• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi11
Bugün Toplam365
Toplam Ziyaret635665

Doğu’nun Batılı bir nefesi: Halil Cibran

Doğu’nun Batılı bir nefesi: Halil Cibran

‘’Eğer benim matemimi kahkahaya, tiksintimi coşkuya, aşırılığımı normale çevirmek isteyen varsa; ona düşen, bana Doğulular arasında adaletli bir yönetici, dürüst bir kanun koyucu, bilgeliğiyle amel eden bir dini lider, karısına kendi nefsine baktığı gözle bakan bir koca göstermektir. Beni dans ederken görmek ve davul zurna çalarken duymak isteyen; beni mezarlar arasında durdurmamalı, düğün evine çağırmalıdır.’’ Halil Cibran

Dilsiz Doğu’nu dili, kör Batı’nın gözüdür ‘’o’’.

Doğu'nun Batılı şairidir ‘’o’’.

20’nci yüzyılın dünyasının Shakespeare ve Lao Tzu'yla beraber en çok okunan üçüncü yazarıdır ‘’o’’.

1923'ten bu yana ABD'nin en çok satanlar listesine İncil'in ardından ikinci olan "Prophet/Ermiş" isimli kitabın yazardır ‘’o’’.

Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maouluf’un; "1968'in Paris'inde bir özgürlük manifestosu olarak elden ele dolaşan bir metindi’’ dediği "Prophet/Ermiş"in yazarıdır ‘’o’’.

Yine Amin Maalouf’un "Prophet/Ermiş"in günümüzde yayınlanan Fransızca baskısının önsözünde "Bir edebiyat sürgünü" dediği yazardır ‘’o’’.

1960’lı ve 70’li yıllarda Batı Avrupa ve ABD’inde gençlik arasında en çok okunan ve tartışılan yazarlardan birisidir ‘’o’’.

Amerika'nın 28’nci Başkanı olan Woodrow Wilson’un; "o, Batı'yı kasıp kavuran ilk Doğulu fırtınadır" dediği yazardır ‘’o’’.

Elvis Presley'in de sıkı bir hayranı olduğu ve eseri "Prophet/Ermiş"in binlerce kopyasını dağıttığın kişidir ‘’o’’.

Her zaman ve her yerde olduğu gibi, bunca beğeniye rağmen gençliği zehirlediği gerekçesiyle kitapları egemenlerce tehlikeli ve sakıncalı bulunan kişidir ‘’o’’.

 "Göğsümün bir yanında İsa, diğer yanında ise Muhammed oturur" sözünü söyleyebilen kişidir ‘’o’’.

 "Eğer bugün benim herhangi bir önemim varsa, bunu kadına borçluyum. Kadın benim gözlerimi ve kalp kapılarımı açmıştır. Eğer anne, kız kardeş ve kadın dost olmasaydı, ben hâlâ tatlı rüyalarda horlayan ve etrafındakilerin huzurunu kaçıran biri olurdum’’ ifadesini mektubunda yazan kişidir ‘’o’’.

‘’Katil olmamak, maktulun onurudur’’ sözünü söyleyebilendir ‘’o’’.

İşte ‘’o’’ kişi; büyük bir şair, büyük bir filozof ve büyük bir sanatçı olan Halil Cibran’dır..

Cibran soyadı nedeniyle İç Anadolu’da yaşayan ve Yavuz Sultan Selim tarafından Doğu’ya yerleştirilen Cibran Aşireti’nden geldiği, dolayısı ile Türk kökenli olduğu iddia edilir.

1883 yılında Lübnan'da doğmuştur…

Çocukluğu yoksulluk içinde geçer. Genç yaşlardayken annesini ve iki kız kardeşini kaybeder.

Picasso’nun bir deyişi vardı; ‘’sanat, acı ve hüznün çocuğudur.’’ Hewingway de; "mutlu bir çocukluk geçirmiş kişi, edebiyatçı olmaz" derdi.

Bu ifadelerin somut göstergesidir Halil Cibran.

Ancak çektiği acılar ve yoksulluk; Doğu’ya özgü bir özellikten farklı olarak melankolinin derin kuyularına, metafiziğin çıkmaz sokaklarına ve içinden çıkılmaz bataklıklara sürüklememiştir Cibran'ı.

