• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam514
Toplam Ziyaret630082

Ağaca Çıkmak İstiyorum

Ağaca Çıkmak İstiyorum

Dinçer Yıldız’ın ‘’Giordano Bruno - Yakılan ‘Kafir’in Yaşamı ve Felsefesi’’ (Sun Yayıncılık, İstanbul, 2008) isimli güzel bir kitabı var Bruno’yu anlatan…

"Evren sonsuzdur" diyen, Hristiyanlık öğretilerini doğru bulmayan, bulmadığını dile getiren, kaleme alan, özgür düşünceyi savunan, radikal beyne sahip, sahip olduğu değerler ve düşünceler doğrultusunda sürekli sürgünlerle karşı karşıya kalan, bu sayede veya bu yüzden tüm Avrupa'yı dolaşan, kıvrak zekâlı, Giordano Bruno'yu biraz daha genişleterek anlattır yazar kitabında…

Bruno'yu en çok şu sözü ile biliriz:  "Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar."

Kiliseye karşı bir sistem içinde yer aldığından din sapkınlığı ile suçlanır. Engizisyon baskısından kurtulmak için Roma'ya, ardından Kuzey İtalya'ya kaçar. Dinsizlik ile suçlandığı için hiçbir yerde kalıcı olarak yaşayamaz, sürekli gezer. 

Bir ara Zürih'e geçen Bruno, bir İtalyan aristokrat tarafından Venedik'e davet edilince bu daveti kabul eder. Burada Galileo Galilei ile tanışır. Ama Mocenigo adlı bir aristokratla çatışınca, onun tarafından Engizisyon'a teslim edilir. 

Ona, düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylenir. Ama o, gördüğü bütün işkencelere karşın, görüşlerinden taviz vermez ve ölüme mahkûm edilir.

Ölüm kararını kendisine bildiren yargıca, "Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz" diye haykırır Giordano Bruno...

Uzunca bir hapis dönemi olmasına rağmen hiçbir düşüncesinden dönmez Bruno... Her kendi cümlesi kendi duvarı, kendi zırhı olur. En sonunda da engizisyon kararı ile meydanda, halk karşısında dili koparılarak yakılır Giordano Bruno. Yakılmadan önce kendisine öpmesi için "kutsal haç’’ uzatılınca tiksinerek yüzünü yana çevirir ve yanarken hiç bağırmaz Bruno, gıgını bile çıkarmaz…

Şimdi Roma’da yakıldığı yerde Campo dei Fiori Meydanında bir heykeli mevcuttur.

Bruno’nun çocukluğu manastırda geçer… Manastırda kapıyı kilitlemek yasaktır. Ama kitap okumak daha çok yasaktır. Bruno kilitli kapılar ardında gizli gizli kitap okumaktadır. En yakın arkadaşı onu yakalar ve günah işlediği için ona çok kızar.

Bruno da çocukluk arkadaşına en masum şekilde açıklar; ''Çocukken ağaca çıkardık. Ağaca çıkmak yasaktı. Senin amcan bizi yakalar ve kolumuzdan tuttuğu gibi eve götürürdü. Biz ne yapardık? Yasak olduğu için ilk fırsatta yine ağaca çıkmaya çalışırdık. Sonra düşmüştük. Sen bacağını kırmıştın. Oysa amcan yasaklamak yerine, ağaca nasıl çıkılacağını bize öğretse daha iyi olmaz mıydı? Böylece düşmezdik. Kitapları yasaklamak yerine okumama izin ver. Bilmediğimiz o kadar çok şey var ki… Ağaca çıkıp, özgür ve mutlu olduğumuz günleri hatırla'' der arkadaşına ve ortak eder günahına. (!)

Bruno işkence ile sorgulanırken, gücünün tükendiği bir an; “Ağaca çıkmak istiyorum. Ağaca çıkmak istiyorum.” diye avaz avaz bağırır….

Bu feryattan, bu figandan işkenceci papaz hiçbir şey anlamaz tabii ki…

Ben de; ülkece içine düştüğümüz bu açmaz, bir kör cehaletten kaynaklanıyor, laik eğitimi unutup bir mezhebin peşine aymazca düşüp Ortaçağa doğru dolu dizgin gitmekten kaynaklanıyor, devlet idaresinde liyakat yerine ''adamımızdır, bizdendir'' diye bir cemaatin adamlarını yerleştirmekten kaynaklanıyor, bilimden, ilimden, fenden, sanattan, edebiyattan, felsefeden uzaklaşmamızdan kaynaklanıyor, yüce Atatürk'ün ilkelerinden ayrılmamızdan kaynaklanıyor diye avaz avaz bağırıyorum..

İşkencedeki Bruno gibi acı içinde “Ağaca çıkmak istiyorum. Ağaca çıkmak istiyorum.” diye avaz avaz bağırıyorum, Edward Munch'un tablosundaki gibi çığlık çığlığa bağırıyorum...

Koyu bir karanlığa doğru gidiyoruz çünkü…

Osman AYDOĞAN, 23 Ağustos 2016


Yorumlar - Yorum Yaz