• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi27
Bugün Toplam611
Toplam Ziyaret635911

Gönülçelen; Jerome David Salinger

Gönülçelen; Jerome David Salinger

Dünya edebiyatı tam beş yıl önce (27 Ocak 2010) bir yıl önce bir kayıp daha vermişti. Amerikan edebiyatının klasiklerinden ‘’The Catcher in the Rye" in (Ülkemizde ‘’Gönülçelen’’ ve ‘’Çavdar Tarlasındaki Çocuklar’’ ismiyle yayınlandı)  yazarı Jerome David Salinger New Hampshire eyaletinin küçük bir kasabası olan Cornish'te yalnız yaşadığı evinde 27 Ocak 2010 günü 91 yaşında hayata veda etti.

Salinger, İlk kez 1951 yılında basılan ve Holden Caulfield adlı bir gencin ergenlik döneminin getirdiği düşünceler, bu düşüncelerin olgun dünyayı sorgulaması ve ikisinin arasındaki anlaşmazlıkların tema olarak işlendiği ve yabancılaşma ve isyan hikâyesini anlatan ’’The Catcher in the Rye"  romanı ile üne kavuştu.

Kitap, asi ve muhakeme yeteneği genelden farklı gelişmiş bir çocuğun, Holden Caulfield`ın ağzından yazılmıştı.

Salinger’in modern zamanların başyapıtı olarak değerlendirilen ’’The Catcher in the Rye"  romanı, ahlak dışı ve açık saçık bulunduğu için ABD’nin birçok tutucu bölgesinde uzun süre yasaklanmıştı.

Roman dünya çapında ilgi görürken 65 milyondan fazla sattı.

Yazar tarafından hiçbir zaman doğrulanmamasına rağmen, kitaptaki bazı olayların ve Holden`ın insanlara bakış açısının Salinger`a ve yaşadıklarına benzediği, Holden`ın aslında Salinger`ın kendisi olduğu söylenmiştir. 1953'te bir lise gazetesine verdiği röportajda Salinger romanın "bir nevi" otobiyografik olduğunu söyler ve şöyle der; ‘’Çocukluğum o kitaptaki oğlanınkine çok benzer geçti … İnsanlara bundan bahsetmek büyük bir ferahlama getirdi.’’

Kitap, Adnan Benk`in çevrisiyle Can Yayınları tarafından ilk baskısı 1995`te, ikinci baskısı ise Kasım 2001`de ‘’Gönülçelen’’ ismiyle, Coşkun Yerli’nin çevirisiyle de ‘`Çavdar Tarlasında Çocuklar’` adıyla Yapı Kredi Yayınları tarafından 1997`de yayımlandı.

Kitapta,  Holden Caulfield şöyle tanıtır kendini, bu aynı zamanda kitabın başlangıç cümlesidir; ‘’Anlatacaklarımı gerçekten dinleyeceksiniz, herhalde önce nerede olduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını da bilmek istersiniz ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum.’’ 

Kitaptan beğendiğim şu üç cümleyi aşağıda aktarıyorum;

“Çok iyi yaptığınız bir işte kendinizi sürekli denetim altında tutmazsanız, bir süre sonra gösterişe kaçarsınız. Gösterişe kaçınca da, eskisi kadar iyi yapamazsınız o işi.”

“Diyeceğim, çiftlikle değil de amcasıyla ilgileniyorsa, çiftliğini bırakıp amcasını anlatmalı insan. Ama benim demek istediğim, çoğu zaman, bizi çok ilgilendirmeyen bir konuyla söze başlamadıkça, bizi en çok neyi ilgilendirdiğini anlayamayız. Diyeceğim, çoğu zaman kendinizi zorlasanız bile, bir şey gelmez elinizden. İyisi mi, diyorum ben, bir insan sözleriyle ilgi çekebiliyorsa, bir konuya kaptırabiliyorsa kendini, o insanı artık rahat bırakmalı.”

“Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da canım her istediğinde onu arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.” 

Ve kitap şöyle bitiyor: “… Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater’ı ve Ackley’i bile, sözgelimi. Sanırım, o lanet Maurice’i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.” 