Cibran on iki yaşındayken ailesi Amerika'ya göç eder. İlk, orta ve liseyi ABD’inde okur. Daha sonra üniversite eğitimi için Beyrut’a geri gelir. Beyrut’ta tıp, uluslararası hukuk, dinler tarihi ve müzik eğitimi alır.

1908 de Paris'e giderek Güzel Sanatlar Akademisinde üç yıl süre ile Auguste Rodin'den dersler alır. Resim yapıp satarak geçimini sağlar.

Halil Cibran 1910’da Boston'a döner ve kısa bir zaman sonra New York’a yerleşir ve ölümüne kadar orada yaşar…

‘’Fırtınalar’’ adlı kitabının Türkçe baskısının arkasındaki tanıtım yazısında onun için; ‘’Batı'dan yazan bir Doğulu olarak; Batı'ya Doğulu bir nefes, Doğu'ya Batılı bir zevk katabilme çabasıyla yaşadı" ifadesi kullanılır.

Yazım eksikliği nedeniyle ‘’dilsiz’’ olarak tanımlanan Doğu’nun dili, Doğu’yu görmedeki yeteneksizliği nedeniyle de ‘’kör’’ olarak tanımlanan Batı’nın Doğu’yu gören gözü olarak nitelenmiştir Cibran.

"Sözler" adlı kitabının Türkçe baskısının önsözünde şu ifade yer alır: "Doğu düşüncesini Batı dili ile yazmış ve kendisini kabul ettirmiştir. Batı’ya akıl öğretmek zordur, bu kişi hele Doğulu ise. Batı, akıl öğreten kişi kendisinden olursa ses çıkarmaz, ama Doğulu hele Yakındoğulu ise hiç dayanamaz. Kim oluyor bu Şarklı der. Cibran, işte Batı'nın bu insafsız önyargısını kırmıştır. Üstelik kırmakla kalmayıp, Batı'nın gözlerini Doğu’ya çevirtmiştir."

Ancak Halil Cibran’ın kitapları bunca beğeniye rağmen daha önce ifade edildiği gibi egemenlerce tehlikeli ve sakıncalı bulunmuştur.

Gençliği zehirleyici görülerek Beyrut'ta pazar yerinde yakılan ilk kitabı, Paris'te iken yazdığı "İsyankâr Ruhlar"dır. Bu yüzden Marotin kilisesi tarafından aforoz edilir. Kitapları Nazi Almanyası’nda da yakılır…

Son olarak daha iki binli yılların başında Mısır Enformasyon Bakanlığı tarafından, kitaplarının Mısır'da satılması yasaklanır.

Türkçeye "Ermiş" ve "Nebi" isimleriyle çevrilen "Prophet" isimli kitabındaki konuşturduğu kişi El-Mustafa’nın Hz. Muhammed olduğu iddia edilir. Zaten kitapta hem Kuran’ı ve hem de İncil'i anımsatacak yeteri kadar ifadeler vardır.

Kendisi gibi yazar olan ve kendisine âşık olduğu Nasıra doğumlu May Ziyade (Meryem) ile birbirlerini hiç görmeden, birbirlerinin seslerini de duymadan tam 19 yıl mektuplaşırlar. Bu mektuplar da ölümünden sonra ‘’Dosta Mektuplar’’ ve ‘’Aşk Mektupları’’ adı altında kitaplaşmıştır.

Halil Cibran "Aşk Mektupları"nda Meryem'e bu yazının başında verilen şu ifadeleri yazar: "Eğer bugün benim herhangi bir önemim varsa, bunu kadına borçluyum. Kadın benim gözlerimi ve kalp kapılarımı açmıştır. Eğer anne, kız kardeş ve kadın dost olmasaydı, ben hâlâ tatlı rüyalarda horlayan ve etrafındakilerin huzurunu kaçıran biri olurdum.’’

Bu ifade Halil Cibran’ın kadına bakışını gösterir.

‘’Eğitimli bir kadın, toplum hayatının gelişmesinde bin erkekten daha etkilidir’’ sözü ile de Cibran kadına verdiği önemi ve kadının toplum hayatındaki yerine işaret eder.

