• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret627188

Ruhlarımız Geride Kalıyor

Ruhlarımız Geride Kalıyor

16 Ocak 2020

İtalyan sineması denilince ilk akla gelen İtalyan film yönetmeni Michelangelo Antonioni'nin 1995 yapımı "Par-delà les Nuages" (Bulutların Ötesinde) adlı bir filmi var. Michelangelo Antonioni İtalya'ya ve Fransa'yı gezer. Oralarda dört aşk hikâyesine tanık olur, bir araya getirerek film yapar. Hikâyelerin ortak noktası merkezlerinde bir kadının olmasıdır.

Michelangelo Antonioni filmi çekerken yaşlı ve felçli birisi olarak tekerlekli sandalyeye mahkûm olduğundan film çekiminde kendisine Alman film yönetmeni, oyun yazarı, fotoğraf sanatçısı ve yapımcı Wim Wenders yardımcı olur.  

Bu film 1995 yılında Venice Film Festivali'nde Michelangelo Antonioni ve Wim Wenders'e ‘’Fipresci Ödülü’’ (*)nü kazandırır.

İşte bu filmde hoş bir sahne ve hoş bir hikâye vardır. Genç kız bir kafede gizemli bir erkekle tanışıyor ve adam ona şu hikâyeyi anlatıyor:

''Bir zamanlar Afrika'da kayıp bir şehri aramakta olan arkeologlar, beraberlerindeki eşya ve yükleri, hayvanların ve yerlilerin yardımı ile taşıyarak uzun bir yolculuğa çıkmışlar. Kafile zor doğa koşullarında, balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa günlerce devam etmiş.

Fakat günlerden bir gün yerlilerin bir kısmı birden durmuşlar. Taşıdıkları yükleri yere indirmişler ve hiç konuşmadan beklemeye başlamışlar. Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen batılı arkeologlar bu duruma bir anlam veremeyip, zaman kaybettiklerini, bir an önce yola devam etmeleri gerektiğini anlatarak, yerlilerin neden durduklarını öğrenmek istemişler. Fakat yerliler büyük bir suskunluk içinde sadece bekliyorlarmış. Bu anlaşılmaz durumu yerlilerin dilinden anlayan rehber, onlarla bir süre konuştuktan sonra şu şekilde ifade etmeye çalışmış: 'Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor.' ''

Modern şehir hayatının ve çağımızın getirdiği en büyük sorunlardan biri bu; "hızla ve sonu bir türlü gelmeyecek olan hedeflere doğru çılgınca koşuşturmak" ve koşuştururken etraftaki ayrıntıları, manzaraları, küçük mutlulukları, kısaca hayata dair pek çok yaşanası güzelliği görememek ve kaçırmak... Ya da yaşanan yığınla drama, saçmalığa ve ilkelliğe seyirci kalmak, duyarsızca sadece bakıp geçmek ve gitmek... Artık kimse güneşin doğuşunu veya batışını, bulutların hareketini, gökyüzünü, yıldızları izlemiyor, bir böceğin vızıltısını, bir ağacın hışırtısını, bir rüzgârın uğutusunu dinlemiyor...

Montaigne, denemelerinde şöyle derdi: ‘’Herkes önüne bakar, ben içime bakarım; benim işim yalnız kendimledir. Hep kendimi gözden geçiririm, kendimi yoklarım, kendimi tadarım… Bir şey öğretmem, sadece anlatırım…’’

Yeter artık değil mi? Çok hızlı gidiyoruz! Biraz durup, mola vermeli, orada ruhlarımızı beklemeli, her günün bitiminde yatağa uzanıp Montaigne gibi kendi içimize doğru bakmalıyız. Güneşin doğuşunu ve batışını, gökyüzünü, bulutları, yıldızları izlemeli, böceklerin vızıltılarını, ağaçların hışırtılarını ve rüzgârın uğultusunu dinlemeliyiz... Huzur, gerçek ve bütünlük oradadır…

Osman AYDOĞAN

(*) Fipresci (veya Fipresci Ödülü), uluslararası bir sinema yazarları örgütü ve bu örgütün dağıttığı ödülün adıdır. Açılımı Fransızca ''Fíédíération Internationale de la Presse Ciníématographique'' şeklinde olan bu örgütün (ödülün) İngilizce adı ise ''International Federation of Film Critics'' 'tir. Türkçe'ye ''Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu'' (Ödülü) olarak çevrilebilir. 


Yorumlar - Yorum Yaz