Salinger, yazılarını ve eserlerini kolay kolay paylaşan bir yazar değildi. Sosyal yaşantısı olmadığı, içe kapanık ve yalnızlığı ile adeta evlenmiş biri olduğu iddia edilse de Salinger’in Britanyalı dostu Donald Hartog’a yazdığı ve günlük yaşantısından bahsettiği ve yeni üniversiteye bağışlanan elli mektubu Salinger’in hiç de öyle münzevi ve asosyal olmadığını göstermektedir.

Salinger, Gönülçelen'in film haklarını satmayı da hiçbir zaman kabul etmedi.

Salinger, edebiyat kariyeri boyunca Gönülçelen'in dışında birkaç kitap ve kısa hikâyeler yayınladı. Bunlar; "9 Stories (9 Öykü)"(1953), "Franny and Zooey" (1961), "Raise High the Roofbeam Carpenters (Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar)" (1963) ve "Seymour - An Introduction (Bir Giriş)" (1959)

1965'ten bu yana, herhangi bir şey yayımlamayan, kazandığı ünden rahatsız olduğu için meraklı gözlerden giderek kaçan yazar, kendisi hakkındaki yayınları hukukî yollarla engellemeye çalıştı. Ortak anılarını kamuoyu ile paylaştığı için eski sevgilisi Joyce Maynard ile öz kızı Margaret Salinger'i hayatından çıkardı.

Salinger en son eserini vefatından yaklaşık 45 yıl önce yayımlamıştı.

Hiç basın önüne çıkmadı, hep basından kaçtı. Kuralı bir kez, 1974’te bozdu ve The Times’ın muhabirine şöyle dedi: “Yayınlamamak, müthiş bir huzur hali. Çünkü yayın, özel hayatımın korkunç bir şekilde işgal edilmesi demek. Yazmayı seviyorum. Fakat sadece kendim için, kendi zevkim için yazıyorum.”   

Jerome David Salinger’in üzerinde düşünülmesi gereken sözleri;

‘’Kadın bedeni keman gibidir, hakkını vermek için iyi bir müzisyen olmak gerekir.’’ 

‘’Dünyada hoş şeyler de var. Hakikaten hoş şeyler yani. Hepsini birden ıskalayacak kadar da salağız biz. Olup biten her şeyi hemen o sefil küçük egolarımıza gönderiyoruz.’’ 

‘’Bir şeylere üzülüyorsam, tuvalete gitmem gerekse bile gitmem. Üzülmekten gidemem. Üzülmeyi bırakıp gidemem.’’

‘’Ben kimsenin ardından, ‘İyi şanslar!’ diye bağırmam. O ne korkunç bir sözdür, bir düşünürseniz.’’

‘’Yaşlanmak; imkânlarınızın artması; ama onları kullanma gücünüzün kalmamasıdır.’’

Kendisiyle görüşmek isteyenlere, onu huzur içinde bırakmalarını, rahatsız etmemelerini söylerdi hep. Bu isteğine 27 Ocak 2010 günü tam olarak kavuşan Salinger için bir anma töreni düzenlenmedi. Son sözlerinin "the end" olduğu rivayet ediliyor.

Müzikle ilgilenenler Teoman’ın ‘’Gönülçelen’’ isimli albümünü anımsayacaklardır. Teoman bu albümüne bu ismi Salinger’in kitabından esinlenerek vermişti.

Kitap, (Gönülçelen –veya- Çavdar Tarlasındaki Çocuklar) okunmaya değer diye düşünüyorum. ‘’Doğu’’ ve ‘’Batı’’ arasındaki farkı ve günümüzdeki intihar eylemcilerini daha iyi anlamamız için Salinger’in kitabındaki şu ifadesi üzerinde düşünülmeli diye değerlendiriyorum; (Gönülçelen, Sayfa 204)

“Olgunluğa erişmemiş kafanın özelliği, bir dava uğruna seve seve can vermektir; olgun kafanın özelliği ise, bu dava uğruna seve seve yaşamaktır.” 

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz