimde bir ada yapmıştım; zamanımı onu tanımak, onu tahkim etmek için kullanıyordum.

* Ciddi insanlardan pek az fikir çıkar. Fikirlerle dolu insanlar, asla ciddi olmazlar.

* Bir budalanın aklından neler geçer bilmiyorum ama zeki bir adamın aklı budalalıklarla doludur.

* ... Buradan yola çıkarak, en güçlü zihinlerin, en öngörülü mucitlerin, en bilge düşünce âlimlerinin meçhul yaşamları boyunca cimri davranmış ve sırlarını kimselere açmadan ölüp gitmiş insanlar oldukları kanısına vardım...

* Söylediğin her şey seni anlatıyor. Özellikle başka birinden söz ettiğinde…

* Yüksek seviyede olan hiçbir kültür "saf" değildir. Medeni milletlerin istisnasız hepsi başka milletlerin kültürlerinden istifade etmişlerdir. Arslanın vücudu yediği ve sindirdiği hayvanlardan oluşur.

* Ne mutlu kendileri ile barışık olanlara, kendileri ile diyalog içinde olanlara!

* Gördüklerim beni kör ediyor, işittiklerim sağır. Bilginlerimse zır cahil.

* Bulmak bir şey ifade etmez. Zor olan bulunanı tamamlamaktır.

Ve en önemli sözü:

* Düşüncenin üstesinden gelemeyen, düşünenin üstesinden gelir.

Osman AYDOĞAN

Deniz Mezarlığı

Üstünde güvercinler gezen şu rahat damın
Kalbi atar ardında birkaç mezarla çamın
Şaşmaz öğle zamanı ateşlerle yaratır
Denizi, denizi, hep yeni baştan denizi
Tanrıların sükûnu çeker gözlerimizi
Bir düşünceden sonra, ah o ne mükâfattır

İnce pırıltıların o ne saf hüneridir
Bir seçilmez köpükte nice elmas eritir
Nasıl bi sükûn sanki peyda olur o demde
Ve güneş uçurumun üstüne gelir durur
Ebedi bir davanın saf marifeti budur
Zaman kıvılcım, hülya bilmek olur âlemde

Basit Minerva mabedi tükenmeyen hazine
Yığın halinde sükûn, göz önünde define
Kaşlarını çatan su, bi alev perde altı
Kendine nice uyku saklayan göz, ey bana
Mukadder olan sükût… Ruhta yükselen bina
Fakat bin kiremidi yaldızlı dam, ey çatı.

Bir tek ahın içinde belli zaman mabedi
Etrafımda denize bakışlarımın bendi
Çıkarım o saf yere artık bütün bütüne
Ve bütün tanrılara son adağım olarak
Asude bir meneviş dağıtır kucak kucak
Şahane bir istihkar irtifalar üstüne

Nasıl ağızda yemiş zevk olup da erirse
O yokluğunu nasıl lezzete çevirirse
Varsın şekli mahvolsun, orda içime siner
Benliğimin ilerde duman olacak özü
Eriyen ruha söyler bir şarkıyla gökyüzü
Nasıl değişmededir ulu sahiller…

Güzel gök, gerçek gök, gör bende değişmeyi
Ne kaldı onca gururumdan, ve hünerliyse de
Gör aylaklığımdan geriye ne kaldı şimdi
Kapıldım ışıl ışıl boşluk derinliklerine
Ölülerin evleri üzerinden gölgem geçmede
Alıştırarak beni o ince, o tüy ilerleyişe.

Güneşin alevleri altında böyle ruhum
Ey güzelim adalet sana tutunuyorum
Senin o ışıktan amansız silahına
Ruhum! Getirmekteyim seni ilk durumuna
Gör kendini! Ama bil, dönüşsen de ışığa
Bir gölgesin, donuksun işte yarı yarıya.

Bilir misin, yaprak ve dalların düzme tutsağı
O cılız parmaklıkları yiyen girinti
Yumulu gözlerimi kamaştıran gizler
Hangi ten çekmekte tembel sınırına beni
Hangi tutkudur o kemikli toprağa sürükler?
Bir kıvılcım tende anar yitişlerimi.

Örtük kutsal maddesiz bir ateşle
Bağrını vermiş şu toprak köşesine
Bayılıyorum üstünde meşaleler yükselen
Bu yere ki altındandır, taştan, loş ağaçlardan
Ne mermerler titreşir uyup da gölgelere
Uyur vefalı deniz, mezarlarımın üstünde!

Korkularına karşı elinde tek ben varım!
Pişmanlıklarım, kuşkularım, ayak bağlarım.
Hepsi de o senin iri elmasının kusuru
Ama onların o ağır mermer gecelerinde,
Ne olduğu bellisiz bir kavim bitki köklerinde
Nicedir usul usul senden yana doğruldu.

Kopkoyu bir yoklukta eriyip gitti,
İçti kırmızı, kil beyaz niteliği,
Ve çiçeklere geçti yaşama yeteneği!
Nerede sözcükleri ölülerin, o senli benli
Kişisel yol yordam, tek tek kişiler nerde?
Kurt düşmüş gözyaşlarının doğduğu yere.

Belki tiksinme kendimden, öz sevgisi belki,
Görünmez dişleriyle bana öyle yakın ki!
Akla gelen her ad uygun düşmekte ona;
N’olsa görüp istiyor, düşlüyor, dokunuyor!
Ben uyurken hatta, gövdemden hoşlanıyor.
Temelden ilişkindir yaşamam o canlıya.

Rüzgâr çıkıyor… Yaşamaya dadanmak gerekir!
Sonsuz meltem kitabımın sayfalarını çeviriyor.
Toz toz kayalardan fışkırıp durur sular;
Uçun, hadi uçun, göz kamaştıran sayfalar;
Yıkın dalgalar; şenlikli sularınızı akıtın.
Yelkenlerin yemliği şu rahat çatıyı yıkın!

Paul Valery
Çeviri: Sabri Esat Siyavuşgil


Yorumlar - Yorum Yaz