Cibran’a göre içinde aşk olan evlilik kadını da erkeği de yüceltir, kanatlandırır.
Birbirine âşık olan kadın ve erkek için şöyle der Cibran; “hep yan yana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın, çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır, zira bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez.”

Halil Cibran’ı düşüncelerindeki benzerlikler nedeniyle Nietsche ile özdeşleştiren edebiyatçılar vardır. Buna neden; Cibran’ın Paris’te iken Nietzsche'nin eserleriyle tanışmış ve ondan çok etkilenmiş olmasıdır. Cibran bu etkilenmeyi "Nietzsche kelimeleri ağzımdan çalmış" diyerek ifade eder. Ancak yaşam biçimi ve özellikleri nedeniyle Halil Cibran esas olarak Franz Kafka’ya benzer, Kafka ile özdeştir.

Halil Cibran ‘’Meryem’’e yukarıda bahsedilen mektupları yazarken Kafka da benzer mektupları sevgilisi ‘’Milena’’ya yazar. Kafka’nın Cibran’dan tek farkı Milena’yı görebilmiş olmasıdır.

Milena’ya yazdığı mektupların birinde Kafka şu ifadeleri kullanır; ‘‘içimizin korkunç sarsıntılarını kor ortaya mektup yazmak. Mektup yazmak, hortlakların önünde soyunmak, kendini ele vermek demektir.’’

Bir yazısında da Cibran şu benzer ifadeleri kullanır; ‘’evet, biz ikiz kardeşiz, ey gece; çünkü sen evreni ortaya çıkarırsın, ben ruhumu.’’

Her ikisinin de bünyeleri zayıftır ve her ikisi de ciğerlerinden rahatsızdırlar. Kafka bu rahatsızlıkla ilgili olarak her ikisini de birden tanımlayan şu sözleri Milena’ya yazdığı bir mektubunda ifade eder; ‘‘ruh ve yürek, yükü taşıyamaz olunca hiç değilse eşit bölünmesi için ağırlığın yarısını ciğer üstlenir.’’ ‘’Zayıf bir bedenin içinde güçlü bir ruhun bulunmasından daha zor bir şey yoktur.’’

Her ikisinin de yazdığı mektuplar diğer edebî metinlerden tamamen farklıdır. Bu mektuplarda yazarların kalbini, ruhunu ve iç dünyalarını tüm çıplaklığı ile görmek mümkündür. Yalnızlığa merhem, dostluğun, aşkın ve sevginin en saf hâlini yansıtan bu mektupların her satırı konuşma dilinin dışında içtenlikle ve tutkuyla yazılmıştır. Bu mektuplarda insan, sanki kendisi yazmış gibi, kendi kalbini, kendi ruhunu ve kendi iç dünyası bulur.

Halil Cibran’ın eserlerinde insan kendi yüreğinin ve aklının yansımalarını bulur…

‘’Bugünün en acı hüznü dünün sevinçlerinin yâd edilmesidir’’ sözünün sahibidir Cibran.

‘’Eğer ödülse dinin amacı, eğer vatanseverlik kişisel çıkarlar demekse ve eğer eğitim ilerlemek içinse, o zaman inançsız, vatan haini ve cahil bir adam olmayı yeğlerim’’ sözlerini söyleyebilen bir düşünürdür Cibran.

Dualarını şu şekilde yapardı Cibran; ‘’Tanrı’m, senden hiçbir şey dileyemeyiz, çünkü gereksinimlerimizi daha içimize doğmadan bilen sensin. Bize sen gereksin.’’ Burada da ‘’bana seni gerek seni’’ diyen Yunus’u görürüz.

Arda arda vereceğim şu üç yazısı ile Halil Cibran içinde bulunduğumuz Ortadoğu’nun bin yıllık yarasına parmak basar;

"Ne yazık o ulusa ki bir urba giyer, kendi dokumaz, bir ekmek yer, kendi hasat etmez ve bir şarap içer ki kendi testisinden akmaz.

Ne yazık o ulusa ki zorbayı kahraman diye alkışlar ve gösterişi fatih cömertliği sayar.

Bir ulusa ne yazık ki rüyasında küçümsediği tutkuya uyanıkken boyun eğer.

Ne yazık o ulusa ki bir cenaze töreninde yürürken sesini yükseltmez, yıkıntıları içindeyken bile öğünür ve ensesi kılıçla kütük arasında uzanırken ayaklanmaktan geri duracaktır.

Devlet adamı bir tilki, düşünürü bir hokkabaz ve sanatı yamama ve taklit olan o ulusa ne yazıktır.

Ne yazık o ulusa ki yeni yöneticilerini borazanlarla karşılar ve yalnızca bir diğerini yine borazanla karşılamak için yuhalarla uğurlar.

Ne yazık o ulusa ki bilgileriyle yıllardır dilsiz ve güçlüleri beşiktedir henüz.

Ne yazık o ulusa ki parçalara bölünmüş, her parçası kendini bir ulus sanır. "

‘’Ey kavmim, sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvın. Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın. Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıtını. Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlarına. Tanrı’ya yakarır ama firavunlara taparsın. Musa Kızıldeniz’i açsa önünde sen o denizden geçmezsin.

Ey kavmim, sen ki peygamberlerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.
Korkarsın kendinden olmayan herkesten. Ve sen kendinden bile korkarsın.
Hazreti İbrahim olsan sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın.
Hazreti İsa’yı gözünün önünde çarmıha gerseler sen başka şeylere ağlarsın.
Gündüzleri Maria Magdelena’yı fahişe diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çalışırsın.

Ey kavmim, sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin, hazdan olmayacak mahvın. Ama sen kendi acına da yabancısın. Kadınların siyah giyer kederle solar tenleri ama onları görmezsin. Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın. Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin. Ve nefret edersin dilencilerden. Utancı bilir ama utanmazsın. Tanrı’ya inanır ama firavunlara taparsın. Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen...

Ey kavmim, sen ki peygamberlerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin...

Ey kavmim, tek tek öldürülürken insanların, sen korkudan öleceksin.’’

‘’Ermiş’’ isimli kitabından bir bölüm:

'' Siz kurallar koymayı çok seversiniz, ama kuralları bozmayı daha çok seversiniz.
Tıpkı okyanus kıyısında sabırla kumdan kuleler yapan, sonra da kahkahalarla onları deviren çocuklar gibi.''

‘’Gezgin’’ isimli kitabından bir kısa bölüm:
''... İstiridyenin biri diğerine dert yanar:
-  İçimde yuvarlak ve ağır bir şey var, bana acı veriyor.
Diğeri kibirli bir memnuniyet içinde:
- Şükürler olsun ki içimde hiçbir sıkıntı yok, hem içimde, hem dışımda mutlu ve bütünüm.
O sırada oradan geçen yengeç şöyle der:
- Evet mutlusun halinden ve bütünsün ama şunu söylemeliyim ki diğer istiridyenin çektiği acının sebebi içindeki eşsiz güzellikteki incidir.''

İstemesine rağmen parasızlık nedeniyle yaşadığı ABD’inden Beyrut'a dönemez. 10 Nisan 1931 tarihinde 48 yaşında yalnız ve yoksulluk içinde hayata gözlerini yumar, geride yüzlerce tablo ile sekizi İngilizce, sekizi de Arapça yazılmış olmak üzere tam on altı eser bırakarak.

Hep bir şiire benzettiği ve "bir dağın değil, bir şiirin ismidir" dediği memleketi Lübnan'da yaşamak istiyordu.  Bu nedenle vasiyeti üzerine na’şı doğduğu yer olan Beyrut'un Beşeri köyüne defnedilir.

Ölümünde de rahat etmez Cibran. Doğduğu ve anasının atalarının din adamlığı yaptığı ve kendisinin aforoz edildiği kiliselere sahip bu ülkenin Beşeri köyü yakınlarındaki Quadicha Vadisi'ne bitişik Mar Sarkis Manastırına gelen cenazesi, önce birkaç sene başka kiliselerde bekletildikten sonra, buraya getirilebildi. Izdırabı bununla da bitmez Cibran’ın, üzerinde "gözlerinizi kapayın ve bakın etrafınıza, beni göreceksiniz, ben yanınızdayım" şeklinde, kendisine ait bir cümlesi bulunan mezarından çalınan kemikleri kayıptır. Meczuplar lahiti de çalmasınlar diye, mermer lahit yere zincirlenmiş şekilde tutulmaktadır şimdi.

Halil Cibran’ın kitapları, Almanların ‘’Taschenbuch’’ dedikleri ‘’Cep Kitabı’’ gibidir, yolda, seyahatte, plajda, parkta her yerde okunabilir, başucu kitabı niteliğindedir…

Halil Cibran'ın Türkçe yayınlanan bazı kitaplarının isimleri şunlardır:; ‘’Deli’’, ‘’Ermiş’’, ‘’Ermiş Bahçesi’’, ‘’Sözler’’, ‘’Haberci’’, ‘’Kum ve Köpük’’, ‘’İnsanoğlu İsa’’, ‘’Gezgin’’, ‘’Vadinin Perileri’’, ‘’Bir Damla Yaş ve Bir Gülümseyiş’’, ‘’Dosta Mektuplar’’, ‘’Nebi’’, ‘’Aşk’’, ‘’Aşk Mektupları’’, ‘’Gönül Sırları’’, ‘’Kalbin Sırları’’, ‘’Oluşumlar’’, ‘’Fırtınalar’’, ‘’Müjdeci’’, ‘’Avare’’, ‘’Kırık Kanatlar’’, ‘’Asi Ruhlar’’, ‘’Kendimle Konuşmalar’’, ‘’Dünya Tanrıları’’ ve ‘’Lazarus ve Sevgilisi’’

Hangi yaşta olursa olsun Cibran’la tanışmalı insan.

Kitapla tanışmamış insan bir şey kaybetmiştir, ancak Cibran’la tanışmamış insan ise çok şey kaybetmiştir.

***

Halil Cibran’ın bir diğer önemi de her biri basit, sade ve hayatın özünü anlatan bu kitaplarında yer alan aforizma niteliğinde olan sözlerinden ileri gelir.

Halil Cibran’ın kitaplarından alınan bazı sözleri;

* Ve iki sevgili gördüm.  Kadın adamın elinde, çalmasını bilmediği bir saz gibiydi. Ve adam, çıkarttığı bozuk seslerden başkasını anlamıyordu.

*  Güzelliğin ötesinde bir din ya da bilim yoktur.

* İnsanlar vardır; derin bir okyanus. İlk anda ürkütür, korkutur sizi. Derinliklerinde saklıdır gizi. Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız. Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.

* Sevinciniz, gerçekte peçesini kaldırmış kederinizdir.

* Büyük bir adamın iki yüreği vardır; birisi kanar, diğeri sabreder.

* Gariptir ki, kimi zevklerin tutkusudur acılarımızın bir kısmını oluşturan.

* Birlikte güldüğünüz kişileri unutabilirsiniz ama birlikte ağladığınız kişileri asla.

* Gerçekte biz kendi kendimizle konuşuruz; ama ara sıra diğerleri de bizi işitebilsin diye sesimizi yükseltiriz.

* ... ve siz aşk yolunu yönlendirebileceğinizi zannetmeyim, çünkü aşk sizi buna layık görürse sizin yolunuzu yönlendirir.

* Yanlışlarımızı doğrularımızdan daha büyük bir coşkuyla savunmamız ne gariptir!

* Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçekleşmesi arasındaki mesafe, yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.

* En acınacak kişi, düşlerini altın ve gümüşe dönüştürmüş olandır.

* Siz, günleriniz endişesiz ve geceleriniz bir istek ve üzüntüden uzak olduğunda özgür olacaksınız.

* Hakikate kulak veren, hakikati dillendirenden daha basit değildir.

* Güzellik bütün bir hayatımız boyu aradığımız yitiğimizdir.

* Cehaletimin sebebini bilseydim bilge biri olurdum.

 * Onlara Güneş’i işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar.

* Öğretilerin çoğu pencere camı gibidir. Arkasındaki gerçeği görürsün, ama cam seni gerçekten ayırır.

* Suçlu, çoğu zaman mağdurun kurbanıdır.

* Neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyen kederli bir kalp ne kadar yücedir.

* Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.

* Ben senin gibiyim, ey gece, vahşi ve korkunç; çünkü kulaklarım mağlup ulusların çığlıkları ve yitirilmiş toprakların iç çekişleriyle doludur.

* Ben senin gibiyim, ey gece, sessiz ve derin ve yalnızlığımın ortasında bir beşikte bir tanrıça yatar ve cennette doğan yalnızlığımda cehenneme dokunur.

* Aşk ve şüphe bir arada bulunmaz.

* Sevgiyle dolu olarak çalışırsanız, ilkin kendinize, sonra birbirinize sonra da Tanrı'ya bağlanmış olursunuz.

* Eğer işinize sevgiyle değil de isteksizlikle sarılmışsanız o zaman işinizi bırakın ve tapınağın kapısı önüne çöreklenip sevgiyle çalışanların önünüze atacakları sadakaları toplayarak geçinin, daha iyi.

* Gerçeği arayıp da onu insanlara açıklayan herkes acı çekmeye mahkûmdur.

*  İlham daima mırıldanır, asla açıklamaz.

* Sırrını rüzgâra fısıldarsan ağaçlara söylediği için suçlayamazsın.

*  Ey Tanrım, tavşanı bana av yapmadan önce beni aslana av yap.

* Arzu hayatın yarısıdır, kayıtsızlıksa ölümün.

* Dün bir rüya, yarınsa bir hayaldir. Rüyayı mutlu, hayali umutlu yapan bu gündür. Bugüne iyi bak.

* Gerçekten büyük insan odur ki, ne yönetir ne yönetilir.

* Açık olan; birisi onu basitçe anlatıncaya kadar, anlaşılamayandır.

* İnsanın değeri ulaşmak istediğiyle ölçülür, ulaştığıyla değil.

* İçinizdeki ‘'iyi’'den söz edebilirim, ama '’kötü’'den edemem, çünkü ‘'kötü’' kendi açlığı ve susuzluğu nedeniyle işkence çeken '’iyi’'den başka nedir ki?

* Hakikat iki kişiye muhtaçtır; biri onu dillendiren, diğeri onu anlayan.

*  Tanrı düşündü, ilk düşüncesi melekti, Tanrı konuştu, ilk konuşması insandı.

*  Benim varlığımın sonu yoktur. İnsanının ruhu, Tanrı’nın yaradılışta kendinden ayırdığı meşaledir.

* İki kadın konuştuğunda hiç bir şey söylemezler, bir kadın konuştuğunda bütün bir hayatı açıklar.

* Olur da bir şeylere muhtaç duruma düşerim korkusu, gerçekte muhtaç durumda oluşun ta kendisi değil midir?

* İstendiği zaman vermek güzel bir davranış olabilir; fakat istenmeden, ihtiyacı hissederek vermek çok daha anlamlıdır.

* Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim.

*  Siz, sevgiye yol göstereceğinizi sanmayın, çünkü sevgi sizde değer görürse, her yolu gösterir.

*  Sevgi sizi geliştirir, fakat budaya budaya ıstırap verir.

* Karşındakinin gerçeği sana açıkladıklarında değil, açıklayamadıklarındadır. Bu yüzden onu anlamak istiyorsan, söylediklerine değil, söylemediklerine kulak ver.

* Şafağa ancak gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.

* Hayat; kalbini okuyacak bir şarkıcı bulamazsa, aklını konuşacak bir filozof yaratır.

* Güzelliğin şarkısını söylersen eğer, çölün ortasında tek başına olsan bile bir dinleyicin olacaktır.

* Söylediklerimin yarısı beş para etmez; ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir diye konuşuyorum.

* Dünya kuruldu kurulalı bilinir: Aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varır.

* Baskıya başkaldırmayan kişi kendine karşı adaletsizdir.

* Bir gerçek her zaman bilinmek, ama ara sıra söylenmek içindir.

* Yoksa ne çiçek açan ne de meyve veren bir ağaç mı olsaydım; çünkü verimli olabilmenin sancısı, kıraç olmaktan ağırdır; ve eli açık zenginin çektiği acı dilencinin sefaletinden beterdir...

* Hayatın güzelliği ve kötülüğü içinde melekleri ve şeytanları görmeyen kişi, bilgelikten çok uzak olacak, ruhu da sevgiden yoksun kalacaktır.

* Zihnimiz bir süngerdir, yüreğimizse bir nehir. Çoğumuzun akmak yerine, sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!

* Meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler

* Bir adam bir düş gördü ve uyandığında yorumcuya giderek düşünü kendisi için yorumlamasını istedi. Yorumcu adama dedi ki, bana uyanıkken gördüğün düşlerle gel ki anlamlarını söyleyebileyim. Ama uykunun düşleri ne benim bilgeliğime aittir ne de senin imgelemine...

* Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan, yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan, ne görebiliyorsun, ne duyabiliyorsun.

* Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum görülmez bir elma bahçesidir. Ama bu tohum bir kayaya rast gelirse ondan hiçbir şey çıkmaz.

* Biz sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi onları yaşamadan çok önce tercih ederiz.

* Ağaçlar yeryüzünün gök kubbeye yazdığı şiirlerdir. Ama biz onları devirir ve boşluğumuzu kaydedebilmek için kâğıda dönüştürürüz.

* Hayatın bütün esrarını çözdüğün vakit ölümü arzularsın. Çünkü o da hayatın sırlarından biridir.

* Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır.

* Öğrenimsiz akıl sürülmemiş tarlaya benzer.

* Âşıklar birbirlerinden çok, aralarındakini kucaklarlar.

*  Sahip olduklarınızdan verdiğinizde, çok az şey vermiş olursunuz; gerçek veriş, kendinizden vermektir.

* Yalnızca bir kez naçar kaldım; '’sen kimsin?’' diye soranın karşısında.

*  Bir şeyi elde etmek istiyorsan onu kendin için isteme!

*  Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden gayrı bir şey göremezsin.

*  Beşeri kanunları yalnızca iki kişi çiğner; deli ve dâhi. Bu ikisidir Tanrı’nın kalbine en yakın insan.

*  Başkalarının yanlışının farkına varmaktan daha büyük bir hata var mı?

*  Sen iki kişisin; biri karanlıkta uyanık, diğeri aydınlıkta uyuyan.

*  Kalplerimizin sırlarını ancak kalpleri sırlarla dolu olanlar kavrar.

*  Suskunluğu gevezeden, hoşgörüyü hoşgörüsüzden ve kibarlığı kaba olandan öğrendim. Ne garip ki, tüm bu öğretmenlerime karşı oldukça nankörüm.

*  Bilmen gerekenlerin sonuna ulaştığında, duyumsaman gerekenlerin başında olacaksın.

* Ben hem alev, hem de kuru çalıyım ve benim bir yanım diğer yanımı yok etmekte.

* Anlayışlı olan beni anlayışlı, aptal olan ise aptal bulur. Bence ikisi de haklıdır.

* Bir ağaç bir kuşa "nerelisin?" diye sormaz... Sadece kuşun söylediği şarkıyı dinler...

* Eğer biri sana gülerse ona acıyabilirsin; ama sen ona gülersen kendini asla bağışlama. Eğer biri seni incitirse bunu unutabilirsin; ama sen onu incitirsen bunu hep hatırlarsın. Aslında öteki, senin başka bir bedendeki en duyarlı benliğindir.

* Eyleme dönüşen biraz bilgi; boş duran fazla bilgiden sonsuz derecede daha değerlidir.

* Gerçek dansınızı, toprak el ve ayaklarınızı geri istediğinde yapacaksınız.

* Öleceğim ve ruhum bir süre dinlenecek ve sonra bir kadın gebe kalacak bana ve yeniden dünyaya geleceğim.

***

Bu sözler Cibran’ın kitaplarından seçilen sözleri, tabii ki Cibran’ın bütün sözleri değil. Cibran’ı anlamak için bütün kitaplarını okuyarak fikrinin bütünlüğü içerisinde bu sözleri anlamak gerekir diye değerlendiriyorum.

10 Nisan 1931 tarihinde 48 yaşında yalnız ve yoksulluk içinde hayata gözlerini yuman Halil Cibran’ı 85’inci ölüm yıldönümünde saygıyla anıyorum. Toprağı bol olsun.

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz